Evdeki yaşamlarını tekneye taşıyorlar

Evdeki yaşamlarını tekneye taşıyorlar

Deniz ve tekne sevdalısı, iş adamı Emir Kunt, denizden anlamayan tekne sahiplerini, kendi deyişiyle 'Beyaz Türk yatçılar'ı anlattı

22 Temmuz 2012, Pazar 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Röportaj: Seral Cumalı
scumali@posta.com.tr

İş adamı Emir Kunt, ‘Dalgalı Sohbetler’ kitabında ‘Beyaz Türk yatçıları eleştiriyor. Kim mi Beyaz Türk yatçılar? Lüks araba alır gibi yat alanlar, evdeki yaşamlarının aynısını teknede sürdürenler, koylarda müziği sonuna kadar açanlar, hatta tekneden kepçeyle suda yüzen ördekleri avlayanlar, koy yamaçlarındaki keçileri iple yakalamaya çalışanlar... Emir Kunt kitabı stand up tadında yazmış, röportajda da stand up tadında anlattı. Ama şunu da ekledi: “Kitabın amacı güldürmek değil bir olguya dikkat çekmek...”

Sizin yatçılığınız ne zaman başladı?

Kalamış’ta doğdum. Doğduğumda babamın da dedemin de teknesi vardı. Tekne merakım hep oldu. Tekneleri kurcalarken birkaç kere Kurbağlıdere’ye düşmüşlüğüm var. Her hafta sonu cumadan tekneyle Adalar’a gider, pazar akşamı dönerdik. Ta ki yazın mavi yolculuk çıkıncaya kadar. Annem ve babam Bodrum’a gitmeye başladı; oraları çektikleri resimlerden öğrendik. Bugün artık herkes orada.

Eski tekne meraklılarıyla şimdiki tekne sahiplerini nasıl kıyaslarsınız?

Eskiden tekneyi bilenler, anlayanlar, hissedenler alırdı. Şimdi lüks araba alır gibi tekne alıyorlar. “Ya çok güzel, arkası da geniş bunu alalım rahat ederiz” diyorlar. Avrupa’daki krizden sonra ciddi kolaylıklar da var, Türkiye’de birden tekne satışları patladı. Türkbükü’nde eskiden çok güzel bir köy ortamı vardı. İstanbul’dan tekneleriyle gelen creme de la creme tabaka da olurdu, kim oldukları bilinirdi. Şimdi koyun ortasında yüzlerce tekne yanyana bağlı duruyor. Sabah botlar, jet skiler başlıyor vızır vızır. Teknelerde müzik sesleri. Müthiş bir terör var denizde. Karadaki saygısızlık denize indi. Dünyanın hiçbir koyunda bu yok. Bu yüzden çok sevdiğim Bodrum’a bu yıl tekneyi götürmeyeceğim. 

Nereye götüreceksiniz? Neresi ideal?

Yıllardır Çeşme İzmir’in arka bahçesiydi, keyifle gidiyordu İzmirliler. Ankaralılar, İstanbullular istila etti, keyif kaçtı. Marmaris tekneyle gitmek için en kötü yer. Tur tekneleri nedeniyle ciddi bir sıkıntı var. Gökova’nın denizi çok kirlenmeye başladı. Göcek’te tur teknelerinin yanaştığı koylarda gürültü oluyor, başka tekneler dibine kadar yaklaşıyor ama nisbeten rahat koylar hala var. Ama ne kadar rahat edebilirsiniz ki; 2000 tane tekne var Göcek’te. Yarısı tankını körfeze boşaltıyor. Herkes yeni koylar, gizli yerler keşfetmeye çalışıyor. Hisarönü’ne kaçış var. Orası biterse Hisarönü’nden başka da yer yok. Deniz Temiz Derneği/ Turmepa çalışıyor ama bu kirliliğe yetişemiyor. Ama esas facia İstanbul Boğazı’nda.

Sizi bu kadar kızdıran neler yaşadınız?

İnsan tekneden denize girmeye artık çekiniyor. Bir sürü bot ve jet ski kazaları oluyor. Koltuk halatlarımın yanında tur teknesi buldum. Türkbükü’nde ördekleri tekneden yakalamaya çalışanlar gördüm. Kafayı çekip suda yüzen ördeği kepçeyle avlıyorlar. Tekneden yamaçtaki yaban domuzuna kurşun sıkanları, iple keçileri yakalamaya çalışanları gördüm. Geceleri sessiz koyları sinema salonuna çeviriyorlar. Teknede ev ortamı yaratılırken evdekinden daha büyük televizyonlar alıp, içeriye, dışarıya ses sistemi kurduruyorlar. Bütün koy onun seyrettiğini dinliyor. Teknenin ışıklandırılması da abartılıyor; bir süsleme, bir ışıldama, bir gösteriş. Teknede gece boyunca yaptığı gürültülü konuşmalar yan teknede.

‘Beyaz Türk yatçılar’ın en önemli özellikleri nedir?

Beyaz Türk yatçılar esprili bir sıfat. Esasında iyi niyetli insanlar, bir şekilde denize kavuşmak için tekne alıyorlar, ama alt yapı zayıf. Ne tekne kültürü, ne tekne terbiyesi biliyor. Oysa denizin kendine göre kuralı var. Koya son gaz giremezsin, botunla, sürat teknenle insanları rahatsız edemezsin, tankını koya boşaltamazsın. Üç sene sonra kendisi de oradan denize giremeyecek.

