Ahmet Mümtaz Taylan: Vazgeçilmez olan her yerde yapar

Hayat Şarkısı’nın Bayram Baba’sıyla buluştum bu hafta. Gündemin acı konularından biriyle başladık sohbete. Yazma serüveni, hayalleri, tiyatro, dizi derken… Ben sordum, o anlattı. Size de okuması kaldı

25 Şubat 2017, Cumartesi 05:00
A A
RÖPORTAJ: ARMAĞAN ÇAĞLAYAN

■ Çok gergin günlerden geçiyoruz. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin kundaklanması hakkında ne düşünüyorsunuz?


Kibrit kutusuna sığmayacak bir akıl ve çapsızlık bu. Böyle bir şeyin toplumsal barışı ne kadar zedeleyebileceği, geri dönüşü olmayan hasarlar yaratabileceği konusunda bile anlaşamıyor olmamız korkunç.

■ Her şey bir yana, bir okulun yakılmaya çalışılması ürkütücü.

Kuran kursu, yurt ya da kebapçı... Herhangi bir yerin yakılmak istenmesi korkunç. Daha büyük doğrular etrafında buluşabilmek varken, anlaşamadığımız noktaları öne çıkarıyoruz. Anlaşamadığımız noktalar tabii ki olacak. Herkes ülkesi için farklı gelecekler, farklı çözümler görüyor. Ama hepimizin asgari müşterekleri var. Biraz onlar hakkında konuşsak daha doğru davranırız.
 

İTİŞ KAKIŞTAN SIKILDIM


 ■ Yazıyor musunuz?

Bizim meslekte uzun süre çalışan herkesin eli kalem tutar. Yastığının altında hayalleri vardır. Benim de var. Bir sürü proje var bilgisayarımdaki ‘yengeç sepeti’ dosyasında. Oyunlar, senaryolar, roman taslakları… İki yıla yakın Hürriyet’te, önceden Radikal’de yazdım. Uzunca bir süre OT’taydım. Şimdi yeni bir dergi çıkartıyoruz. Popüler kültür, edebiyat üzerine, TUHAF diye bir dergi.


■ Kim çıkartıyor?

OT’dan ayrılan genişçe bir grup.

■ Ne oldu Ot’ta, niye böyle bir ayrılık yaşandı?

Ot’un ortakları arasında anlaşmazlık oldu galiba. Teknik bir mesele. Biz ayrılan arkadaşlarla birlikteydik zaten.

■ ‘Popüler edebiyat’ dergileri çok eleştiriliyor…

Doğrudur, belki haklı yanları da vardır ama okumayı kışkırtan her şey benim için makbul. Neticede edebiyatla ilgili bir şeylerin yazılması, okunması faydalıdır. Aylık bir derginin 40-50 bin satması olağanüstü.

■ Bir kişi bile alsa, okumak okumaktır, diyorsunuz…

Tiyatroda da hep söylüyoruz. Tek bir seyirciyi kafası karışık, sorularla uğurluyorsan, olay budur.

■ Tiyatro yapıyor musunuz şu anda?

Aralık ayında emekli oldum Devlet Tiyatroları’ndan. Ama tabii ki devam edeceğim.

■ İsteyerek mi bıraktınız?

Evet. Mevcut yapısıyla yürüyemediğini ve yürüyemeyeceğini düşünüyorum. Devlet Tiyatroları değişim, dönüşüm konusunda çok hevesli bir idareye hiçbir zaman sahip olamadı. Bakanlık da bunu yapamadı. Artık bu itiş kakıştan çok sıkıldım. Dışarıda daha verimli olacağımı düşünüyorum.

■ Zor değil mi dışarıda çalışmak?

Yoo değil. Aynı zamanda yönetmenim. İşinizi iyi yaptığınız, vazgeçilmez işler yaptığınız sürece, her yerde yaparsınız.

■ Diziden para kazanmak zor artık…

Kazancı garanti olan sadece, yönetmen ve oyuncular. Yapımcılar kazanıyor mu bilmiyorum ama oyuncusu kadar kazanamayan yapımcı var, onu biliyorum.
 

