'Genç kalmak için krem kullanıyorum'

'Genç kalmak için krem kullanıyorum'

Kubat farklı bir türkücü, farklı bir yorumcu... Hep güler yüzlü, hep sıcak. Tv8'de yaptığı 'İnce İnce' programına hazırlanırken konuştuk

25 Mart 2012, Pazar 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

MERVE ÖZAYTEKİN

mozaytekin@posta.com.tr

Belçika’da başlayan hayatından girdik sohbete. Küçük yaşta babasının kahvesinde almış eline mikrofonu. Pazar günleri kilise korosunda ilahiler okumuş, akşamları Kur’an kursuna gitmiş. İşte tüm bu birikim onu farklı bir türkücü yapmış. Kubat’ın yakında türkücü olduğunu unutacağız. Yeni albümü için hazırladığı şarkıları dinledim. Gitar eşliğinde romantik şarkılar söylüyor. Bambaşka bir Kubat geliyor, onu tanımakta zorlanacaksınız...

Belçika’da dünyaya gelmişsiniz. Neden Belçika’ya gitmişsiniz?

Babam, ‘Gurbet Treni’ne binerek Avrupa’ya giden ilk Türklerden. 1962’de Avrupa’ya gidip, iyi şartlarda çalışmak gençler arasında trendmiş. Babam da yeni evlenmiş. 6 ay Belçika-Anvers’te işçi olarak çalışıp para biriktirecekmiş. Bugün Avrupa’daki gençlere, “Burada kriz var, Türkiye’ye dönün” diyorum cesaret edemiyorlar. Babamlarınki büyük cesaret!

Aslen nerelisiniz?

Afyonkarahisar, Emirdağ, Karacalar Köyü’ndeniz. Zaten Belçika’da 150 bin Türk varsa yarısı Emirdağlı’dır. Emmi, dayı derken tüm eşraf oraya gitmiş. Gidenler o kadar dürüstmüş ki, çalıştıkları işlerde çok sevilmişler. Babama çalıştığı fabrikanın anahtarını vermişler. Ee babam da sorumluluk alınca dönememiş. Annem de bir yıl sonra yanına gitmiş. Zamanla şef olmuş, ekonomik ve sosyal şartlar iyileşmiş. Temelli orada kalmışlar. Abim ve ablamlardan sonra son çocuk olarak ben dünyaya gelmişim.

Avrupa’da yaşayan bir genç nasıl Türk halk müziğine ilgi duyar?

Genlerde var. Amcam bugün ozanlık geleneğini sürdüren, ülkemizi yurtdışında temsil eden Aşık Yoksul Derviş (Şemsettin Kubat). Afyon’a sağ iken heykelini diktiler, o kadar değer veriyorlar. Babam da 13 yaşında eline sazı almış. Dedem ona “Çalgıcı mı olacaksın?” deyince içinde ukde kalmış. Evde saz çalardı. Ben ona özenirdim. Sazına dokunmam yasaktı. 5. doğum günümde bana cura (sazın küçüğü) hediye etti. Yasaklar bazen iyi oluyor; bir haftada çalmayı öğrendim.

Sahneye erken çıktınız öyleyse?

Sormayın, 8 yaşında mikrofonu elime aldım. Ben doğmadan babam Anvers’in ilk Türk kahve-restoranını açmış. Hafta sonu program yapılırdı. Ben de Türkçe parçalar söylerdim. Adım Ramazan Kubat. ‘Küçük Kubat’ diye seslenirlerdi. O kadar tatlıydım ki, kavanoza koy da büyümesin derlerdi. 9 yaşında solfej dersleri almaya başladım. Okulum çok iyiydi. Konservatuara sınavsız giriliyordu. İki sene sonra enstrümanımı gitar olarak seçip müzik hayatıma başladım. 11 yaşımda bir yabancı grup kurduk. Festivallere katılıyor, her tür müziği söylüyordum.

Belçika’da yabancı öğrenci olarak ilgi çekiyor muydunuz? Çekmez olur muyum?

Okuduğum kolej Katolik okuluydu. Müzik öğretmenim özel yetenek olduğumu fark etti. Pazar günleri kilise korosunda yer alıp alamayacağımı sordu. Hemen babama söyledim. Babam “Tabii oğlum orası da Allah’ın evi. Katıl, hatta Müslüman çocuğu olarak örnek ol” dedi. Pazar sabahları Hıristiyan ilahileri okuyorduk. Akşamları da Ali Dayı’nın verdiği Kur’an kursuna giderdim.

Belçika ve Türkiye arasındaki hayatınız nasıl geçti?

