'Kazdağları'nın havasını bile satarım...'

'Kazdağları'nın havasını bile satarım...'

Burhan Demircan, nam-ı diğer Burhan Pazarlama... Ben ona her hafta Kadıköy-Eminönü veya Kadıköy-Karaköy vapurunda rastlıyorum...

04 Mart 2012, Pazar 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

MERVE ÖZAYTEKİN

mozaytekin@posta.com.tr

 Yıllardır vapurlarda deniz yatağı, çakı, çakmak, şemsiye gibi ucuz ama işe yarar ne varsa satarak geçimini sağlıyor. Kürk, araba vapurda satılır mı? O satmış. Satmadan duramadığını gizlemiyor. “Uçakta hostese saat bile sattım” diyor.

Şiir gibi konuşması, jilet gibi giyimiyle farklı bir karakter o. Müşteriyle kurduğu sıcak ilişkiyle vapurdaki turistin bile ilgisini çekiyor. Üniversite tezini Burhan Pazarlama üzerine yazan gençler, engin hayat tecrübesinden yararlanmak isteyen pazarlamacılar var. Burhan Demircan’ı uzun yıllardır tanıyanlar hiç değişmediğini söylüyor.

Güleryüzlü, sevecen, bir o kadar da babacan. Sanki hep aynı adam. Oysa 63 yıllık hayatının arka perdesinde ne acılar gizliymiş... Her gün milyonlarca kişinin hayatına şahit olan Burhan Demircan anılarla dolu yaşamını anlattı.

Meslekte kaçıncı yılınızı doldurdunuz?

55. yılımı. Alfabeyi öğrenmeden satış yapmayı öğrendim. Bu işe, evdeki artık atılma zamanı gelmiş soba, sediri satarak başladım. Vapurlar, kahveler derken 55 yılı tamamladım.

Sizi vapurlarda çalışmaya iten neydi?

Babam. Babam İstanbul’un sayılı külhanbeylerindendi. Herkese yardım ederdi, ama bize karşı sorumsuzdu. Sabahları okula gider, öğleden sonra vapurlara, kahvelere satışa çıkardım. Babamsa beni iskelede bekler, cebimde ne varsa alırdı. Az satış yapmışsam yine dayak yerdim. Babam annemden ayrıldıktan sonra birkaç kez daha evlendi. Üvey annelerim, kardeşlerim oldu. Babam beni dövmeye devam etti. Ondan kaçmak için bazen bekarlar evinde kalırdım. İstanbul’da doğmama rağmen babaannemlerin memleketi Sinop’a kaçtım. Para makinası gibi olduğum için orada da buldu beni.

Babanızdan nasıl kopabildiniz?

Çok zor oldu. Başımda yarılmadık yer bırakmamıştı. Dizi film gibiydi hayatım. Babam sınıf arkadaşımla evlendi. Sinop’ta düğün yaptı. Düğünde rakı almam için 50 lira para verdi. Yolda parayı kaybettim. Bana öyle bir vurdu ki, hala unutamam. Üç gece süren düğününde ben samanlıkta kaldım. Bu sefer İstanbul’a kaçtım. Ama yine buldu azizim! İşte hayatımın en büyük hatasını o zaman yaptım.

Ne yaptınız?

Evlendim. Sadece evden kaçmak için. Pişman oldum. İki kızımız oldu. Şimdi 47 yaşındaki büyük kızım evli. Bir torunum var, İngiltere’de mühendis. İkinci kızımsa biraz rahatsız.

Çocuklarınız varken eşinizle neden ayrıldınız? Çapkın mıydınız?

Çapkınlık denemez. Severek evlenmediğim ve ailemden de sevgi görmediğim için sevgi aradım hep. Ayrıldık. 15 sene önce eski eşimi kaybettik.

İkinci eşinizle nasıl tanıştınız? Vapurda mı?

Bildiniz! Eşim Kasımpaşalı. Hatta ablası sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sınıf arkadaşı. Vapurla karşıdaki okulu Kadıköy Kız Lisesi’ne gidiyordu. İlk adımı ben attım; bırakmadım peşini. Onda dürüstlüğü, sevecenliği, sevgiyi gördüm. 21 senedir evliyiz. Bu yıl liseye girecek çok zeki ve başarılı bir oğlumuz var. Hayatım oğlum ve eşim oldu. Bir de ara sıra tavla oynarım, kafam dağılır.

Halk sizi ne zaman benimsedi?