SEYRETMEYE DEĞER BULDUĞUM BİR İŞ YOK


■ Bence televizyon kendi kendini yok ediyor bu ülkede…

Televizyon yavaş yavaş miadını dolduruyor. Kaç sene sürer bilmiyorum. Dizi bitmez ama televizyon dizisi yavaş yavaş bitiyor. Gerçi Türkiye’de bir şeyin başlaması da bitmesi de çok zaman alıyor.

■ Oyuncular itiraz etmiyor galiba?

Herkes ediyor, oyuncu da yapımcı da. Kanal da mutlu değil. Ekonomik gerekçeler yüzünden böyle oluyor. Hangi yapımcı haftanın 6 günü 160 dakika üretmek ister ki?

■ Dizi izliyor musunuz?

Baştan sona seyretmeye değer bulduğum bir iş yok. Seyredemiyorum ama hemen her şey hakkında fikrim var. Bunca senedir bu işi yaptığım için çok sıra dışı bir şey çıkmayacağını biliyorum.

■ Bu senaryo tutar, bu tutmaz hissiniz var mıdır?

Bazen isabet ettiririm. Çoğu zaman ıskalarım. Kendimle ilgili de, önce bütün senaryoyu okurum, sonra bana verilen karakter üzerine düşünürüm. Çok vazgeçilmez bir şeyse küçüklüğüne büyüklüğüne bakmadan oynarım. Yani o karakter olmadan senaryo eksik kalıyorsa, yapısal olarak doğru bir karakterdir.

■ Leyla ile Mecnun senaryosu geldiğinde ne düşündünüz?

Tiyatrocu gözüyle okuduğumda bayılmıştım. Fakat, “bunu ki diye başladık. Giderek fenomen olduk. Müthiş bir seyircisi vardı. Sayısal olarak değil nitelik olarak.
 

STARLAR KAZANDIĞINI HAK EDİYOR


■ Star sistemi sizi rahatsız ediyor mu?

Hayır. Dünyanın her yerinde starlar ve oyuncular vardır. Nadiren de star oyuncular vardır. Kıvanç (Tatlıtuğ) gibi, Kenan (İmirzalıoğlu) gibi… Bundan rahatsız olmuyorum. Kazandıklarından da… Delice vakit harcıyorlar. Hayatlarını setlerde geçiriyorlar. Takdir ediyorum. Beni haftada 6 gün sete çağırırsanız sıkıntı çıkar. Kendimi biliyorum, o yüzden uzak duruyorum.

■ Eskiden tiyatro daha çok star üretiyordu…

Evet, çünkü tiyatro daha çok ilgi görüyordu. Televizyon 100 kanal değildi. Sanatla barışık siyaseti hiçbir zaman göremedik bu ülkede. Hep sınıfta kalıyoruz bu konuda. ‘Uzlaşma’ deyince herkes kendi söylediğinde ısrar ediyor. Öyle uzlaşılmaz ki. Farklı şeyler söyleyebiliriz ama birlikte yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor.
 

MÜSLÜM DİNLERİM KİBARİYE SEVERİM


■ Ne tarz müzik dinlersiniz?

Pop da dinlerim, türkü de, klasik müzik de… Ruh halime göre, arabesk dahil hepsini dinlerim. Müslüm Gürses dinlerim, Kibariye severim, İntizar severim.

■ Gece çıkar mısınız?

Çıkmıyorum. Sağlık sorunlarım nedeniyle alkol de kullanmıyorum. “Abi senle rakı içmek ne güzel olurdu” diyorlar ama kullanmıyorum. İnsanlara öyle bir izlenim vermişim.

■ Aynen öyle. Dışarıdan baktığımda ben de, “rakıcı ve Beşiktaşlı” olduğunuzu düşünüyorum.

Evet herkes öyle diyor ama Fenerbahçeliyim aynı zamanda kongre üyesiyim.

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;
Sıradaki haber yükleniyor...

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.