İki aşk arasında

Bir varmış bir yokmuş. Boğaziçi'nde bir yalı varmış. Bu yalıda büyük aileler ve büyük acılar yaşanmış. Aşık olmuşlar, üzülmüşler, sevinmişler. Bahar çiçeklerinin tazeliğiyle ölümün kederli yüzü birbirine bakmış durmuş...

21 Nisan 2013, Pazar 05:00
A A
İki aşk arasında

Abud Efendi Yalısı efsaneleşmiş yalıların olduğu Kandilli’de, Kont Ostrorog Yalısı ile İsmail Paşa Yalısı’nın arasında bulunuyor. Abud Efendi Yalısı, Abdülmecit devrinin ünlü tüccarlarından Altunizade Necip Bey tarafından ünlü mimar Karabet Amira Balyan’a yaptırılmış.

1830’larda yaptırılan Abud Efendi Yalısı iç dekorasyonu Dolmabahçe Sarayı’ndan esinlenilmiştir. Abud Efendi Yalısı, Boğaziçi’ndeki en özgün yalılardan biri olmasıyla da özeldir. ‘Karnıyarık’ denilen geleneksel sivil yapı düzeni ilk defa Abud Efendi Yalısı’nda değiştirildi. Mimar Balyan, sofayı ikiye bölüp ve ters yönde birleştirince harem ve selamlık merdivenleri sırt sırta geldi.

Böylece yalı iki yana, Kont Ostrorog Yalısı ile İsmail Paşa Yalısı’na da bakar oldu. Yalıda koridorların E biçiminde dolanması, balkonun bir köşeye yerleştirilmesi gibi devrimci yenilikleri vardır.

MATEM YALISI
Baron de Vandoevre, 1860’ların başında yalının ikinci sahibi oldu ve uzun yıllar boyunca bu yalıda yaşadı. Boğaziçi’nde bir yalıya ilk defa yerleşen yabancının Fransız Baron de Vandoevre olduğu söylenir.

Baron, yalıyı ve çevresini çok sevmişti. Ama Baron taparcasına bağlı olduğu kızının yalıda ölmesi üzerine bunalıma girdi. Kızının yasını tutan Baron, duvarlardaki resimleri ve süslemeleri görmek istemeyince, her yeri siyah saten kumaşlarla kaplattı.

Baron kızının ölümüyle ruhen çökmüştü ve uzun süre içi karartılmış olan yalıda bu halde yaşadı. Ama kızının hatıralarıyla başa çıkamayınca yalıyı Mehmed Abud Efendi’ye sattı ve ülkesine döndü.

SALTANAT YILLARI
Yalının üçüncü sahibi olan Mehmed Abud Efendi çalışkan, güvenilir ve zeki bir tüccar olan Mehmed Abud Efendi başlangıçta ipek, manifatura ve deri derken Japonya’ya kadar uzanan bir ticaret zincirini yönetti.

Mehmed Abud Efendi, 1884’de İstanbul Ticaret Odası Başkanı oldu ve ölene kadar 33 sene bu görevde kaldı.

Beyoğlu’ndaki Suriye Apartmanı, Sirkeci’deki Meserret Oteli ve Mercan’daki Abud Han ailenin mülklerinden sadece bir kısmıydı.

ARMAĞAN YALI
Mehmed Abud Efendi, 1900’de zenginliğin getirdiği büyük bir saltanatla varlık içinde yaşamaya başlayan kalabalık ailesi için büyükçe bir yer aradı.

Önceleri Çubuklu’daki Hidiv Kasrı’nı almak istedi. Ama eşi Saadet Hanım “Deniz kenarı olsun” diye ısrar edince eşini kırmadı ve ona adını taşıyacak bu yalıyı hediye etti. O dönemde aşçılar, hizmetçiler ve mürebbiyelerle birlikte yalıda toplam 40 kişi yaşıyormuş.

ÜZÜNTÜ ÇAĞI
Zenginlik had safhadaydı ama üzüntüler bitmek bilmiyordu. Mehmed Abud Efendi’nin oğlu Tevfik Bey, dört kere evlendi. Her evliliği bir olay oldu ve aileye üzüntü verdi. Ama Tevfik Bey genç yaşta ölünce Mehmed Abud Efendi daha çok üzüldü.

Kızı Belkıs Abud’un mutsuz evliliği de onu manevi olarak çok yıpratmıştı. Mehmed Abud Efendi, 1917’de düşüp ayağını kırdı. Ayağı kırıldıktan sonra düzelemedi ve aynı yıl vefat etti. Aile yıllar içinde dağıldı.

Düğünler cenazelere karıştı. Zenginlik yoksulluğa doğru azaldı. Nihayet yalının son sahibi olan torun Mehmed Abud 1980’de yalıyı Salat Yağları’nın sahibi İsmail Özdoyuran’a sattı.

Şiir kadın Belkıs Hanım 

Belkıs Hanım genç kızlığında komşu Server Paşa Yalısı’nda oturan Halil Bey’e aşıktı. Belkıs Hanım unutamadığı ilk büyük üzüntüsünü işte o yıllarda yaşadı. Belkıs Hanım’dan 15 yaş büyük olan Halil Bey ise o sıralarda kendisini seven bu kızdan haberi olmadan ve yüzünü bile görmeden veremden öldü.

BETERİN BETERİ
Bu olaydan sonra Belkıs Hanım için daha kötü günler başladı. Belkıs hanım, günlüğünde evliliğini şöyle anlatır: “İşte tam o arada bizim yalının yanındaki yalı satıldı. Bu ailenin en küçük, en şımarık çocuğu Abid Bey eski derebeyleri gibi ailesine hakimdi. Bir gün annesi ona beni göstermiş.

