Ahmet Mümtaz Taylan: Umut kesmek kibirdir. Ben kimseden, hiçbir şeyden umut kesmem

Ahmet Mümtaz Taylan: Umut kesmek kibirdir. Ben kimseden, hiçbir şeyden umut kesmem

Nasıl yapıyorsa yapıyor, canlandırdığı hemen her karakterle hayatımızın içine girmeyi başarıyor. Bugünlerde ‘Alef’ dizisindeki Settar rolüyle karşımızda. Ahmet Mümtaz Taylan, deyim yerindeyse ekranda yine döktürüyor. Deneyimli oyuncuyla diziye ve hayata dair konuştuk. Oya Çınar / oya.cinar@posta.com.tr

23 Mayıs 2020, Cumartesi 07:01 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bence ‘Alef’, son dönemin en iyi işlerinden biri. Sizce iyi senaryo, iyi işin yüzde kaçı? Diziyi bu kadar seyirlik yapan şeyler neler?

Yaptığımız iş, toplam akıl ve takım oyunu gerektiriyor. Yapım koşullarının her biri ehliyetle oluşturulmamışsa, tekne muhakkak su alır. İyi bir senaryo işin olmazsa olmazı ama ‘Alef’te tüm paydalar ortalamanın üstüydü. Başarısını toplam kalitede aramak lazım.

Seyirci gözüyle izlediğinizde “İşte bu!” dediniz mi? Yoksa her zaman eleştirilecek bir yan bulunur mu?

Eleştirilecek şeyler her zaman vardır. Eğer yaptığınız işi kendiniz değerlendirip eleştiriye tabi tutmazsanız, bunu başkalarına bırakmış olursunuz. Pozitif eleştiri kültürümüz zengin değil biliyorsunuz.

Daha iyisini yapmak için yaptığınız, ettiğinizle aranıza objektif bir mesafe koymanız yararınızadır. Bütünü açısından ‘Alef’te bulunmaktan çok mutluyum ama her yeni projede daha iyisini yapmanın yollarını arayacağız. İşimizin tabiatı bu.

İzlerken bu kadar güzel, renkli bir şehir neden puslu ve karanlık gösterilmiş diye düşündüm. Hikayenin ağırlığı bunu mu gerektiriyordu?

Evet, bu yapım kontrast ışık gerektiren, ışıkla karanlığın birbirini itip çektiği bir dünya kurmayı gerektiriyordu. Emre Kayış’ın senaryosu, Emin Alper’in onu okuma ve kurma biçimi böyle bir dünyaya konumlandırdı bizi. Polisiye türünde iyi çalıştığı için, sık başvurulan klişelerden biri de budur. Yarı karanlık, belli belirsiz muğlak anlar...

Settar, derin ve travmaları olan biri. Daha düz birini oynamakla Settar’ı oynamak arasında nasıl farklar var?

Her yeni rolde şapkadan tavşan çıkarmak zorundasın. Her yeni karakterde yeni şeyler yapmaya, göstermeye senaristin öngördüğü, yönetmenin görmek istediği derinliği yakalamaya çalışırım. Onlarla çelişmeden kendi muradını da hamura katman gerekir. Her defasında fark yaratan bir kıvam bulmaya çalışıyorum.

BİRİNDEN BOŞ MEKTUP ALSAM, MEYDAN DAYAĞI YEMİŞ GİBİ OLURDUM

Settar’ın karısının ona bıraktığı boş mektup sahnesinden çok etkilendim. Gerçek hayatta birinden boş mektup alsanız ne hissederdiniz?

Meydan dayağı yemiş gibi olurdum herhalde. Hayali bir karakter için bile temenni edilecek şey değil.

BEN VAZGEÇMEYİ BİLMİYORUM ÖĞRENMEK DE İSTEMEM

Sizce karşımızdakiyle ilişkimizin koptuğu yer tam olarak neresidir? Hangi durumda, birine yazacağınız mektubun içi boşalırdı?

