'Evlenme hastasıyım'

Çapkın ama eski eşleriyle dost kalabilecek kadar duyarlı... Kumarbaz ama evinden barkından olmayacak kadar dengeli... Tiyatro, dizi ve sinema oyuncusu ama o kendini 'şovmen' olarak niteliyor

02 Şubat 2013, Cumartesi 05:00
A A

ÇAĞNUR HATİPOĞLU

cagnurhatipoglu@gmail.com

Programlarında belden aşağı espriler yaptı, potlar kırdı ama halk onu sevmekten vazgeçmedi. Birçok kez evlendi, ayrıldı. Hastalandı, yoruldu. Şimdi de yeni yarışma programıyla ekranda. Mehmet Ali Erbil belki de ilk kez bu kadar samimiyetle içini döktü...

- Nasılsınız?

Hamdolsun, koşturuyoruz işte. Şu sıralar TV8’de ‘Aşka Gel’ yarışma programını ve ‘Harem’ dizisini götürüyorum. Yarışma programı canlı değil, banttan.

- İki işe, bir de ekstralara nasıl yetişiyorsunuz?

Dizi iki günde çekiliyor. İki haftada bir Kıbrıs’dayım. Diğerleri de neyse ki hafta sonunda. Ama dizinin platosu çok soğuk. Eski bir hangar, neredeyse 5 bin metrekare... Acayip soğuk oluyor. Herkes zatürre oldu (gülüyor).

- Aile hayatı nasıl gidiyor?

Çok iyi gidiyor. Çocuklarımla, eski eşlerimle geçinip gidiyoruz.

- Kalabalık bir ailesiniz.

Kalabalık aileyi seviyorum. Eski eşlerimi seviyorum ve yanımdalar. Çocuklarım haftanın üç günü, bazen yalnız, bazen anneleriyle birlikte bana gelirler. Ben işe gidene kadar yanımdadırlar ve herşeyimle ilgilenirler. Giyimimden tut, yemeğime kadar...

- Ayrıldığınız eşlerinizle arkadaş kalabilmeniz kolay olmasa gerek.

İnsani ilişkilerimiz sürüyor. Ama ben hep öyle insanlar seçtim, o yüzden ilişkilerim hep sağlıklı gidiyor.

- Tekrar evlenir misiniz?

İyi birini bulursam neden olmasın. Düşünüyorum tabii. Kafamın uyacağı, beni eğlendirecek, aklı başında, konuşabileceğim birini bulursam evleneceğim.

- ’Ben hâlâ dersimi almadım’ durumu mu bu?

Ben birazcık daha ağzımın yanmasını istiyorum. Öyle derler ya. Aile yaşantısını, sıcak yuvayı severim.

- Yine çocuk istiyor musunuz?

Olursa olur. Millet 70’inde baba oluyor.

- Şu an evliliğe giden bir ilişkiniz var mı peki?

‘Giden yok dönen var’ dermişim (gülüyor). Bu yoldan dönen ilişkilerim var.

- Flörtü değil de evliliği sever gibisiniz.

Evet canım, neden yalan söyleyeyim, seviyorum (gülüyor). Hatta evlenme hastasıyım.

- Kadınlar mı sizi rahat bırakmıyor, sizin o taraklarda mı beziniz var acaba?

O taraklardaki bezimi bir türlü kurutamadım (gülüyoruz). Bezim kurumuyor bir türlü. Geceden asıyorum, bakıyorum hâlâ ıslak.

- Biz sizi böyle ıslak halinizle seviyoruz galiba.

En büyük zararım bu olsun yani. Millet neler yapıyor. Biliyorum ki insanlarda kredim var. Beni evlerine kabul etmeleri, özümsemeleri çok kolay değil. Benim yaptığım belden aşağı esprileri başkası yapsa kıyamet kopar. Ben yaptığımda evli olan da gülüyor, genç olan da gülüyor, yaşlı olan da gülüyor. Ama bu kaç yıllık bir emeğin getirisi.

‘Ben lüks içinde yaşarken çocuğum yokluk çekmemeli’

- Siz, eski eşlerine bakmaya devam eden ender kişilerdensiniz.

“Eski karılarımın nafakası için çalışıyorum” diyorsunuz. Zaten onlar da bunu inkar etmiyor. Ehh, Allah razı olsun. Adımız çapkına çıksa da (gülüyor) ilişkilerimiz sağlıklıdır. Bizim ilişkilerimiz, örnek olsun bu topluma. İnsanlar bana ‘çapkın’ diyor ama bakıyorsun, evli insanların 3 tane Rus metresi var. 5 ev açanı var. Her kadından çocuk yapıp dönüp bakmayanı var. Ben tabii ki sahip çıkacağım. Parayla ilgilenmem, ne kadar verdiğimi de bilmem. Ne bileyim, vicdan meselesi bu. Ben lüks içinde yaşarken eşim, çocuğum yokluk çekecek, bu bana ters.

- Belki bu yönünüzü bildikleri için kadınlar sizi rahat bırakmıyor.

(Gülüyor) Bak, Allah seni inandırsın, şu yaşıma geldim, hâlâ çok safım. Her şeye çok çabuk inanıyorum valla.

- Kadınların şifresini hâlâ çözemediniz mi?

