Fatih Akın: Sibel’i erotik geçmişinden ötürü seçmedim

Fatih Akın, Görüntü Yönetmenleri Derneği’nin YouTube’da gerçekleştirdiği canlı yayına konuk oldu. Ersin Gök, Birkan Yorulmaz ve Firar Güney Kayran’ın sorularını yanıtlayan ünlü yönetmen, 2.5 saatlik yayında sinema aşkının nasıl başladığını, HBO için çekeceği Marlene Dietrich dizisini ve “Duvara Karşı” filmine neden Sibel Kekilli’yi seçtiğini de anlattı.

30 Nisan 2020, Perşembe 11:57 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News
Filmler bütün hayatımdı

Filmler bütün hayatımdı

Fatih Akın, Görüntü Yönetmenleri Derneği’nin YouTube’da gerçekleştirdiği canlı yayında yaşamını anlattı:

7 yaşındaydım. Ailem, gurbetçi ailelerin evine film izlemeye giderdi. Yeşilçam filmleri izlerdik. Solcu ailelerin evinde de Yılmaz Güney filmlerini. Bunlar benim ilgimi çekti. Öte yandan video dükkanı olan aileler de vardı ve onlarda her türlü Batı filmi bulunuyordu. Filmler bütün hayatımdı. Küçükken fabrikada, babamın yanında çalıştım. Garsonluk yaptım. Setlerde de çok çalıştım. Lise döneminde bir film şirketinden iş istedim. 18-19 yaşındaydım. ‘Kahve yaparım, eşya taşırım’ dedim. O dönem sinemayı öğrenmeye başladım. Bir kısa film yaptım ama kamerası ve kurgusu iyi değildi.

Türkiye benim için ‘Matrix’ gibi bir şeydi

Türkiye benim için ‘Matrix’ gibi bir şeydi

Almancı olarak yetiştim, Türkiye benim için ‘Matrix’ gibi bir şeydi. Bir gerçek hayat var; Almanya, okul, mahalle. Bir de Türkiye. Köy hayatı, bağa gitmek, İstanbul... 95’te İstanbul’da Kemancı’ya gidiyordum kendi başıma. Kimseyle diyalog kuramıyordum. O zaman çok zordu, New York gibi bir yerdi. Kendi başına gidince kimseyle tanışamıyorsun. Çok da meraklıydım İstanbul gençliğine, rock müziğe meraklıydım. Duvara Karşı birden patladı, ödüller aldı ve bir anda ‘Alman yönetmen’ olarak değil ‘yönetmen’ olarak buldum kendimi. Bu durum sonraki filmim ‘Yaşamın Kıyısında’ için büyük bir sanat baskısı yaptı üzerimde. Ne yaparsam yapayım tamamen farklı yapmam lazımdı.

 ‘Erotik alanda Türk oyuncu yok mu?'

‘Erotik alanda Türk oyuncu yok mu?'

Duvara Karşı’nın başarısı beni Sezen Aksu’yla tanıştırdı. İlk filmimden bu yana şarkılarını kullanırım. O filmde yapımcı olduğum için parasız kaldım bir anda. Ünlü oldum ama parasızdım. İstanbul’a gidip müzikçilerle takılayım diyerek ‘İstanbul Hatırası’nı ve ‘Cennetteki Çöplük’ü çektim. Duvara Karşı’da Sibel’i ben seçtim. Yapımcılarla konuşurken ‘Birol Ünel, Türk. Kızın da Türk olması lazım’ dedim. O dönem Almanya’daki Türk oyuncular çıplaklık var diye kabul etmediler. ‘Ablam kızar, babam kızar, mahalle kızar’ dediler. Ben de ‘erotik alanda Türk oyuncu yok mu’ diye bir araştırma yaptırdım. Arayıp ‘Bir tane var’ dediler, Sibel’den bahsettiler. Onu oyuncu seçmesine çağırdım. Aynı zamanda 200 kız daha vardı. Evden kaçan kızlar bunlar.

