KCK: İmralı'nın kapısı açılırsa karşılıksız bırakmayız

KCK Yürütme Konseyi üyesi Zübeyir Aydar, PKK lideri Abdullah Öcalan'ı işaret ederek, "İmralı'nın kapısı açılırsa, bu adımı karşılıksız bırakmayız" dedi

02 Eylül 2015, Çarşamba 09:33
A A
KCK: İmralı'nın kapısı açılırsa karşılıksız bırakmayız

KCK Yürütme Konseyi üyesi ve eski Kongra Gel Başkanı Zübeyir Aydar, RS FM yayınında Yavuz Oğhan'ın sorularını yanıtladı. Çözüm sürecinin niçin sekteye uğradığı ile ilgili konuşan Aydar, Abdullah Öcalan'ı işaret ederek, "İmralı'nın kapısı açılırsa, bu adımı karşılıksız bırakmayız" dedi.

KCK yöneticisi Zübeyir Aydar, PKK ile yeniden başlayan çatışmayı hükümetin ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçim kaygısına bağlayarak, siyasetin yolunu açmak için kendi içlerinde değerlendirme yaptıklarını söyledi.

Siyasete şans tanındığını ancak tek taraflı olarak sürecin bu noktaya getirildiğini savunan Aydar, şunları söyledi:

"Biz ateşkesi bozmadık, saldırılara misilleme yaptık. Halen de siyasetin yolunu açabilmek adına değerlendirmelerde bulunuyoruz. Bugün hükümet 28 Şubat'ta varılan mutabakata uygun hareket edeceğini açıklarsa, yani İmralı'nın kapısı açılırsa, biz de bu adımı karşılıksız bırakmayız. Türkiye aslında bir tehdit altında değil, bu bir 'Saray savunması'dır."

'GÜÇLÜ OLAN HÜKÜMET ADIM ATMALI'

Kayıplardan biz de son derece üzüntülüyüz, beraber yaşamak istiyoruz" diyen Zübeyir Aydar, "Elbette yanıyor, biz de çok rahatsızız. Burada güçlünün adım atması gerekir. Güçlü olan da hükümettir. Bugüne kadar atılan bir adımı karşılıksız bıraktık mı?" dedi.

(Öcalan ile görüşme, çatışmayı bitirir mi? sorusu üzerine) HDP de dahil olmak üzere, yapılan bütün barış çağrılarına saygı duyduklarını dile getiren Aydar, kilit noktanın İmralı'yla görüşme olduğu mesajını verdi. Aydar, "Bu çok önemli bir adım olur. Oradan gelen mesajla çatışmaların kesildiğini, oranın kapısı kapandığında çatışmaların başladığını gördük. Bu hareketin başı ve baş müzakerecisi odur" dedi.

İşte www.bidebunuizle.com 'da yayınlanan Zübeyir Aydar röportajının tam metni:

Gazeteci Yavuz Oğhan'ın Zübeyir Aydar röportajını izlemek için tıklayın

Yavuz Oğhan: Seçimlerden hemen sonra PKK’nın Adıyaman’da başlattığı ateşkesin sona erdirilmesi, askerin öldürülmesiyle ateşkesin sona erdirildiği şeklinde değerlendiriliyor Türkiye tarafından. Tabii sizin görüşünüzü alacağız şimdi. Zor günler geçiriyoruz hazır yeni seçim olmuşken, HDP 80 milletvekili kazanmışken, Türkiye’de meclis henüz çalışmaya başlamamışken niye bu kanlı günleri yaşıyoruz Zübeyir Bey bunu sormak için aradık sizi.