Nerdeee!!! Çözemedim. Babam çözememiş, ben mi çözeceğim?

- Çapkınlık babadan kalma galiba.

(Gülüyor) Babamınki çok asil bir çapkınlıktı. O karda yürür, izini belli etmezdi. Eski Osmanlı çapkınlığı. Biz daha doğalız. İçimiz dışımız bir olduğu için bunlar başımıza geliyor.

‘BAĞIRIP ÇAĞIRARAK SUNUCU OLUNMAZ’

- Sizin hakkınızda vikipedi’de bir cümle geçiyor.

Türkiye’de bu işi yapan tek şovmen olduğunuz yazılmış. Aaaaah! Bakmadım, hemen bakacağım. Benim gibi olmaya çalışanları görüyorum ama izlemeye dayanamıyorum. Kıskançlıktan değil, sırıtıyor çünkü. Ama bu durum biraz da ekonomik. Düşük ücretle herkese şovmenlik yaptırmaya çalışıyorlar. Bu iş, dışardan görüldüğü kadar kolay değil. Öyle bağırarak çağırarak da sunucu olunmuyor (gülüyor).

- Kimi kastediyorsunuz?

Var öyle bir tane bağırıp çağıran. Program çok da izleniyor ama. Şaka bir tarafa, Seda Sayan’ın lafıyla, herkes kendi gönlünün ekmeğini yer. Ne yapsın yöneticiler de! Arayış içindeler. Bir tane daha Mehmet Ali bulmaya çalışıyorlar.

- Biz sizi günahlarınızla, sevaplarınızla seviyoruz.

İnsanlar biliyor: O hataları bilinçli olarak, art niyetle yapmıyorum. Yaptığım hatalar hep bir şekilde kazadır.

- ’Harem’ diziniz iyi gidiyor.

Farklı. Bence en güzel tarafı senaryosu. Ekip gündemi takip ederek yazıyor, espriler güncel. Bu da oyuncuya gereken açıklığı veriyor. İstediğin kadar köpürtebiliyorsun.

- İzlerken fark ediyorum siz senaryonun dışına çıkıp doğaçlama konuşuyorsunuz.

Tabii canım, olmaz mı? Yüzde 40-50 senaryonun dışındayım.

- Peki siz neler izliyorsunuz?

‘Muhteşem Yüzyıl’a bakıyorum. Çok uzatılıyor sanki. ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’ye bakın, bu kadar uzatmaya gerek var mı? Çok tutmuştu, tamam. Ekmeğini de yedin, afiyet olsun. Tadında bırakmak varken nedir artık, nereye gidecek?

- Neden tiyatro yapmıyorsunuz?

Çok teklif var da iyi bir oyun gelmiyor ki afedersin.

- Hafta sonu ne yaparsınız?

Çalışmıyorsam çocuklarımla ilgilenirim. Mesela cumartesi günleri Ali Sadi’nin futbol günüdür.

- Ali Sadi neler yapıyor?

Şu sıralar kemana merak sardı.

- Ne güzel işte!

Allahım yarabbim, bu yaşında keman, olacak şey değil. “Ay” diyorum, “yapmasa mı acaba?” diye düşünüyorum. “Müslüm Gürses’in arkasında keman mı çalacak acaba?” diyorum (gülüyor). Ardından “Kemanı kırsam mı?” diyorum.

‘Kıbrıs, eşittir Mehmet Ali’

- Sağlığınız nasıl?

Dünyada sadece 100 kişide görülen ‘Systemic Capillary Leak Syndrome’ adlı hastalıktan var sizde. Şu an iyiyim. Rutin bir ilacım var. 28 günde bir hastaneye yatıyorum. 19 saat boyunca bana o ilacı veriyorlar. Tek çaresi bu ilaç. İlacı almayınca kriz geliyor: Halsizlik oluyor, tansiyon düşüyor. Tansiyon düşünce vücutta su kaybı oluyor. Vücut şişiyor, idrara çıkamıyorsunuz.

- Hastalığı tetikleyen neymiş peki?

Bağışıklık sisteminin göçmesi.

- Alkolle aranız nasıl?

Sıfır. Sigarayı da 40’ımdan sonra ağzıma aldım. Yemeğime filan da dikkat ederim. Kızartma, tereyağ, kırmızı et yemem. Ama çok az su içiyorum. Olacak şey değil; kuduz köpek gibi korkuyorum sudan (gülüyor). Bir tek Kıbrıs’ta su içiyorum. Psikolojik işte. Oyun oynarken susuyorum.

- Kıbrıs’ı su için mi kumar için mi seviyorsunuz?

‘Kıbrıs, eşittir Mehmet Ali’ gibi oldu. Daha ne olsun. Formül şu: Kıbrıs artı Mehmet Ali, eşittir Serdar (Ortaç)...

- Kumar oynadığınız gerçeğine dönelim.

Keşke herkes benim gibi oynasa. 30 senedir oynayıp da intihar etmeyen bir benimdir herhalde. Evimi barkımı satmadan 30 senedir oynuyorum. Buna kim dayanır? Oraya çalışıyorum, en fazla orada kazandığım parayla oynuyorum.

(26.01.2013 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;
Sıradaki haber yükleniyor...

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.