Caner Şahin: Bir şeyin iyi olması bana yetmiyor, çok iyi olmalı; uçlar hep daha çekici

Caner Şahin: Bir şeyin iyi olması bana yetmiyor, çok iyi olmalı; uçlar hep daha çekici

İçine kapanık ve biraz duvarlı görünüyor ama kendi deyimiyle içeride daha zıpır biri var. “Bana öyle bir şey söyleyin ki sizi bütünüyle tanımlasın” diyorum. “Bir şeyin iyi olması bana yetmiyor. 10’luk bir işi 9’luk yaptıysam kafam hep o yapamadığım birlik kısımda kalıyor. Benim için griler yok. Ya siyah olmalı ya beyaz” diyor. Caner Şahin’i şu sıra TRT’de, ‘Dünya Hali’ dizisinin başrolünde, Sinan olarak izliyoruz. Biraz Sinan’ı biraz da Caner’i konuştuk. Oya Çınar / oya.cinar@posta.com.tr

28 Kasım 2021, Pazar 07:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Televizyonda da sinemada da genel olarak hep dram rollerinde izledik sizi. Şimdi ters köşe bir karakterle, ‘Dünya Hali’nde Sinan olarak karşımızdasınız. O kadar ağır rollerden sonra Sinan, iyi geldi mi size?

Açıkçası arka arkaya beş tane ağır dram çekince menajerime; “Bir süre dram oynamak istemiyorum, biraz keyifli bir şeyin içinde mi yer alsam artık?” dediğimi hatırlıyorum. (Gülüyor) Bu konuşmadan iki gün sonra ‘Dünya Hali’ için telefon geldi. Biraz dilemiş gibi oldum sanırım. Romantik komedi her zaman bir seçenek olarak duruyor ama absürt komedi her zaman denk gelmiyor. O yüzden daha da hoşuma gitti.

Kendinizi izliyor musunuz? Sinan, seyirci olarak bakınca sizi de güldürüyor mu?

Ben kendimi izlemekten pek çekinmiyorum çünkü çok objektif bakıyorum. İyiysem “Evet, burada iyiyim” diyorum. Kötü oynadıysam da utanarak, “Kötü oynamışım” diyorum. O yüzden genellikle izlemeye çalışıyorum. Ben bizim diziyi seyrederken bayağı keyif alıyorum. Bir kere süre kısa, o yüzden hiç sıkmıyor. Eğlenceli buluyorum. 

Sinan, iyiliği ve dürüstlüğü hayatının merkezine almış ve şartlar ne olursa olsun taviz vermiyor. Kafasına silah dayandığında bile doğruyu söylüyor. Siz, onun kadar doğrucu olabilir misiniz? 

Absürt bir iş olduğu için dizideki hemen hemen tüm karakterler köşeli ama gerçek hayatta kafamıza silah dayansa ne hissederiz onu tahmin etmek güç tabii. (Gülüyor) Hiçbirimiz o şartlarda, o kadar doğrucu olamayabiliriz.

‘KİMSELERİN VAKTİ YOK DURUP İNCE ŞEYLERİ ANLAMAYA’

Peki, onun deyimiyle iyi insan olmaya çalışmak insanın sırtına bir yük mü gerçekten? Dünya, hassas kalpler için daha mı zor?

Gülten Akın’ın şiirinde de var ya, “Ah! Kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya…” Zor tabii. Hele şimdi sosyal medya sayesinde, hepimiz her olumsuz şeyden anında haberdar oluyoruz. Her gün yığınla olumsuz şey oluyor. Etkilenmemek mümkün değil. Biraz hassassanız, her şey daha da zorlaşıyor.

BENİM İÇİN GRİLER YOK, HER ŞEY YA SİYAH OLMALI YA BEYAZ

İlk bölümde patronunuzla aranızda geçen ilginç bir diyalog var. “Bana öyle bir şey söyle ki seni anlayabileyim” diyor. Siz de, “Aşık oldum” diyorsunuz. Aynı sorunun Caner Şahin’deki karşılığı ne olabilir?

‘Ya hep ya hiç’ şeklinde çalışıyor benim kafam, bunu söyleyebilirim. Bir şey çok iyi olmayacaksa hiç olmasın. Bu hem özel hayatım hem de iş hayatım için geçerli. İyi,  benim pek tatmin olabileceğim bir şey değil. Uçlar her zaman daha çekici. Bunun zorluklarını çok çekiyorum tabii. Sonuçta hayat siyah ve beyaz değil, grilerle dolu ama benim kafam hep ya siyah ya beyaz diye çalışıyor.

Kendinizle iyi anlaşır mısınız, yoksa kendiyle ve hayatla hep kavga edenlerden misiniz?