Yaz aylarında 6 kişi arabaya biner memleketimize gelirdik. Uçak çok pahalıydı. Bavulumuza şampuan, çikolata doldururduk. Türkiye’de o yıllarda fazla alternatif yoktu. Şimdi Türkiye çok ileride. Tipik gurbetçi tatiliydi anlayacağınız. İki hafta köye gider, sonrasında da gençler olarak deniz tatiline çıkardık. Kuşadası, Pamukkale, Antalya gezerdik. İşin enteresanı 1995’e kadar İstanbul’u görmedim bile.

Ne sebeple İstanbul’a geldiniz?

İstanbul’a gezmeye geldim. O dönem demo yapmak istiyordum. İstanbul’a ilk görüşte aşık olunca kalmaya karar verdim. Prodüktör Cihan Sezer’le ve şefim İsmail Derker’le tanıştım. Ve ilk albümümü yaptık.

İnsanlar sizi neden bu kadar sevdi?

Özellikle Türk Halk Müziği’nden uzaklaşmış gençler... İlk albümümü çıkardığımda 15-20 yaşındaki gençler halk müziği adına kopukluk yaşamıştı. Özellikle kentte yaşıyan gençlere alternatif bir müzik yaptım. Bu kopukluğu, boşluğu doldurdum. Sonuçta ben de gencim. Türk Halk Müziği, Barış Manço, Edip Akbayram, Cem Karaca’yla büyüdüm. Hem kilise müziği hayatımdaydı hem de James Brown gibi yabancı yorumcular. Klasik müzikle aram iyiydi. Aşık Mahsuni Şerif’ten etkilendim. Nasıl Cem Karaca, Barış Manço Anadolu müziğini çok sesli yapmışsa, ben de klasikle, Anadolu ezgilerini buluşturdum.

Belçikalı olmanın ve Türk olmanın ne gibi özelliklerini taşıyorsunuz?

Avrupa’da doğmuş bir Türk olarak ozanlık geleneğinden geldiğim için çok şanslıyım. Karakterime bu yansımış. Belçika’da yetiştiğim için çok kuralcıyım. Bu tarafım insanları trafikte tedirgin edebiliyor. Yayalara yol verince şaşırıyorlar. Laf atacağımı sanıyorlar. Avrupa’nın da kuralcılığını sevmiyorum. 9 yaşında her gün alışveriş yaptığımız fırından ekmek alacaktım. Fırının kapanmasına bir saniye geciktim. Fırıncı ‘kapalı’ levhasını çevirdi. Beni tanımasına rağmen ekmek vermedi. Bu mu insanlık? Bazı kurallar güzel ama Avrupa’nın insani kuralları hiç hoşuma gitmiyor.

“Sağlığıma çok dikkat ediyorum”

Beyazıt Öztürk sıkı dostunuz. Program fikri nereden çıktı? Ondan ilham mı aldınız? Dostunuzdan tüyo alır mısınız?

Yook. Çok tüyo vermek istiyorsa programıma gelir! Şaka bir yana, Beyazıt iyi bir programcı. Ben performans yapıyorum; sunucu ya da programcı olarak düşünülmemeliyim. TRT’de bir yıl ‘Anadolu’nun Sesi’ programını yaptım. Tv8’de de ‘İnce İnce’ programıyla işin zirvesini yapıyorum. Sanatçı dostlarım bizim programımızda kendilerini ifade edebileceklerini çok iyi biliyorlar; katılmaktan çekinmiyorlar. Her hafta programda ustalar bölümü yapıyoruz. Aysel Gürel’i ölüm yıldönümünde andık. Barış Manço’yu da aynı şekilde. Ustaları yad edip şarkılarını söylüyoruz. Pazar günü yayın olduğu için enerjiyi de yüksek tutuyoruz.

Kıyafetlerinize özen gösteriyorsunuz. Bakımlı bir erkek misiniz?

Bakımlı olmak temiz olmaktır benim için. Temizimdir. Duştan sonra parfümümü sürerim. Bir de kırışıklık kremim var. Q10 kullanıyorum. Bir de tıraş balsamı sürüyorum.

Sanki ‘erkekte dekolte’ de sizinle özdeşleşmiş...

Zayıf bir adam değilim. Ensemin de maşallahı var. Ayarı iyi çekmem lazım. Kiloyu ve ensenin kalınlığını kapamak için ya ince yaka giyiyorum ya da tam göğsü açıyorum. Ee gurmeyim ne yapayım, yemeden olmuyorum. Kilom var yapacak bir şey yok!

Eskiye göre zayıfladınız; gerek yok artık. Sırrınız ne?

