'İçimde anarşist ruh var'

'İçimde anarşist ruh var'

Hande Ataizi her yaptığı ve giydiğiyle tarzından bahsettiren bir stil ikonu. Kısa süre önce yeni bir diziye başlayan, bir yandan da ayakkabı ve elbise koleksiyonu tasarlayan oyuncu, Trendsetter Dergisi'ne röportaj verdi. Elbette röportaj, moda ağırlıklıydı

18 Ocak 2014, Cumartesi 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Erkek olarak doğmak ister miydin? Nasıl bir erkek olurdun sence?

Kadın, tutkulu ve komplike bir varlık. Genel anlamda da erkeğe göre daha kırılgan ve duygusal. Erkek olarak doğmak istemezdim ama altı aylığına erkek olup onların dünyasını yaşamak, kafa yapılarını anlamak hoş olurdu. Herhalde tutkulu ve romantik bir erkek olurdum.

Stil ikonusun, kendi trendini yaratmayı başarıyorsun. Bu bir yetenek midir, içgüdüsel midir yoksa sonradan elde edilebilecek bir özellik midir?

Bugüne kadar modayı takip etmek yerine sevdiğim tarzların peşinden gittim. Evim ve giyim tarzım beni yansıtıyor. Herhalde bunları da içimdeki renkler belirliyor biraz.

Trend belirleyici olmanın püf noktaları ne?

Bir kere özgün olmak çok önemli. Kendine ve ruhuna uygun olanı bulup kişisel tarzını yaratmak gerekiyor. Mesela ben, markaları katalogdaki gibi birebir giymekten hoşlanmıyorum. Bu, belki içimdeki anarşist ruhtan kaynaklanıyor. Çeşitliliği seviyorum. Nasıl ki yüzümüz aynı değil, tarzımız da farklı olmalı.

İlham aldığın kişiler ya da şeyler var mı?

Eski filmler, eski yapılar, eski dönemler tarzımı çok etkiler. Örneğin Fred Astaire’le Ginger Rogers’ın dans ederken giydiği kostümler, Marlene Dietrich’in o seksi ama maskülen duruşu, Jackie Onassis’in büyük gözlükleri ve klasik düz tarzı...

Yaşam tarzından bir metropol kadını olduğunu anlıyoruz. Şehrin hızına yetişiyorsun, hatta şehirden daha hızlısın. Bu doğal olarak gelişen bir süreç mi yoksa çaba mı sarf ediyorsun?

Şehri seviyorum. Kalabalıklar içinde olayım, evim merkezde olsun isterim. Şehrin karmaşasından besleniyorum. Canım istediği zaman sinemaya gitmek, giderken kitapçıya uğrayıp kitaplarımı, dergilerimi almak, sonra yolda bir arkadaşıma rastlayıp kahve içmek mutlu ediyor beni. Herkes, şehirden bıkıp Güney’e yerleşme fikrindedir ya, bu fikir bana uzak. Hareketli bir günün sonunda evime geldiğimde o sakinliği ve huzuru yaşıyorum zaten

‘HER SENE KENDİME BİR ŞEY HEDİYE EDERİM’

Neden hayatını İstanbul’da yaşamayı tercih ediyorsun? İmkânlar mı bunu gerektiriyor yoksa özel tercihin mi?

İstanbul’u çok seviyorum. Sanatın merkezi olarak görüyorum bu kenti. Bienaller, sergiler, galeriler, sanat adına yapılan etkinlikler arttı. Bu da Türkiye adına bir artı. Dönem dönem farklı ülkelerde kısa süreli de olsa yaşamak istedim. 10 sene önce Kopenhag’taydım, altı ay kaldım. Dört sene önce York’a gittim, ev kiraladım, bir sene yaşadım. York Üniversitesi’nde drama kursuna gittim, İngilizcemi geliştirdim, workshop’lara katıldım. Güzel deneyimlerdi. Ama oyunculuk yapmayı seviyorum, onu da ancak kendi ülkemde gerçekleştirebilirim.