25 yaşından sonra. Vapurun yolcusundan çaycısına, İstanbul’un öğrencisinden ünlü isimlere, emniyet müdürlerine kadar herkes tanıyordu beni. Senelerce vapurda her türlü olaya şahit oldum. Dilencilere engel olmak istedim. Dikkat edin, hep aynı dilenciler vapura gelir. Çoğu sahtekar. Yolculara “Kızılay’a para verin faydalı yere gitsin” derim. Bir gün idrar torbalı bir genç geziyor, para dileniyor. Dedim ki, “Göster idrar torbanın hortumu nereye gidiyor” Gösteremedi. Eskiden polis benden malumat alırdı. Şimdi pırıl pırıl sivil polislerimiz var. Vapurdaki müşteriler sayesinde Uzakdoğu’ya gezmeye bile gittim. Orada da tanıdılar beni. Sokakta “Aa Burhan Pazarlama değil mi? Burhan Abii” diye arkamdan bağırdılar.

“Kadın dışında her şeyi satarım”

Promosyon, reklam ve garantili ürün satanların arasında ilklerdensiniz. Fikirler, sözler size mi aitti?

Ben buluyordum. Vapurda çok şiirsel konuşuyorum. Diyelim Celal Birsen şemsiyelerini satıyorum “İstanbul, havasına güven olmaz. Bir gün üç mevsim gibidir. İnsanız. İki ayağımız var, ama öyle bir zaman olur ki, desteğe ihtiyaç duyarız. Bu şemsiye öyle bir baston olur ki, ağırlığa tahamüllü. Ama baktınız, sağanak yağış var. Düğmeye basıyorsunuz, geniş katranlı çok güzel bir şemsiye oluyor...” diye devam ederken araya Güllüoğlu reklamı alıyordum.

Ne diyordunuz?

“Sofradan ağız tadıyla kalkmayı düşünüyorsanız, Güllüoğlu Baklavaları’nı tercih edin. Şekeriniz mi var, kalp hastası mısınız, Güllüoğlu Light yalnız Karaköy’de! Ara reklam dinlediniz” diyor satışa devam ediyordum. Celal Birsen’in hayatından parçalar anlatıyordum. Rahmetli Celal Birsen’e biri “Senin şemsiyelerini Burhan’dan iyi satan yok” demiş. Ürünlerim de garantiliydi. Yolunda gitmeyen bir şey mi var, değiştiriyordum.

Sizi mağazasına isteyenler çıkmadı mı?

Bir mağazalar zincirine satış artırmak için çağırıldım. Müşteri dükkandan çıktığı an yakalıyordum. “N’oldu yoksa beğenmediniz mi?” deyip müşteriyi içeriye tekrar sokuyordum. Fırın satıyorum, yanında da bir hediye. Günlük ciroyu 9 bin TL’den, 14 bin TL’ye çıkarttım. Maaş azdı, devam edemedim. KanalMarket’in ilk televizyon satıcılığını ben yaptım. Efe Özal çağırmıştı beni. Bugünün parasıyla 21 milyar alacaktım. 6 ay çalıştım. Kanal satılınca, bitti. Bir ara kendi mağazamı açtım. Ama müşteri beni vapurda istiyor; o da çok uzun sürmedi.

İnternet satışına ayak uydurabildiniz mi?

Çırağan’da verdiğim seminerde “İnternetten satışa karşı mısınız?” dediler. Öyleyim! Dokunmadığımız ürünü nasıl almak isteriz?

Akıllı telefon, tablet bilgisayar satabilir misiniz?

Her şeyi satarım! Laptop bile sattım. “Ben de müşteriyim. Bilgisayarı açma-kapamadan başka bir şey bilmem. Fakat çağıracağım kişi bilgisayar hakkında ordinaryüs profesör. Ben soracağım, o yanıtlayacak” dedim. Yarım saatte yüz adet sattım. Bir de üniversite öğrencileri tez yazacaktı. Tablet bilgisayar satmamı istediler. Sattım. Tezleriyle okulda birinci oldular. Teknolojiyi bilmeme gerek yok.

Ne satmazsınız?

Çook güzel soru. Kadın dışında, halka hem ucuz hem de kaliteli olacak her şeyi satarım.

“Denize atlayıp bir kişiyi kurtardım”

Vapurda nelere şahit oldunuz?

Anlatmakla bitmez. Tipi bozuğu, tehlikeliyi, psikolojisi bozulmuşu hemen anlarım. Bir gün bir kız intihar edecekti. Sabah vapurunda ikna ettim, vazgeçti. Akşam vapurunda satış yapıyorum. Bir kıyamet koptu. Meğer kız atlamış. Hemen soyundum. Denize atladım. Şubat’ın 15 idi, nasıl soğuk. Ama gencim o soğukta zıpkın gibiydim. Kızı kayığa çıkardık. Ertesi gün gazetelere baktım, kaptanı öpüyor teşekkür için! Çok gücüme gitti...