Sağlıklı beslenmek. Her gün makarna, pizza yiyen bir adamdım. Sağlıklı beslenmeye karar verdiğim günden beri karbonhidrattan uzak duruyorum. Karbonhidratı bırakmak öyle kolay değil. Sigara bırakır gibi oldum. Çok aradım. Kendime bakmam gerekiyordu. Artık etin yanında salata yiyorum. Bir de son bir yıldır haftada 3 defa bir buçuk saat yüzüyorum. Tam kaç kilo verdim bilmiyorum. Belki 5 kilo fark etti ama 10 kilo gibi duruyor.

40 yaşına yaklaşıyorsunuz. Bir erkek 40’a yaklaşırken ne hisseder?

Erkek 35’te olgunlaşıyor. 25 iken düşündüklerimle bugün çok farklı düşünüyorum. Sanatla uğraşanlar kendini çok geliştirir, ben de kendimi çok geliştirdim. Olgunlaştım. İstanbul’a geldiğimde 10 yıllık kariyer planı yapmıştım kendime. 40’a yaklaşırken hayatı bir yandan akışına bırakıyorum bir yandan da çok ciddiye alıyorum. Ömrün çok değerli olduğunu anladım. Ne kadar sağlığıma yatırım yaparsam o kadar kaliteli yaşayacağımı da biliyorum.

Erkek hayatına bir kadın girince kendine çok dikkat eder. Sizin hayatınızda biri var, anlıyorum...

Evet var. O da yurt dışında yaşayan bir Türk. Birbirimizi az görüyoruz. Ama evlilik falan sormayın, beni boğuyor.

Neden hemen evlilik konusu?

Ee “Hayatımda biri var” deyince hemen “Evlenecek misiniz?” diyorlar. Herkes bekliyor. Ben artık Beyaz’la beni kurtaracak bir formül buldum. “40’tan sonra 50’den önce mutlaka olacak” diyorum. “Evlenmem” demiyorum. Ama şu anda düşünmüyorum da.

Neden bu kadar temkinlisiniz?

Kendimle ilgili çok erken yaşta keşfe çıktım. Kendi kendime mutlu olmayı çok iyi biliyorum. Evlendiğimde bir kişi değil, iki kişi olacağız. Verdiğim kararlarla karşımdakini huzursuz etmek istemem. Hayat benim için çok kıymetli. Bir gün “Aa ne güzel evlenelim mi?” demem lazım sevdiğim insana. Ama birisi bana “Evlenelim” demesin. Evlenmek de bir dönem.

Yaşadığınız en büyük acı ne?

Babamı kaybetmek. 9 yıl oldu.

Acınız hala taze galiba?

İlk günkü acım yok, acıyı sonradan hissettim. Onu kaybettiğimde çok mutluydum. Keşkelerim olmadığı için. Babam kanserdi. Ölümü bekleniyordu. Köyde bir ev istiyordu. Ben de “Köye gitmiyorsun, neden ev istiyorsun” derdim. Sonunda “Cenazem oradan kalksın” dedi. Evi yaptırdık, başında durdu. Sonra Belçika’ya döndü. Üç ay sonra onu kaybettik. İstediği şekilde evin avlusundan cenazesi kalktı. Öldüğünde o kadar huzurluydum ki ağlayamadım. 40’ında boşaldım. İki sene kendime gelemedim. Şimdi rüyama giriyor, sohbet ediyoruz. Aramız iyi.

ROMANTiK KUBAT

Sanat aşkınız devam ediyor mu?

Bir ara arabanızın anahtarını verip 13 tablo almıştınız. Evet. Sergileri takip ediyorum. Durumum el verdiği sürece yatırım olarak sanat aşkım devam edecek. Şimdi heykel almak istiyorum.

Boş zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Müyorbir (Müzik Yorumcuları Birliği)’le ayda iki kez toplanıyoruz. Ali Kocatepe, Belkıs Akkale, Edip Akbayram, Onur Akın, Burhan Şeşen, Ahmet Koç’tan oluşan çok güzel yönetim kurulumuz var. Her ay toplanıp telif haklarının korunması için çalışıyoruz. Beyaz’la sık sık görüşüyorum. Metin Şentürk hepimizi topluyor, Hüsnü Şenlendirici, Hakan Aysev, Funda Arar’la birlikte fasıl geceleri yapıyoruz.

Biraz önce albümünüzden bir parça dinlettiniz. Bambaşka bir Kubat geliyor. Çok romantik.

Evet. Albüm yolda. Bir Türk Halk Müziği albümü değil. Tarzımı şöyle anlatayım; mum ışığında romantik bir gitar sesi... Masada biraz şarap var. Yanında da üzüm, peynir... O kadar romantik ki ancak böyle anlatabiliyorum. Febio Taşel ile yaptık albümü. Dinlerken beni tanıyamayacaklar!

(18.03.2012 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)

;
Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder