Bu bir av ile avcı hikayesi

'Avcı'lar, 'av'ı sıkıştırmaya başlamıştı. Trabzon'da katillerden katil seçiliyor, silah elde hedefe kilitleniyordu. Devlet gözetmendi. Azmettiren de belliydi, cinayete seyirci kalacak olan da...

19 Ocak 2015, Pazartesi 08:41
A A

NEDİM ŞENER YAZDI

Gençlik yıllarından itibaren memleketin Emniyet'i, MİT'i, Jandarması Hrant Dink'in peşinden hiç ayrılmamıştı. Hrant Dink "Solculuk", "Ermenilik faaliyetleri" gerekçesiyle sürekli hedefti. Buna bir de 1996 yılında kurduğu Agos gazetesindeki "gazetecilik" faaliyeti eklenince devletin kırmızı çizgisine iyice yaklaşmış oldu.
Ermeni soykırımı tartışmalarında, Ermenistan'la ilişki kurulmasında, bir Ermeni olarak var olma hakkının tanınmasında barışçıl bir dil kullanıyordu. Bu durum onu savaş ve çatışma dili üzerine kurulmuş bir ülkede devletin ve karanlık uzantılarının hedefi haline getirmişti.

6 Şubat 2004 günü Agos'ta Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen'in Ermeni asıllı olduğuna dair 'Sabiha Hatun'un sırrı' başlıklı yazısı Hrant Dink'in devletin kırmızı çizgisini geçtiği an oldu. Artık onun için geri dönüş yoktu. 

Hrant Dink'in o yazısına dayanarak Hürriyet gazetesi konuyu 21 Şubat günü "Sabiha Gökçen'in 80 yıllık sırrı" başlığıyla manşet yaptı.  Devletin huzursuzluğu su üstüne çıktı.

22 Ocak 2004 günü Genelkurmay Başkanlığı Hrant Dink'i yazılı olarak açıktan uyardı; "Ayağını denk al" diyorlardı. Devlet mekanizmasının gizli çarkları da çalışmaya başlamıştı.

Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Şenkal Atasagun'un telefonu çaldı. Telefon, Genelkurmay Başkanlığı'ndan geliyordu. Telefondaki ses MİT Müsteşarı'na, Hrant Dink'in uyarılması talimatını veriyordu.

MİT Müsteşarı Atasagun, MİT İstanbul bölge Başkanı'nı aradı. Hrant Dink ile görüşme yapılmasını ve uyarılmasını istedi. MİT İstanbul Bölge Başkanı, yardımcısı Özel Yılmaz'ı görevlendirdi. Özel Yılmaz, İstanbul Vali Yardımcısı Erkan Güngör'ü aradı. Hrant Dink ile görüşmek istediğini ve Valiliğe çağırılmasını istedi.
Ertesi gün (23 Şubat 2004 ) Hrant Dink'in telefonu çaldı. Sabiha Gökçen haberiyle ilgili olarak Valiliğe "davet" edildi. Bu sıra dışı bir davettir. Bugüne kadar hiçbir gazetecinin bir haberi için Valiliğe çağrıldığı duyulmamıştır.

Dink bir şeyler olacağını sezinler.

24 Şubat 2004 günü MİT'ten Özel Yılmaz olabilecek en net şekilde Dink'i uyarır. Ermeni toplumunun bazı kurumlarına yönelik saldırıların planlandığından bahseder. "Bazı densizlerin terör sayılabilecek girişimlerde bulunduğundan", bazılarının yakalandığını ama sokakların bu gibi insanlarla dolu olduğundan söz eder. Dink'e "Dikkat edin ülkeyi ve ortamı gerecek girişimlerden uzak durun" diye çıkışır.

Özel Yılmaz kendisine verilen görevi yapmıştır. Dink anlıyordu; artık sokaklar kendisi için güvenli değildi.
Hemen arkasından birileri sokakları harekete geçirdi. Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Levent Temiz'in (daha sonra Ergenekon davasından yargılandı) başını çektiği grup bu uyarıdan yalnızca iki gün sonra 26 Şubat günü Agos'un kapısına dayandı.

Polisin gözü önünde Hrant Dink'i tehdit ediyordu; "Artık nefretimizin, öfkemizin hedefisin, ya sev ya terk et, bir gece ansızın gelebiliriz" diyorlardı. Sonra bir başka grup geldi Agos'un önüne, ardından avukat Kemal Kerinçsiz (daha sonra Ergenekon davasından yargılandı) girdi devreye. Savcılığa 13 Şubat 2004 tarihinde yazdığı yazı nedeniyle hakkında suç duyurusunda bulundular. Derin devletin araçlarından Veli Küçük (daha sonra Ergenekon davası sanığı oldu) bizzat mahkemelere müdahil oldu.