Sibel’i erotik geçmişinden ötürü seçmedim

Sibel’i erotik geçmişinden ötürü seçmedim

Sibel’i erotik geçmişinden ötürü değil, en iyi oyunculuğu verdiği için seçtim. Kamera önünde rahat olması da artıydı. Kabiliyetliydi yani, geçmişi beni ilgilendirmez. Nuri Bilge Ceylan sinemasını izliyorum. Görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki ama Nuri Bilge Ceylan da fotoğrafçı. Hepsi çok sağlam filmler. Son izlediğim iki Türk filmi ‘Müslüm’ ve ‘Yol Ayrımı’ oldu. Zeki Demirkubuz’un ‘Masumiyet’ini de izlemiştim, beni çok etkilemişti. ‘Yaşamın Kıyısında’ benim Türk sineması deneyimlememdir. Yılmaz Güney’ın ‘Arkadaş’ filmine gönderme var.

Yeni oyuncuyla çalışmak için enerji gerekiyor

Yeni oyuncuyla çalışmak için enerji gerekiyor

Tavşan ormanda gezerken gözleri açık gezer, korkar çünkü. Başarılar üst üste gelince ben korkumu kaybettim, o yüzden ‘The Cut’ ile başarısızlık geldi. Depresyona ve borca girdim. İstediğim projeyi yapamadım. ‘The Cut’tan sonra ‘Paramparça’yı çektim. Şu an karşımdaki rafta 8 proje var. 4 tanesi dizi, 4 tanesi film. Sinemada bir saatten sonra tiyatro grubu gibi oluyorsun, aynı oyuncularla çalışıyorsun. Çünkü yeni oyuncuyla çalışmak için enerji gerekiyor. ‘Beni doğru anladı mı?’ diye düşünüyorsun. Projelerim sade ve kolay olsun istiyorum. ‘Yeni oyuncuya ne gerek var, o oynayabilirse’ diyorum. Bu bir yönetmen tekniği. Hikaye ve kameraya daha fazla konsantrasyon olmam lazım.

HBO için 6 bölümlük ‘Marlene Dietrich’ dizisini çekeceğiz. Mini dizi. Aslında 30’ların Hollywood’u benim dünyam değil. O yüzden başta korku ve endişem vardı. Ama Diane Kruger bana cesaret verdi. Bu, onun projesi. ‘Benim yönetmenim sensin. Ben Marlene Dietrich’i oynamak istiyorum, sen yaz, sen çek’ dedi. ‘Ablam ne diyorsun sen?’ falan dedim. Gerçi ben ondan büyüğüm. Sonra baktım filmimiz gişe yapıyor, ödüller alıyoruz, ‘Madem aramızda böyle bir alışveriş var, yine beraber çalışalım’ dedim. Senaryoyu 1 yıl boyunca dört kişi yazdık. Bu kadar iyi olmasını beklemiyordum. Farklı bir yaklaşımı var. Bir saatten sonra ‘6 bölüm çok para, ne yapacağız’ diye düşünmeye başladık. HBO ise ‘Biz bunu tek yapacağız. Sen sanatı hallet, biz parayı hallederiz’ dedi.

Tek başıma film izliyorum

Tek başıma film izliyorum

Koronavirüs yüzünden herkes dizi seyrediyor. Dizi seyretmek büyük efor. Ben DVD’lerden film izliyorum. Almanya’da şu an dışarı tek ya da iki kişi çıkabiliyoruz. Bir tanıdığım var, sinema işletiyor. ‘Benim makinelerin iki haftada bir çalışması lazım ki bozulmasın. Sinema boş, istediğin zaman gel, film seyret’ teklifinde bulundu. Haftada iki-üç kere gidiyorum, koskoca sinemada tek başıma film izliyorum.

Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Corona günlerinin yazar adaylarına 'merdiven altı' kurs uyarısı