Zübeyir Aydar: Evet haklı bir soru. Bunun öncesine gitmek lazım. Sorunun kökeni AKP’nin iktidar hesaplarında ve Kürt sorununa yönelik bugüne kadarki oyalamacı, faydacı yaklaşımından kaynaklanan bir durum. Şimdiye kadar AKP’nin çözüm projesi gelişmedi ama hep seçim zamanlarında ateşkeste ve çatışmasızlıkta çıkarlarını görüyorlardı. Ta ki HDP parti olarak seçime girme kararı aldıktan sonra yapılan anketler AKP yönetiminin önüne geldikten sonra ve anketlerde HDP’nin barajı geçtiği, AKP’nin de iktidar çoğunluğuna ulaşamadığı görüldükten sonra farklı bir yöne gidildi. Bu da Mart ayıdır. Yani 28 Şubat’a kadar sorun yoktu. Ama 15 Mart’tan itibaren sorun vardı. 2012’de çok sert çatışmalar vardı. Her taraf çok gergindi. Hükümet, İmralı’ya heyet gönderdi orada belli mutabakatlara varıldı ve çatışmalar durdu. Bir süreç başlatıldı 2013’ün başında. Şimdi 2015’in Mart’ının 15’inde Tayyip Erdoğan Balıkesir’deki konuşmasında, “kardeşim hep Kürt sorunu diyorsunuz, Kürtler her şey olmuyor mu” dedi ve eski söyleme döndü. Sonra dedi ki masa yok, müzakere yok, heyet yok gözlemci heyet yok bu iş burada biter. En son görüşme 5 Nisan’dadır Abdullah Öcalan’la. Yani başkanımızla en son görüşme 5 Nisan’dadır, ondan sonra tamamıyla görüşmeler kesildi. Şimdi bu iş ya görüşmelerle halledilir ya da görüşmeler kesilirse savaşa gider. Bunun için çok şey bilmeye gerek yok, tecrübe bunu gösteriyor. Bu sorun çözülmezse baş ağrıtır.

Y.O Biraz anlamak için Zübeyir Bey, AKP, HDP’nin yükselişinden sonra siyaset değişikliğine gitti; çözüm sürecini rafa kaldırdı ve sonrasında da Öcalan ile görüşme yollarını kapattı, eğer Öcalan’la görüşme yoksa müzakerede yoktur ve bu nedenle de silahlar konuşmaya başladı mı diyorsunuz özetle doğru mu?

Z.A. Zaten böyle. AKP ondan sonra provokasyonlara başladı. İlk provokasyon 11 Nisan’da Ağrı’dadır. Ağrı’da askerleri götürdüler bir dağın başında bıraktılar. Dediler ki askerler burada ölsün. Siviller kurtardı, HDP’liler kurtardı yaralıların görüntüleri var. Nasıl taşıdılar, şu bu var. O gün aslında 10-15 tane cenaze istiyorlardı provakatörler. Bunun içinde hükümet ve Cumhurbaşkanı da var. Ondan sonra da bir savaş yapılacaktı. Bu ta Nisan’daydı. Tabii ki geldi, geldi, geldi… Gerginlik başlayınca, görüşmeler kesilince en sonunda çatışmaya gidilir. İki polisin öldürülmesi üzerine sen 75 uçağı kaldırıp 300 hedefe bomba bırakıyorsan bu normal değil.

Y.O. Adıyaman da var değil mi?

Z:A. Adıyaman’da bir karşı karşıya gelme var. Ama öncesinde kamyon yakmalar var. Bakın başka bir şey Lozan’ın yıldönümünde bombalama yapıyorsunuz, bu planlı bir şeydir.

Y.O. Hükümetin yaptıklarından ziyade sizin yaptıklarınızı konuşmak isterim, Ağrıyı örnek gösterdiniz, birçok insan bir dakika ne oluyor dedi. Biraz daha bekleyemez miydiniz? Türkiye’yi bir ateş alanına çevirmek mi gerekiyordu, niye siyasete hiç sanş tanınmadı.

Z.A. Siyasete şans tanındı ama siyasette tek taraflı bu işler olmuyor, yani olabilir bazı yerlerde bazı aşırılıklar da olabilir; ama bizim cenahta biz ateşkesi bozuyoruz olmamıştır, devamlı saldırılara bir misilleme yapılmıştır. Halen de biz değerlendiriyoruz, siyasetin yolunu açabileceğimizi, bugün hükümet 28 Şubat’ta varılan mutabakata uygun hareket edeceğini açıklarsa, İmralı’nın kapısı açılırsa herhalde bu bizim karşılıksız bırakacağımız bir adım olmaz. Türkiye aslında bir tehdit altında değil, böyle bir şey yoktur, bu bir saray savunmasıdır.

Y.O Tam da Demirtaş’ın söylemi bu. Bu bir tezat değil mi? Hükümet barıştan nemalandı şimdi de savaştan nemalanacak diyorsunuz, siz bu durumda bir tezat içinde değil misiniz? HDP’ye karşı bir haksızlık da değil mi?