Kendimi çok yargılıyorum. Bardağın her zaman boş tarafına çalışıyor kafam. Bu hem çok iyi bir şey aslında çünkü kendimi geliştirmemi sağlıyor ham de yorucu bir şey. 10’luk bir şeyi 9’luk yapsam mesela; kafam hep o yapamadığım birde kalıyor.  

Mükemmeliyetçiyiz misiniz biraz?

Mükemmeliyetçilik mi bilmiyorum ama başkalarından önce kendimi ikna edecek kadar iyi olsun istiyorum yaptığım şey.

Sizi ilk kez ekranda, 2016’da ‘Babam ve Ailesi’nde görmüştük. Oyunculuğunuz sosyal medyada günlerce övgü almıştı. Bir oyuncu için sadece bununla gündeme gelmek nasıl bir his?

‘Babam ve Ailem’ benim ilk işimdi, dolayısıyla hiç bilmediğiniz bir dünyanın içine yeni girmişsiniz, ortaya ne çıkacak en küçük fikriniz bile yok. Şimdi bir sahneyi oynadığımda az çok onun neye benzeyeceğini kestirebiliyorum. O zaman bir bilinmezlik vardı. O ilk bölümü izlediğim gün çok heyecanlı olduğumu, bir o kadar da iyi hissettiğimi hatırlıyorum. Çok çaba göstermiştim o rol için. Karşılığını görmesi tabii ki çok mutlu etmişti.

TELEVİZYONDA, GÖRSELLİK KONUSUNDA ŞİŞİRİLMİŞ BİR ALGI VAR

Adınızı Google’a yazınca “Kaslarıyla değil oyunculuğuyla gündeme gelen adam” diye bir cümleye rastladım. Siz bu cümleyi ilk okuduğunuzda ne hissetmiştiniz?

Ona sevineyim mi üzüleyim mi bilemiyorum. Oyunculuğumu övmüş ama beni biraz gömmüş sanki. (Gülüyor) Şaka bir yana, her oyuncu bunu duymaktan çok mutlu olur. Televizyonda zaten görsellik konusunda şişirilmiş bir algı var. Herkesin hem şikayet ettiği ama bir şekilde hiç değişmeyen bir estetik kaygısı hakim. Ama günün sonunda hepimiz için değerli olan ve hep hatırlanacak olan yaptığımız işin, oynadığımız karakterin kendisi.

‘DÜZGÜN ÇOCUK’ MUYUM BİLMİYORUM AMA DÜZGÜN OLMAYA GAYRET EDİYORUM

Anneniz ve babanız emekli öğretmenmiş. Öğretmen çocuğu, eşittir ‘düzgün çocuk’ diye bir anlayış vardır. Siz ‘düzgün bir çocuk’ musunuz?  

Burada düzgünü biraz açmak mı gerekiyor acaba? (Gülüyor) Ben iki abiyle birlikte büyüdüm. Onlarla aramda bayağı bir yaş farkı vardı. Öyle olunca ben evin en küçüğü olarak bir şımartıldım tabii. Hatta bazen düşününce, “O kadar şımartılmasa mıymışım acaba?” dediğim oluyor. İnsanın kendini böyle ifadelendirmesi zor tabii. Ama düzgün olmaya her zaman gayret ederim.

Dışarıdan sakin ve içine kapanık görünüyorsunuz biraz. Ama sanki içeride daha zıpır biri var gibi?

O işareti aldıysanız ne güzel. (Gülüyor) Normalde bana çok sık söylenir bu. Dışarıdan biraz soğuk ve duvarlı göründüğüm doğru ama yakın arkadaşlarım asla böyle olmadığımı düşünür mesela. O algı sadece görünüşümde var. Bence de içeride daha zıpır biri var.

BENİM İDEALİMDEKİ AŞK BİR KEZ YAŞANIR

Sinan’ın ilk bölümde, patronuna kendini anlatmak için seçtiği ifade aşk; size ne ifade ediyor?

Aşk, idealimde biriyle tamamlanabilme hissini ifade ediyor bana ve kesinlikle rasyonel değil, irrasyonel bir durum. Güdüsel olarak o kişiyle tamamlanma hissi.  

Sonsuz bir şey mi peki sizce? Bir kez mi yaşanır?

Herkesin kafasındaki algı ve yaşayış biçimi ayrıdır ama benim idealimde olan, o teklik hissi. O yoğunluktaki bir his bence bir kez yaşanır ya da ben öyle olsun isterim.

Günümüz dünyasında, sizi en çok üzen, kafanızı yoran konular neler?

Empati yoksunluğu çok canımı sıkıyor. Etrafımda gördüğüm; yargılama, hemen bitirme, kafada bir yere yerleştirme… Bundan hoşlanmıyorum. İnsan çok boyutlu bir varlık. Nerede, hangi konuda olursa olsun bu böyle. Yargılamaya çok meraklıyız. Bu bayağı canımı sıkıyor. 

Fotoğraflar: Uğur CAN

Sıradaki haber yükleniyor...
holder