Çağlar Ertuğrul: Bu hayata bir kez geliyoruz, bildiğimiz gibi yaşayalım

Yeşilçam tadında bir aşk ve aile hikayesini konu alan ‘afili aşk’ ikinci bölümüyle gün birincisi oldu. Başrolde yetenekli ve yakışıklı oyuncu Çağlar Ertuğrul’u ‘Kerem’ rolünde izliyoruz. “İnsanlara karşı şüpheci ve mesafeliyim. Çok uçlarda bir yaşam tarzım yok ama yine de ‘mahalle baskısından’ zaman zaman etkileniyorum” diyor.

22 Haziran 2019, Cumartesi 08:00
A A
Çağlar Ertuğrul: Bu hayata bir kez geliyoruz, bildiğimiz gibi yaşayalım

●Magazin sizi korkutuyormuş. Sizden önceki kuşaklar yanlış anlaşılmaktan, eleştirilmekten hiç çekinmiyor. Sizi bu kadar otokontrollü yapan ne?

Aslında hiç çekinmiyorum. Gayet açık sözlü bir insanım ama biraz otokontrol gerekiyor bence. Korumamız gereken bir imajımız var ve maalesef herkesi memnun edemiyoruz.“A”desen“Nedenöyle dedin?” oluyor. Hiç konuşmasan bu kez “Neden konuşmuyorsun?” durumuna dönüyor.

● Ama ‘mahalle baskısı’ hayatı daha zorlaştıran bir şey değil mi?

Kesinlikle öyle. Neticede bu hayata bir kez geliyoruz, onu bildiğimiz gibi yaşamalıyız. Benim zaten çok uçlarda bir hayatım yok. Ama ona rağmen o baskıya maruz kalıyorsunuz.

ŞÜPHECİYİM VE MESAFELİYİM

● Hangi durumda ya da kimlerin arasında kendinizi yüzde yüz güvende ve özgür hissediyorsunuz?

Ailemin yanı kendimi en güvende hissettiğim alan. Dışarıda da güvensiz değilim aslında. Kendimle güven sorunum yok ve zaten şu ana kadar başıma bu sebeple çok can sıkıcı bir şey gelmedi.

● Karşıdakine kolay güvenir misiniz?

Hayır, güvenmem. Hep şüpheci ve mesafeliyimdir. Ama ben bunu güvensizlik olarak değerlendirmiyorum. Bu aslında saygıyla alakalı bir durum. Biraz etki tepkiyle alakalı. Hayatın her alanında, bir işe de girsek başta hem kendimize hem duruma biraz zaman ve alan tanımalıyız bence.

● Yaptığınız seçimlerden memnun musunuz? Olmak istediğiniz yerde misiniz?

Henüz değilim. Tabii ki büyük hayallerim var. Ulaşırım ya da ulaşamam ama bu beni motive ediyor. Bu işi daha global seviyede yapmak, Hollywood’da yapmak isterim. Burada da güzel işler yapıyoruz, seviliyoruz ama neticede sanat yapıyorsanız bunu herkesle paylaşmak gerekiyor. Biraz da temsil etmekle alakalı bir durum. Sadece kendimi değil, yaşadığım yeri, Türkiye’yi, İzmir’i yurt dışında temsil etmek, orada da sevilmek ve sayılmak isterim

KOMEDİDE KENDİMİ DAHA ÖZGÜR HİSSEDİYORUM

● ‘Afili Aşk’ta Kerem rolündesiniz. İkinci bölümüyle gün birincisi oldu. Size “Bu hikayenin içinde olmalıyım” dedirten neydi?

Komedi işlerine sıcak bakıyorum zaten. Ama henüz o alanda kendimi tam gösteremedim. Kendimi komedide daha özgür ve mutlu hissediyorum. Böyle bir fırsat gelince de değerlendirmek istedim.

● Seyirci olsanız hangi sebeple izlerdiniz?

Bu bir romantik komedi ama aynı zamanda bir aile hikayesi. O yüzden bir misafirlikte ya da direkt izlemeseniz bile televizyon arkada açıkken mutlaka gözünüzün takılacağı bir iş. Her şeyin çabuk tüketildiği bir dönemde tekrar tekrar izlenecek güzellikte sahnelerimiz var. Zaten seyircimiz çok sahiplendi. Böyle devam edecek umarım.

KLASİK ZENGİN ERKEK FAKİR KIZ HİKAYESİ DEĞİL

● Gerçek hayatta bu kadar farklı çevrelerden gelen iki kişinin güçlü bir aşk yaşaması ihtimal dahilinde mi?

Bence kesinlikle mümkün. Örnekleri de var. Ama bizde zaten onun altı çok çizilmiyor. Benzer yorumlar aldım birkaç tane. “Klasik zengin erkek, fakir kız” hikayesi gibi düşündürüyor başta ama aslında hiç öyle değil. İlerledikçe, hikaye aktıkça bu daha net çıkacak ortaya.