Umut kesmek kibirdir. Kimseden, hiç bir şeyden umut kesmem. Söz hiç tükenmez, tükenmemelidir. Ben vazgeçmeyi bilmiyorum. Öğrenmek de istemem. Sevdiğim biriyle aramızdaki anlaşmazlıklar kopmak için gerekçe olmaz. Kopmanın ölçüsü belki hiç özlememek olabilir.

Normalde kırgınlıklarını ya da öfkesini kolay ifade edebilen biri misiniz?

Kolay olmuyor ama derdini mutlaka dile getirmeye çalışan biri olduğumu söyleyebilirim. Uygun üslup için çok çaba sarf ettiğimi de ekleyeyim.

HUYSUZLUĞUM, YOĞUNLUKLA ÇALIŞMA SÜREÇLERİNDE BAŞ GÖSTERİR

Yakınlarınız sıkça ‘huysuzluğunuzdan’ bahsediyor. Siz kendinizi huysuz buluyor musunuz?

Genel geçer huysuzluk anlayışına uygun derecede huysuz olduğum açık. Ancak huysuzluğumun yoğunlukla çalışma süreçlerinde baş gösterdiğini belirtmeliyim. Çalışmak çalışmaktır ve işimi ciddiye alıyorum.

Dünyanın en önemli işi değil biliyorum ama onu dünyanın en önemli işiymiş gibi yapmanın öğretildiği bir disiplinden geliyorum. Bu öğretiden vazgeçemediğim için, süratle özür dilemeyi de öğrendim ve incitici dozdaki huysuzluktan uzak durma terbiyemi geliştirmeye çalışıyorum.

BEDELSİZ VE MESNETSİZ BİR ŞEKİLDE ELDE EDİLEN OTORİTEYLE DERDİM VAR

Dizideki karakterinizin otoriteyle de derdi var. Siz de bana hep öyle görünüyorsunuz. Sizin itiraz duygunuzu neler tetikler?

Birikim, donanım ve deneyim yoluyla kendiliğinden oluşmuş türden otoriteyle hiç sorunum olmadı. Makam, mevki yoluyla bedelsiz ve mesnetsiz elde edilmiş üstenci otoriteyle ise daimi derdim var. Vazgeçmeyi de düşünmem. İtirazımı tetikleyen çok şey var ama suyun başını tutanlar; haksızlık, vicdansızlık, ezbercilik ve ucuz kutuplaşma...

EGO, BOYNUNUZA ASILMIŞ KALDIRIM TAŞI GİBİDİR, TAŞIMASI DA AYRI DERT

Dizinin yönetmeni Emin Alper’in sizi daha küçük oynamanız yönünde uyardığından gülerek bahsetmiştiniz. Egonuz böyle durumlarda hiç çıkmaz mı gerçekten?

Ego boynunuza asılmış kaldırım taşı gibidir. Taşıması da ayrı dert. Ben benimkiyle baş etmeyi öğrendim sayılır. Aksi takdirde gülünç olmaktan kurtulamazsınız. Sinema yönetmen sanatıdır. İyi bir yönetmenle çalışmak maça 1-0 önde başlamak gibi. Yardımını almamak ahmaklık olur.

Emin Alper, her oyuncunun çalışmak isteyeceği bir yönetmen. Donanımına güvendiğiniz, monitörde denetlemek zorunda olduğu, kırk kalemi takip eden yönetmen, bir de sizin oyununuzun dozunu görüp düzeltiyorsa bundan ancak mutlu olursunuz.

Ekşi Sözlük’te, dizinin Cerrahi Tekkesi’ni işaret ettiği yazılmış. Dizinin böyle bir göndermesi var mı?

Bildiğim kadarıyla yok. Masa başında da sette de böyle bir şey konuşmadık. Özellikle de mevcut bir tarikata gönderme yapmaktan kaçınmaya çalışıldı.

Hayatın genelinde nelerle derdiniz var? En çok sorguladığınız konular neler?

Artık kendimi büyük oranda tanıyorum. Dünyayı kurtarabilecek biri değilim. Dolayısıyla hedef ve beklentilerimi yıllar içinde ulaşılabilir ölçülere çekmeyi kabullendim. İyi bir insan olmaya çalışıyorum. Yol arkadaşı bir baba, güvenilir bir hayat arkadaşı, aranılır bir profesyonel olmak benim için yeterli. Sevdiğim şeylere yönelik merakımı ve iştahımı taze tutmaya çalışıyorum. Hepsi bu özetle...