Z.A. Şimdi savaşı, kavgayı bir kişi de çıkarabilir. Bir saldırı yeter. Savaş tek taraflı da yapılabilir ama barış tek taraflı olmaz, ben sizi anlıyorum. Biz savaş niye çıktı diye sorguluyoruz. Tabii ki bu konularda, bu kayıplardan yaşananlardan biz de son derece üzüntülüyüz, böyle bir durumu ülke hak etmiyor, biz beraber yaşamak istiyoruz.

Y.O. Yanmıyor mu sizin canınız, ölen insanlara yazık değil mi?

Z.A. Elbette yanıyor, biz de çok rahatsızız. Şimdi burada güçlünün adım atması gerekir. Güçlü bu hükümettir, karşı taraf güçlüdür, mücadele yöntemini belirler. Bugüne kadar atılan bir adımı karşılıksız bıraktık mı, dokuz defa tek taraflı ateşkes ilan ettik. Bütün bunlara rağmen bir proje üretti mi 13 yıllık iktidarında. Üretseydi bu meseleyi çözmüş olurdu. Biz de bu yaşananlardan rahatsızız ama sorumlusu hükümettir.

Y.O. Ateşkes çağrıları var, eller tetikten amasız çekilsin deniyor

Z.A. Çağrılara değer veriyoruz, saygı duyuyoruz, ama bu yetmiyor. Türkiye’de birilerinin inisiyatif almaları lazım. Hükümet görüşmüyorsa barış çağrısı yapan çevreler var birleşip adalet bakanlığının kapısına, İmralı’nın kapısına dayanabilirler, “siz gitmiyorsanız bize kapı açın” diyebilirler.

Y.O.Öcalan’la görüşme çatışmayı bitirir mi?

Z.A: Bu çok önemli bir adım olur, görüşmenin içeriğini ben tayin edemem ama oradan mesaj geldi çatışmalar kesildi, oranın kapısı kapandı çatışmalar başladı. Bu hareketin başı ve baş müzakerecisi odur. Başkan Apo ile beş aydır kimse görüştürülmüyor, yalan haberler dolaşıyor çevrede. Neden kendisi ile görüştürülmüyor? Ben diyorum ki barış inisiyatifleri “siz gitmiyorsunuz biz gideceğiz” diyerek adalet bakanlığının kapısına dayanmalı. Bu kamuoyunu rahatlatır, bizim için de önemli kamuoyu için de önemlidir oradan gelecek mesaj.

Y.O. PKK’dan gelen Demirtaş eleştirilerini neye bağlayalım? Duran Kalkan köşe yazısında bir eleştiri hakkını kullanabilir, bunu kurumsal olarak yorumlamamak lazım. Y.O. Demirtaş’ı gözden mi çıkardı PKK? Yok öyle bir şey, onun yazısı sadece HDP değil bütün muhalefeti eleştiriyor. Yoksa harekette HDP’ye yönelik kurumsal bir yaklaşım yok. Fakat birileri de bunu çok fazla kullanmaya çalışıyor, yok bir ayrışma. Y.O. 1 Kasım’da seçimler yapılabilir mi Türkiye’de?

Z.A. Yani burada herkese sorumluluk düşüyor. Yapılmasından yanayız, bize de hükümete de kamuoyuna da sorumluluk düşer. Demokratik bir seçim olması için birileri inisiyatif üstlenirse bizim açımızdan sorun olmaz. Seçimlerin adil ve demokratik olarak yapılmasından yanayım.

Y.O. Çatışma devam ederse HDP 7 Haziran’a göre daha başarısız bir sonuç almaz mı?

Belki birileri öyle bir hesap yapıyordur bu illa onların yapacakları hesapların doğru çıkacağı anlamına gelmez, çatışma sürsün veya sürmesin demokratik güçler çatışmanın sorumlusuna gerekli cevabı verecekler.

Y.O. Peki bu durum Türkiye partisi imajına zarar vermiyor mu?

Z.A. HDP ile PKK aynı değil. Savaşın sorumlusu bu hükümettir cumhurbaşkanıdır, bu oyunun bozulması lazım. Ben HDP’ye oy verenlerin bunu göreceğini ve buna göre oy vereceğini düşünüyorum.

Sıradaki haber yükleniyor...