Hrant Dink gizli güçlerin açık hedefiydi. Ona sokakları olduğu gibi hayatı da dar etmek için el ele vermişlerdi.  Tam üç yıl sonra 19 Ocak 2007 günü ölüm sokakta tam da sahibi olduğu Agos gazetesinin önünde buldu onu. Onu uyaran MİT'çi "haklı" çıkmıştı!

Olup biten aslında bir av ile avcı hikayesi...

Avcılar mahkeme salonlarında, sokakta avı sıkıştırmaya başlamıştı. Trabzon'da katillerden katil seçiliyor, silah elde hedefe kilitleniyorlardı. Emniyet ve Jandarma gözetmendi. Azmettiren de belliydi gözünün önünde gerçekleşecek cinayete seyirci kalan da...

Özellikle Emniyet İstihbarat, Hrant Dink cinayetinin hazırlığından işlenmesine kadar geçen süreçteki tüm adımları raporlaştırmış. Tetikçilerin arasına elemanını yerleştiren Emniyet her adımı takip etmiş. Adeta ölümünü seyretmiş. Hatta bu cinayetin işlenmesini istemiş. Hrant Dink'in kardeşi Hosrof Dink ile 2009'da yaptığım röportajda söylemişti; "Ağabeyimin öldürülmesinde Ergenekon ile Ergenekon'a karşı olanlar mutabıktı."

Bu öyle bir karmaşık bir mutabakat ki, artık bugün insanlar, "Birileri Ergenekon operasyonlarının başlaması için Dink'in öldürülmesine göz yumdu" yorumunu yapar hale geldiler.

Cinayetin bu yönü gibi yargılama safhası da skandallarla dolu. Yargı bize büyük fotoğrafı yani büyük örgütü göstermemek için elinden geleni yaptı.
Katiller yakalandı, 5 yıl yargılandı ama hakimler gözlerinin önündeki örgütü nedense göremediler.

Mahkeme verdiği kararda "Dink cinayetinde örgüt yok" dedi. Aslında o karar örgütün olmadığını değil ne kadar büyük ve etkili olduğunu gösteriyordu. Yargılama aşamasındaki skandallar Dink cinayetini karartmanın ileriki aşamasıydı.

Cinayette sorumluluğu olan devlet görevlileri hakkında raporlar çıkıyor, o raporlar başka bir raporla kapatılıyordu. Tam 7 yıl Jandarma dışında bir tek devlet görevlisi, savcı, hakim yüzü görmedi. Jandarma'ya da "görevi ihmal" dışında suçlama yapılmadı.

Bu cinayetin fotoğrafını 2009'da çekmiştim. O tarihte yazdığım kitaba "Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları" adını vermiştim. İşte cinayetten tam 7 yıl sonra yalanların kullanma süresi bitti ve karartılamayan gerçekler konuşulmaya başlandı.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı cinayette kamu görevlileriyle ilgili soruşturmayı her geçen gün ilerletiyor. Her gün basına yansıyan ifadeler, birbirlerini suçlayan devlet görevlilerinin suçlarını bize gösteriyor.

Tetiği çeken katil Ogün Samast, yıllardır süren sessizliğini bozuyor. Ama tüm bunlar yeni bir tehlikeye işaret ediyor; Dink cinayeti hükümet-cemaat kavgasına alet edilecek mi?

Evet belki bunu deneyecekler ama başaramayacaklar.

Çünkü gerçekler o kadar açık ve tartışılmaz ki onları eğip bükmeye hiçbir savcı soruşturması hiçbir mahkeme kararı muktedir olamayacaktır.

Çünkü Hrant Dink cinayeti davası yıllardır mahkeme salonlarında değil vicdanlarda görülüyor. Orada kimin suçlu olduğu çok iyi biliniyor. Mahkemelerden o vicdana uygun ceza vermesi bekleniyor.

Biz şunu biliyoruz; Dink cinayeti Polis, Jandarma ve MİT'in gözetiminde işlenen, Trabzon polisi ve Jandarması'nın, Ankara İstihbarat Dairesi Başkanlığı'nın, İstanbul polisinin sorumlu olduğu bir cinayettir. Bu cinayet cemaatin işi değil, cemaatçilerin de içerisinde olduğu bir iştir.

Dolayısıyla hiç kimse siyasi pozisyonu ya da bir cemaate aidiyet hissiyle herhangi birisinin sorumluğunu diğerini kurtarmak için kıyaslayamaz, onu koruyamaz. Bunu yapan herkes, bunu yapmış olan herkes gibi, suç ortağı olur.

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.