Başka kimlerin hayatına dokundunuz?

İkinci eşimle bir adamla karşılaştık. Bana, “Sizin sayenizde üniversiteyi bitirdim” dedi, hatırlayamadım. “Yıldız Teknik Üniversitesi’nde mimarlık okuyordum. Kerrat cetvelini kolay öğrenmeyi sağlayan bir ürün satmak istedim. Hiçbir yere veremedim. Okuyacak param yoktu. Arkadaşım sizi tavsiye etti. Siz benim için günde 100 tane satıyordunuz. Sayenizde okulu bitirdim” dedi. Çok duygulandım. Zengin olmuş Bodrum’da bir oteli bir de barı vardı. Sonra duydum ki vurmuşlar, çok üzüldüm.

Size laf yetiştiren çıkıyor mu?

Çıkmaz mı, cevabını da anında alır. Okaliptüs kremi satıyordum. Tanıdığım bir hacı bana dedi ki “Kazandığın paranın zekatını veriyor musun?”. Tam da kıvamında iş yapıyorum. “Sayın yolcular, hacımı 45 senedir tanırım. ‘Kaçak mal’ satardım eskiden, onları hacımdan alırdım. Hacımın Tahtakale’de dükkanları var, şimdi de gelmiş bana soruyor, zekatını veriyor musun? diye” dedim. Tutamadım kendimi lafımı söyledim. Utandı kaldı.

Prensipleriniz ne? Veresiye var mı sizde?

Mal bozuksa mutlaka değiştiririm. Devamlı yolcuysa malı veririm, sonra parasını alırım. Ama bazen de üç kağıtçı çıkıyor. Ürün bakılsın diye dağıtıyorum cebe atıyor. Bazısını da ben unutuyorum, “Burhan Bey buyurun bende malınız kaldı” diyor, getiriyorlar. Bir defasında 50 TL ile 5 TL’yi karıştırdım. Çok mahçup oldum.

Sizin ürünlerinizin çılgınları var mı? Olmaz mı?

Benim malımın bağımlısı bile var. Burhan Pazarlama ürünlerinden koleksiyon yapıyorlar. Bugün sattığım manikür-pedikür setinden 12 adet alan oldu. Kendisi kullanmış eşe dosta hediye alıyor. Zaten satmadan duramam. Yolda görseler, “Geçen yıl sattığından var mı?” diye sorarlar.

Eğitimler veriyormuşsunuz, kimlere ne gibi yararınız oluyor?

Pazarlama-satış mektep işi değil. Sokakta öğreniliyor. Tecrübe işi. Satışı iyi biliyorum diye benden bildiklerimi paylaşmamı istiyorlar. Yapı Kredi, DenizBank gibi birçok bankadan ve kurumsal iş yerinden teklif aldım, seminer verdim. Seminerlerde yapılmış konuşmaların CD’leri var, isteyen şirketlere de onlardan veriyorum. Birçok da ödül aldım. Ama bazı kurumlar para vermiyor. O kadar saat anlatacağıma gider satış yaparım. Artık para almadan gitmiyorum.

Satış yapanlara tüyo verir misiniz?

Veremem, bende saklı. Sadece şunları söyleyebilirim. Müşteriyi bakışından tanırım. Kime ne lazım bilirim. Hafta sonu çalışmam, çünkü vapuru gezmek için kullanırlar, satış olmaz. Beşiktaş hattında öğrenciler vardır. Paraları pek yoktur. Onlar da pek alışveriş yapmaz. En iyi hat Kadıköy-Karaköy hattı. Üskürdar bile değil. Çok işlevli aletler gitmez. Çakmaklı fenerli radyo gibi.

Uluslararası bir pazarlamacı olabilirdiniz. Başka şartlarda büyüseydiniz ne olurdu?

Çat pat Almanca konuşuyorum. Az Almanca’yla bile satış yapıyorum. İngilizce ya da Arapça bilseydim, şimdiye turizm şirketi sahibiydim. Ülkemize para girsin diye, turizmi canlandırmak isterdim. Dedim ya her şeyi satarım diye.... Kazdağları’nın eteğindeki havayı bile satabilirim!

(26.02.2012 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)

;
Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Adeta çölde bir vaha gibi! Afyonkarahisar'ın Balıklı Gölü