‘MEKAN ARAŞTIRIRIM’

Bir mekân popüler olmadan sen keşfediyorsun. Takipçilerin de seni izliyor. Bu isabetli mekân keşiflerini nasıl yapıyorsun?

Çok sevdiğim, vazgeçmediğim, kendimi rahat hissettiğim yerlerin dışında biraz daha farklı mekânları keşfetmeyi seviyorum. Araştırıyorum, dergilerden takip ediyorum...

Evlenen veya uzun ilişki yaşayanlar genelde sosyal hayattan kopma eğilimi gösterir. Senin böyle bir dönemin hiç olmadı sanki.

Hem dışa hem içe dönük bir yapım olduğu için sosyal hayatın içinde kaybolmuyorum. Haftanın beş günü spora gittiğim için genelde evimde olmayı tercih ediyorum. Kendime göre bir ritmim ve düzenim var. Bu, evli olmadan önce de böyleydi. Eğlenmek ve sohbet etmek istediğim zaman dışarı çıkıyorum. ‘Yatırımcı değilim’ 

Sanata meraklısın, fuarlara sık gidiyorsun. Sanat eseri satın alıyor musun? Ne tarz eserleri beğeniyorsun?

Çok güzel parçalarım var. Resimler, heykeller... Kendime her sene bir şey hediye ederim. Bu sene de Budapeşte’den Erin Toth’un bir resmini ve heykelini aldım. Yatırımcı değilim. İlerde değeri artsın gibi takıntılarım yok. O yüzden bana bir şey ifade eden, beğendiğim eserleri alıyorum. Geçen sene gittiğimiz bir restoranın duvarındaki resme âşık oldum, iki saat uğraştım onu alabilmek için. 

Konserleri takip eder misin?

Evet. Yazın açık hava konserlerine çok gidiyoruz. Klasik müzik konserlerine gitmeyi çok seviyorum. İyi bir senfoni geldiği zaman kaçırmam. Stadyumda kalabalık arasında sıkışmaktan pek hoşlanmıyorum.

‘GİYMEDİĞİM KIYAFETLERİMİ VERİRİM’

Kıyafetlerini biriktirir misin yoksa verir misin?

Biriktiririm ama giymediklerimi hediye etmeyi de severim.

Alışveriş yaparken senin için önemli olan nedir? Marka mı, tasarımcı mı, moda mı?..

Beğendiğim herhangi bir şey olabilir. Birçok tasarımcı ve markayı böyle keşfettim.

‘DOLABINIZDA MUTLAKA BUNLAR OLMALI’

Stil ikonusun. Kombin tüyolarını paylaşır mısın?

Eski ve yeni görüntüyü bir arada çok seviyorum. Vintage parçalar çok var dolabımda. Bir dönemden fırlamış olmasından çok, o dönemden bir esinti taşımalı. Zıtlıklar da güzel oluyor. Örneğin basit gri bir tişörtle Swarovski taşlı kocaman bir kolye takmak, leopar desenli bir taytla spor ayakkabı giymek, gündüzleri abiye bir ayakkabıyı trençkotla tamamlamak çok hoşuma gidiyor.

İyi ve kullanışlı bir gardıroba sahip olmak için ipuçları verir misin?

Bir kere gardırobunuzda sakin ve düz kesimli birkaç parça olmalı. Gardırobunuz, rengi ne olursa olsun, modası geçmeyecek parçalardan oluşsun. Bu sayede 15 sene önceki kıyafetlerimi hâlâ giyebiliyorum. Sonrasında, onları, güzel aksesuarlar ve ayakkabılarla her gün farklı bir şey giyiyormuş gibi kombinleyebilirsiniz.

Modadan bağımsız vazgeçemeyeceğin parçalar var mı?

Annemden gelen bir babet ayakkabı alışkanlığım var. Ayrıca klasik trençkotları çok seviyorum. 

En büyük güzellik sırrın?

Spor ve doğru beslenme. Bir de tabii ki bol su ve az içki.

3

Sıradaki haber yükleniyor...
holder