Çalışmayı sevmeyen bu tembel çocuğa, eğer mektebe gider, derslerine çalışırsa beni aileden isteyeceğini, adeta, yaramazlık etmezsen sana şu oyuncağı alacağım tarzında söylemiş. Bu şımarık çocuk bana musallat oldu.

Bahçede, denizde, sokakta daima bir gölge gibi takip ederdi. Birkaç silahlı adamı evimizin önünde dolaşır, şuradan buradan beni kaçırtacağını işitirdik. Sıkı bir muhafaza altındaydım. Fakat bu derebeyine bir ders vermeyi hatırlarına getiremediler.

Çünkü Sultan Hamit onların hamisi idi. Abid’le başa çıkamayan aile, nihayet üç sene sonra babama, eniştesi Ethem Paşa, diğer eniştesi Tevfik Paşa ve üvey babası İsmail Paşa gelmiş, beni talep etmişlerdi.

Babam reddetti: ‘Ben evladımı elimle ateşe atar mıyım?’ dedi.”





KABİR AZABI
Ama Abid Bey, Abdülhamit’in yaveri olmuştu. Babası da artık karşı çıkamadı. Nihayet Belkıs Hanım ailesine karşı çıkamadı ve teklifi kabul etmek zorunda kaldı. Kabul etmişti etmesine ancak Emine Çaykara’nın ‘Melek Annem ve Ben’ kitabında yer alan günlüğüne göre Belkıs Hanım gelinliğini bir kefen gibi görüyordu.

1908’de dillere destan bir düğün yapıldı. O zaman Belkıs Hanım 15, Abid Bey ise 19 yaşındaydı. Gelin Belkıs Hanım, bugün yerinde bir apartman olan komşu İsmail Paşa Yalısı’na günler süren eğlenceler sonunda tahtırevanla götürüldü.

Abid Bey, kalp kırıcı sözler söylüyordu. Özellikle bir tanesi Belkıs Hanım’ın unutamadığı şöyle bir cümleydi: “Siz bundan sonra benim malımsınız.” 18 yaşında saçları beyazlayan Belkıs Hanım’ın günlüğünde evliliğini özetleyen cümleler şunlar: “Bana gösterdiği sadece hayvani hislerinin kudurmuş haliydi. Onda ruhumu tatmin edecek bir tel bile yoktu.”

MİRAS UĞRUNA HAİN PLAN
Abid Bey, ailesinden kalan serveti çapkınlıklarıyla har vurup harman savurdu ve zor duruma düştü. Aklına gelen çözüm ise kayınpederi Mehmed Abud Efendi’yi zehirlemekti!

O zamanlar yalılarda belli aralıklarla yemekler hazırlanır, büyük sofralar kurulur, ailede kim var kim yoksa çağrılırmış. Bu yemeklerin sonunda ise Keşkül yenirmiş.

Abid Bey, doktor arkadaşıyla anlaşıp tifo mikrobunu ve iki kasedeki keşküle kattı. Ama hizmetçiler mikroplu keşkülleri karıştırınca birini Abid Bey, diğerini de küçük bir kız yemiş ve tifoya yakalanmışlar.

CENAZE ÜSTÜNE CENAZE
Olayı sonradan öğrenen Mehmed Abud Efendi kızı üzülmesin diye sesini çıkarmadı. Abid Bey, 1931’de hastalanıp öldüğünde Belkıs Hanım da 34 yaşında dul kaldı. Kendisiyle evlenmek isteyenlere yüz vermedi.

Ancak babasını kaybettikten sonra ailenin büyük zenginliği azalmaya başlamıştı. Kızlarını da ardı ardına kaybeden Belkıs Hanım 18 Ocak 1979’da vefat etti.

SON DEVRİN SON GÜNLERİ
Dedesiyle aynı ismi taşıyan Mehmed Abud, annesinin son günlerini şöyle anlatıyor: “En sevdiği parfüm Guerlain’in Shalimar’ıydı. En son parfümünü bir arkadaşım Paris’ten yolladı, büyük şişe istemiştim, küçük geldi. Annem ‘Bu koku bittiğinde ben öleceğim’ dedi.

Bitmeden öldü. Ben parfümün yarısını tabutunun üstüne döktüm, cenazesi buram buram parfüm kokuyordu. Şişenin diğer yarısını sakladım. Benim mezarımın üzerine döksünler onu. Vasiyetim bu benim.

Zaten ölürsem annemin koynuna gireceğim.” Hayatının son yıllarını Osmanbey’de bir apartmanda yaşayan ve torun Mehmed Abud 2002’de vefat etti.
 


Abud Efendi Yalısı’nda pek çok film, dizi ve fotoroman çekildi; Müjde Ar’ın oynadığı ‘Aşk-ı Memnu’, Zeki Müren’in oynadığı ‘Hep O Şarkı’, Ediz Hun ile Türkan Şoray’ın rol aldığı Sinekli Bakkal gibi filmler ile ‘Gümüş’ ve ‘Kurtlar Vadisi’ gibi diziler bu yalıda çekildi.

Aşk-ı Memnu yalısı

Abud Efendi Yalısı’nda pek çok film, dizi ve fotoroman çekildi; Müjde Ar’ın oynadığı ‘Aşk-ı Memnu’, Zeki Müren’in oynadığı ‘Hep O Şarkı’, Ediz Hun ile Türkan Şoray’ın rol aldığı Sinekli Bakkal gibi filmler ile ‘Gümüş’ ve ‘Kurtlar Vadisi’ gibi diziler bu yalıda çekildi.

(21.04.2013 tarihli Posta Karnaval ekinden alınmıştır.)

Sıradaki haber yükleniyor...