● Bir de Ayşe’nin abilerinin durumu var…

Evet mesela, “Abartmışlar” diye düşünenler olabilir ama bence az bile gösteriyoruz. Hayatın içinde böyle insanlar var. Erkek egemen toplumda Ayşe’nin abilerinin ona yaptığı baskı, abi baskısı, baba baskısı… Bunların hepsi hayatın içinde var. Ve güzel olan biz bunu eleştirel bir yerden veriyoruz. Güzel bir durum gibi göstermiyoruz. Zaman içinde onlar da yaptıklarının yanlış olduğunu fark ediyor.

AŞKI DA, ACISINI DA YAŞADIM

● İlk gençliğinizde aşk sizin için ne ifade ediyordu, şimdi ne ifade ediyor? Arada keskin bir fark var mı?

Var tabii. Eskiden daha hormonal bir şeydi, şimdi saygı daha öne çıkıyor. Ben her şeyin bir yaşı var diye düşünüyorum. Aşkı da, acısını da yaşadım zamanında. Hepsi bir şey katıyor insana. Belki nasırlaşıyorsunuz biraz, dersler çıkarıyorsunuz. Başlarda obsesif oluyorsunuz ama ilerleyen zamanlarda mantık öne çıkıyor.

İLİŞKİDE KENDİ ÖZEL ALANINI KORUMALISIN

● Kerem vurdumduymaz ve çapkın bir karakter. Ama aşk onu değiştirecek gibi gözüküyor. Sizce de aşk, insanı gerçekten değiştirebilen bir duygu mu?

Mutlaka olur. Birlikteliklerde saygı çerçevesinde her iki tarafın da bir takım şeyleri değiştirmesi gerekebilir. Ama kendinden de çok fazla ödün vermeyerek, tamamen başka bir insana dönüşmeden, kendi özel alanını koruyarak… Çünkü öbür türlü “Bunu değiştirdin, şimdi bunu değiştir, şimdi de bunu” diye gider o ve olay başka bir şeye dönüşür.

● Bunu erkekler daha çok yapıyor gibi.

Maalesef doğru. Üstelik hangi sosyal çevreden geldiğinden bağımsız olarak, çok eğitimli diyeceğiniz insanların eşlerine araç kullanmayı, belli saatten sonra sokağa çıkmayı yasakladığını görüyorsunuz mesela. Bana trajikomik geliyor. Üstelik bu muhafazakarlık değil bence. Bir ego sorunu.

ERKEK BASKISI MUHAFAZAKÂRLIKTAN DEĞİL BİR EGO SORUNU

● “Kendimize dışarıdan bakınca erkeklerin iğrenç bir yüzünü görüyorum” demişsiniz...

Erkeklerde biraz maskülenliğini kullanma ve işgüzarlık var ama tümüyle hemcinslerimi de gömmeyeceğim. Çünkü bununla mücadele eden, tersi için uğraşan çok erkek de var. Kadın yöneticilerin bu kadar az olması resmen can sıkıcı. ‘Cam tavan’ dediğimiz bir durum var. Kadın bir yere kadar gelebiliyor ama oradan ileriye geçmesi engelleniyor. Bunun değişmesi gerekiyor.

● Ekranda izlediğimiz tüm aşk hikayelerinde başrol oyuncuları neredeyse kusursuz gözüküyor. Bu seyircideki gerçeklik algısını bozmuyor mu?

Bence bozuyor. Ben de bunun böyle olmaması gerektiğine inanıyorum. Olayın doğallığını bozan bir görüntü ama bu sistemle ve elinizdeki ürünü nasıl satmak istediğinizle alakalı. O noktada siz müdahale edemiyorsunuz. Yoksa ben kendi adıma değişmekten, çirkin görünmekten asla çekinmem. Sürekli seyirciye kusursuz gözükmeye çalışmak gerçekçi değil. Ama bu algıyı kıran işler, filmler de az değil. Umarım daha da artar.

KENDİMİ CİDDİYE ALMIYORUM

Kendinizden birine bahsedecek olsanız nasıl bahsedersiniz?

Kendi halinde derdim. Kendimi çok ciddiye alan biri değilim. Ama iyi bir tenis partneri olur benden. Onun dışında ben biraz melankoliyi, yalnız kalmayı da severim.

● Kendinize en güvendiğiniz yanınız ne?

Çok tehlikeli bir soru bu (Gülüyor). Birinin kendinden mütevazıyım diye bahsetmesi geldi aklıma. Ne kadar ironik değil mi? Kendiyle çelişiyor. Ama saygıyı çok önemsediğim için çok saygılıyım diyebilirim.

● O zaman işinizi kolaylaştırayım biraz. Kendinize bir özeleştiri yapın…

Biraz tembelim. Rahatıma çok düşkünüm. Doğayı ve hayvanları çok seviyorum. Doğaya bakın, herkes uyku halinde. Bir karıncalar ve arılar hariç sanırım. Memeli hayvanlara, kedilere, köpeklere bakın. Tüm gün onlar gibi takılabilmeyi çok isterdim. Bir martı olsak, şuradan uçup gitsek fena mı olurdu şimdi.

OYA ÇINAR

oya.cinar@posta.com.tr

Sıradaki haber yükleniyor...