Teknede evden daha fazla mı misafir ağırlanıyor?

Türk teknelerinin içi anormal yüklüdür. Bir iki ton fazlası vardır hep. O fazlalık yiyecektir. Hiçbir şey eksik olmasın, misafiri gerekenden iyi ağırlamak isteriz. Buzluklarla yemekler taşınır, et, süt , şehirde alışık olduğu kasaptan getirtilir. Sebze ve meyvelerini şehirden taşıyanlar var. Şaraplar, içkiler getiriliyor. Teknedeki yemek faslını çok abartıyoruz. Oysa teknede, sportif bir ortam var, hava sıcak, yemeğin hafif geçmesi lazım.

Sizde farklı mı yemek faslı?

Benim organize ettiğim bir alan değil ama bizde de maalesef öyle. İstanbul’da o kadar yemiyoruz, teknede daha büyük bir şevkle yeniyor. Beyaz Türk popülasyonunun teknede hedefi çok güzel yemekler yenilip içilmesi ve denize girilmesi. Bir yerleri keşfedelim, yelken yapalım, denizle boğuşalım yok. Sıkıldıkça yiyor içiyor. Çünkü çoğunluk yelken, su kayağı, dalış bilmiyor. Bilmeyince teknede yapacak şeyler gazete okuyup yemek, içmek, kakara kikiri yapmak, kağıt oynamak. Kitap okumak Türkiye’de yaygın olmadığı için o da yok.

Tekne misafirleri nasıl?

Tekne misafiri tekne sahibi için çok önemlidir. Teknede yapacak işler kısıtlı olduğu için tekne misafiri eve gelen misafirden daha kıymetlidir. Misafir ağırlamak tekne sahibine iyi gelir. Ama misafirin bunun bilincinde olması, tekne kurallarına uyması lazım.

Nedir o kurallar?

Kaptana saygı duyulması lazım. Önce kaptanla tanışmalı. Su, içecek, yiyecek gibi şeyleri mürettabattan sürekli istemek yerine misafir kendisi almalı. Bu belli boya kadar, 40-50 metrelerde tam tersi oluyor. Sabah kamaradan yastığı düzeltip, yatağın üstünü örtüp çıkmalısınız. Tuvaleti temiz tutmalısınız. Güneş yağı sürerken dikkat edilmeli, o yağlar tiklere büyük zarar verir, leke yapar. Tekne seyir halindeyken gidilen yere müdahale edilmemeli, kaptan güvenli bulmuyorsa onu dolduruşa getirip ısrar etmemeli.

Teknede çok uzun süreli kalmayı da sevmeyiz... Beyaz Türk yatçılar ne kadar kalıyor?

Beyaz Türk hanımların manikürpedikür zamanı yaklaşınca Bodrum’a gitme zamanı gelmiştir. Türk hanımları Avrupa ve Amerikalılardan bakımlı. Teknede bir hafta, 10 gün bakımsız kalınca söylenmeye başlıyorlar.

Gidilen rotalar, karaya inilen yerler farklı mı?

‘Kopyala yapıştır’ mantığıyla yatçılık yapıyorlar. Lüks araba alır gibi alelacele tekne sahibi olmuş, denize indirmiş ama nereye gidecek bilmiyor. Nereye gidebilirim, hangi koyda durabilirim, nerede yemek yemek için karaya inebilirim diye soruyor; oralara gidiyor. Kendisi bir koy ya da bir lokanta keşfetme kaygısı duymuyor. Mesela herkes Yunanistan’ın Simi adasına gider, yıllardır kazıklanmaya doyamadığımız ailemizin sea-food’çusu (deniz mahsülcüsü) Manos’ta yemek yer. Manos’u terli terli öpüp 40 yıllık ahbap muhabeti yapmak karşı konulmaz bir arzudur. Başka bir ada bulayım, orayı da ben keşfedeyim demez. Simi’ye, Rodos’a gider, herkesin yediği yerde yer. Şimdi Leros moda; orada da öyle yapıyorlar.

 Sizin keşfiniz var mı?

Ben bilmediğim yere gitmekten daha keyif alıyorum. Mesela Kalimnos’a yıllardır kimse gitmez, geçen sene dergide bir yazı yazınca insanlar gelmeye başladı. Kalimnos’a tarihte de Türkler hiç gitmemiş.

 Sizin tekne yaşamınız nasıl?

Eşim de (Şebnem Kunt) sporcudur, biz teknede sabah kalkınca mutlaka denizde su kayağı yaparız, yüzeriz. Oğlumuz da benim gibi yatta büyüdü. Genel olarak ailece denize çıkarız. Beraber dolaştığımız tekneci arkadaşlarımız var. Oğlan teknede olduğu zaman çocuklu arkadaşımız da mutlaka bizimle oluyor, eğer oğlan yoksa çocuksuz arkadaşlarla oluyoruz. Genelde gezmeyi severiz. Kısa bir seyahatse bir iki koy gezeriz, terapi gibi olur. Ama uzun bir süre için açılıyorsak mutlaka rotamız bellidir. Değişik yerlere gideriz. Ben daha çok görmediğim yerlere gitmeyi seviyorum...

( 15.07.2012 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır )

Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Koyun Baraack'tan 35 kilogramdan fazla yün kırpıldı