“Hayata cinsiyetsiz bakıyorum”

Genç oyuncu Ahmet Varlı 'Benim İçin Üzülme' dizisinde engelli Orhan'ı başarıyla canlandırarak dikkatimizi çekti. Şimdi aynı adlı kitaptan televizyona uyarlanan 'Yılanların Öcü' dizisinde Haceli karakteriyle alkışlanıyor. Şöhreti, aşkı, takıntıları, rolleri, konuştuk

18 Ekim 2014, Cumartesi 05:00
A A
“Hayata cinsiyetsiz bakıyorum”

Röportaj: Çiğdem Ezilmez
cigdemezilmez@gmail.com

‘Yılanların Öcü’ kitabını okumuş muydun?

Lise yıllarında... Rolü alınca ikinci kez, özellikle Haceli’nin olduğu sayfaları okudum.

 Bu dizi için teklif geldiğinde ne hissettin?

Haceli rolü için üç-dört adaydan biriydim. Deneme çekiminden bir akşam önce anneannemi kaybettim. Önce çekimi ertelemeyi düşündüm ama sonra üzüntüden kurtulmak için oyunculuğa sığınma duygusu gelişti. Cenazeden sonra çekime katıldım. Bazı durumların kader olması gibi, bazı duyguların da kaderi oluyor galiba.

 Bir rolü kabul ederken neye dikkat edersin?

Karakterin beni heyecanlandırması. “Gel beni oyna” diye bas bas bağırmalı! Özellikle değişime, dönüşüme uğrayan karakterler beni etkiler. Aksi halde oyunculuk iyiyi, kötüyü, kıskancı, çirkini, güzeli oynamaktan öteye geçmez. Üzülerek söylüyorum; üç-beş sezon bir gram değişmeyen karakterlerle dolu dizilerimiz var. O zaman seyirci olarak kandırıldığımı hissediyorum. Değil insan; hayvan, doğa, zaman, su, toprak, şehir, köy, her şey değişir. Bunun aksi, seyirciye kazık atmak gibi geliyor bana.

KAPADOKYA’DA HUZUR

  Sinemada Haceli’yi daha önce Erol Taş ve Erdal Özyağcılar canlandırmıştı. Performanslarını izledin mi?

İki usta oyuncunun iki farklı yorumu vardı karşımda. Kendi rolümü çıkarmak için o yorumlara temas etmemeye çalıştım. Sence Haceli nasıl biri? Her yönüyle insan diyesim geliyor!.. İyi ve kötü yönleriyle biraz senden, biraz benden, biraz ondan... Saflığı da var. Toplumda var olmak için büyüklerine karşı saygıyla karışık yalakalığı da... Babasının yokluğunu doldurmaya çalışan bir abi, ailesinin heyecanlarına karşı birden çocuklaşan bir adam aynı zamanda... Haceli’nin söyledikleri kimilerinin iç sesi olacak.

  Çekimler Kapadokya’da... Orada yaşamak nasıl?

İki aydır Kapadokya’dayız ve her şey muhteşem. Çok keyifli, huzurlu bir yer... Ekipçe kendimizi dinledik, dinlendik.

  İstanbul’da en çok neyi özlüyorsun?

İlk defa İstanbul’u bu kadar az özlüyorum. Ama kız arkadaşım, arkadaşlarım özlemim. İzmit’teki ailem de...

“OYUNCULUK, MİSTİK BİR ŞEY”

 Tutkunu olduğun dizi ya da oyuncu var mı?

‘True Detective’ dizisine tutuldum. Ve Matthew McConaughey’in performansına... Geri sarıp sarıp izledim adamı, ne diyeyim!..

 Hiç oyunculuk dışında bir meslek aklından geçti mi?

Hayır. Getirisi, götürüsü ne olursa olsun geçmeyecek. Şaşırdığım şey; diğer insanlar nasıl oyuncu olmadan durabilir! Bu kadar mistik ve muhteşem bir duygudan kendilerini nasıl mahrum bırakırlar! Hem de üstüne para veriyorlar!

 Bir gün şöhret başını döndürür mü?

Ne istediğimi iyi bilirim. Şöhretle değil, oyunculuğumla ilgiliyim. Şöhretin başını döndürdüğü insanların karaktersiz olduğunu, karakter yaratımının çok önemli sayıldığı oyunculukta bu insanların var olamayacağını düşünüyorum.

  Ne keskin yorum böyle!

Şöhretin baş döndürmesi başka, insanlar tarafından sevilmek başka bir şey çünkü! Bu çizgiyi iyi ayırmalı... İnsanlardan gelen sevgiyi şöhretin baş döndürmesi olarak tekrar başkalarına şımarıkça geri satmak; işte bu benim gözümde hırsız satıcıyı canlandırıyor.

 Şansına güvenir misin? En büyük şansın ne?

İşi şansa bırakmamaya özen gösteririm. Ama şansıma yine de güvenirim. En büyük şansım, hayatımdaki değer verdiğim insanlar.

“BİR ZAMANLAR AŞKTA OBURDUM”

  Aşk konusunda temkinli misin obur mu?

Bir dönem aşta çok oburdum, sonra çok temkinli... Şimdi olmam gerektiği gibiyim.

 Sence de aşkta kadınla erkeğin aklı farklı mı çalışıyor?

Yaşadıklarım da gösteriyor ki, evet, kadınların aklı farklı çalışıyor!

 Seninki nasıl çalışır?

Bazı duygular hariç, hayata cinsiyetsiz bakmaya çalışıyorum. Aklımı da böyle çalıştırma çabasındayım.

Hiç terk edildin mi?

Muhakkak!

Takıntıların var mı?

İş konusunda. En büyük takıntım, saygısızlık. Yol ortasında arkadaşıyla konuşurken kenara çekilmeyerak başkalarını hiçe sayan insanları kafama takıp 5 dakikamı sinirle geçirebiliyorum. Bir de öğüt vermek ile ders vermek arasındaki duruma takıntılıyım. Ders verenlerden pek hazzetmem.


 

Sıradaki haber yükleniyor...