YAPTIĞI İŞİ KUTSAYANLARDAN DEĞİLİM, BIRAKALIM BAŞKALARI ÖNEMSESİN  

“Uzaya füze uçurmuyoruz, o kadar mühim değil yaptığımız iş” demişsiniz. Hayatta yaptığınız işler arasında en önemsediğiniz konu ne?

Şu anlamda söyledim onu; oynarken, yazarken, yönetirken hata yaptığımızda muhatabımızı öldürebileceğimiz bir iş değil bizimki. Beyin cerrahının eli kritik bir anda titrese alem değiştirebilirsiniz. Yaptığı işi kutsayanlardan değilim. Bırakalım başkaları önemsesin önce. İşimi olabildiğince ciddiyetimle yapmaya çalışırım.

Önemsediğim tek şey başkalarının önemseyeceği hikayeler anlatmak, birbirine benzemeyen insanları, ortak hikayelerle birbirine çağırmak.

LAFI GEDİĞİNE OTURTMAYA MEYLİM VAR

Bazı sözleriniz aforizma gibi hafızalarımızda. Hiç unutamadıklarımdan biri “Sahici dostun fısıldadığı bir söz, kaderin size sana şans verme biçimidir.” Sizin hayatınıza yön vermiş bir dost sözü var mıdır?

Aforizma yerine oturursa güzeldir. Doğru yerde dile gelmezse gülünçleşebilir. Ben meraklısı değilim ama lafı gediğine oturtmaya meylim var. Uzun yazılardan cımbızlanmış bazı cümlelerim dile düşmüş olabilir, maksat aforizma üretmek değildir aslında. Az sayıda ama canım kadar değer verdiğim dostlarım var, hep can kulağıyla dinlediğim… Kendime çeki düzen vermek için kulağım onların cümlelerine açıktır daima.

Herkesi dinleyip bildiğini okuyanlardan mısınız?

Herkesi dinlemem ve hep bildiğimi de okumam. Deneyim arttıkça iyi bir fikre kıymet vermeyi öğreniyor insan. Doğru bir uyarıyla tutumumu tamamen değiştirdiğim çok hadise var hayatımda.

SAMİMİYET, TAHİN-PEKMEZ KIVAMINA ERİŞMEK, EMEK VE SAYGI GEREKTİRİR

Genellikle mesafeli olduğunuz söyleniyor. Peki, deyim yerindeyse sizinle yüz göz olmak isteyen biri, bunu nasıl sağlar?

Her tür ilişkide mesafe esastır. Samimiyet, yakınlık, içli dışlı olmak, tahin-pekmez kıvamına erişmek, emek ve saygı gerektirir. Benim kendisine gösterdiğim özeni bana gösteren herkese kapı açık. Gelene git, gidene kal demiyorum.

Dünyanın yakın geleceğine dair nasıl duygu ve düşünceler içindesiniz?

İnsanlık çok zor, çok yavaş, çok emekle yol alıyor ve fakat çok kolay yoldan çıkabiliyor. Bizim payımıza düşenden daha fazlası evlatlarımıza nasip olur umarım. Ödev çok, yol çok uzun... Allah herkesin işini rast getirsin.

Kısa kısa…

Romantik misiniz gerçekçi mi?

Birine razı değilim. İkisinden de nasibimi almaya çalışıyorum.

Hayattan aldığınız en güzel hediye ne?

Kızım. Annesi çok zor koşullarda taşıyıp, dünyaya getirdi onu.

Çok güzel bir kadın mı çok entelektüel bir kadın mı sizi daha çabuk etkiler?

Eğlenceli bir yanıtım yok affedin. Ben ancak benden etkilenen bir kadından etkilenebilirim.

Baba olduktan sonra anladım cümlesini nasıl devam ettirirsiniz?

Baba olduktan sonra anladım; “Biz” ne demekmiş!

Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder