Kuzey, Güney ve kızlar...

Kuzey, Güney ve kızlar...

Sezonun iddialı dizisi Kuzey Güney'in oyuncuları Kıvanç Tatlıtuğ, Öykü Karayel, Buğra Gülsoy ve Bade İşçil bu kez romantik Fransız sineması tadında, sonbahar güneşinin altında Vogue Türkiye setinde...

30 Ekim 2011, Pazar 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Yazı: ZEYNEP ÜNER

Fotoğraf: Olaf Wipperfürth

Saat 08.00 suları. Arabayla İstanbul’dan 90 kilometre uzaklıktaki Sinekli Köyü’ne doğru ilerliyoruz. Sezonun en merak edilen dizisi Kuzey Güney’in oyuncularını kurduğumuz sete götürüyoruz. Kıvanç Tatlıtuğ, Buğra Gülsoy, Öykü Karayel ve Bade İşçil... İki saatlik bir yolculuğun ardından sete ulaşıyoruz. Ormanın içinde, ağaçtan oyma bir masaya kurulmuş sofra, göl, gölde yüzen eski kayık, güneşin ağaçların arasından sızan sarı ışık... İstanbul’dan kopuyoruz. Saçları yapılan Bade’yle sohbet ediyoruz. Diziyle ilgili onu en çok motive eden şey Kuzey karakteriymiş. “Erkek olsaydım da ben oynasaydım, ben de sarışınım, demeye başladım insanlara.” Daha cümlesini bitirirken Kuzey, yani Kıvanç geliyor.

Gazetelerden ve televizyondan takip ettiğiniz gibi, o bu role Hollywood yıldızları gibi hazırlandı. Dizide sık sık gördüğünüz baklava karnı ve pazuları için her gün spora gidiyor. Hatta askeri disiplinle egzersiz programı veren boot camp eğitimi almış. Aylardır eski boks şampiyonu Ara Karanfil’le vakit geçiriyor.

Ara Karanfil onun hem boks hocası, hem de yaşam koçu. Diyet yapıyor. Altı ayda on bir kilo verdi, hem de kas kaybetmeden. Kuzey için yaptığı tüm bu fiziksel fedakarlık onu gerçekten motive etmiş olmalı. Kıvanç dizide daha önceki tüm rollerinin izini, ifadesini, hatta vücut dilini bile silmiş ve yepyeni biri olmuş. İşin tuhafı sanki gerçekte de Kuzey. Ciddi, ‘efendi’, yere sağlam basıyor, ağır ağır hareket ediyor, konuşurken insanın gözünün içine bakıyor, kısa ve net konuşuyor, sıkı tokalaşıyor...

Zamandan kopma zamanı

Uzaktan oyuncuların sesini duyuyorum, ilk kare için hazırlanmış geliyorlar. Fotoğrafçımız Olaf’la onlara doğru dönüyoruz. Sanki her şey buğulanmış. Aklımdan tek bir şey geçiyor: Gerçekten nefes kesecek kadar güzel ve taze dört insana bakıyorum... Hollywood yıldızı gibiler. Kıvanç dünya starı olabilir, kalıbımı basarım. Tom Cruise yerine Buğra Gülsoy’u bilgisayarımın wallpaper’ı yapabilirim; Sharon Stone yerine Bade İşçil’i kıskanabilirim. Öykü’nün mavi gözleri derin; bakarken boğulabilirim... 21 yaşındaki Öykü Karayel’i ilk kez geçen sezon Krek Tiyatrosu’nda Berkun Oya’nın sahneye koyduğu Güzel Şeyler Bizim Tarafta oyununda izledim. Çelimsiz, küçücük, içine kapanık, baş örtülü Ayşe karakteriyle sahnede devleşti. Bu onun ilk oyunuydu ve Türkiye Tiyatro Eleştirmenliği Birliği’nden Genç Yetenek Ödülü aldı. Oyun bu yıl da Kasım’dan itibaren devam edecek. Televizyondaki ilk tecrübesi ise sezonun en iddialı dizilerinden biri. Bu konuda zorlanmıyor değil. Diziyi izledikten sonra iki gün kendine küsüyormuş. “Nefret ediyorum. Sonra yavaş yavaş alışıyorum” diyor. “Tiyatroda prova şansınız var.

Oyuna kadar kendinizi geliştirmeniz mümkün. Dizi çok hızlı ve kamera bütün eksiklerinizi okuyor. Şimdi onları nasıl bertaraf ederim ona bakıyorum.” Kuzey ve Güney kardeşlerin aşık olduğu Cemre karakteri ona çok uzak. Cemre kontrolsüz, rahat bir kız. Hırsları uğruna her şeyi yapabilir. Öykü tam tersi, kontrollü ve çekingen. Sete Harry Potter’ınkini andıran kocaman, kalın çerçeveli gözlükleri, gösterişsiz kıyafetleriyle geldi. Az ve düşünerek konuşuyor. Manalı bakıyor. Oyunculuğuna “yetmiyor” diyen biri daha var aramızda. Bade İşçil. “Tuncel Kurtiz’in bir lafı vardır. ‘Hiç yetmeyecek. Ben bile hâlâ yeterli bulmuyorum kendimi. Oldum dediğin an bittiğin andır zaten kızım’ der. Oyunculukta ‘olmak’ diye bir şey yok.” Bade moda tasarımı okurken hasbelkader oyunculuğa yönelmiş.

Okuldayken bir arkadaşından sunuculuk teklifi almış. Ekranda göründüğünde de oyunculuk teklifi gelmiş. “Başta zorlandım. Hiç cesaretim yoktu. İkna edilmiştim. Biraz yaptıktan sonra kolay olduğunu düşündüm. O kadar ne yaptığımdan haberim yoktu ki, yapıyorum bu işi diyordum. Birol Güven’in sitcom’unda biraz daha piştim, iyice sevdim bu işi. Eğitim aldım. Öğrendikçe hem zorluğunu gördüm, hem tadına vardım. Sonra Ezel geldi zaten ve işin içine tamamen girmiş oldum.” Modaya hâlâ ilgisi olduğunu, kıyafetleri incelemesinden anlıyorum. Setin, kıyafetlerin tadını en çok o çıkarıyor. Aynı anda nasıl hem bu kadar feminen ve seksi, hem de erkek çocuğu gibi olabiliyor, bilmiyorum. Buluştuğumuzda üzerinde kolsuz bir jean gömlek, bol bir jean pantolon ve terlik vardı. Barbie bebek gibi kusursuz ama erkek gibi konuşuyor, daha doğrusu düşünüyor. Bir kadında beğendikleri erkeğinkiyle aynı. Sezonun en iddialı paltosunu giymek onu çok heyecanlandırmıyor ama azıcık görünen jartiyer heyecanlandırıyor. Elbisesinin markası önemli değil, ama sırt dekoltesi derinse işler değişir!

Derinlik sarhoşluğu

Öykü’nün derin mavi gözleri mi Bade’nin derin dekoltesi mi, Buğra’nın derin bakışları mı derseniz, izninizle bir kadın olarak oyumu Buğra’dan yana kullanıyorum. Çok düzgün bir Türkçesi, etkileyici bir ses tonu var. Anlattığı ne olursa olsun, etkileyici bir hikayeymiş gibi dinliyorsunuz. 29 yaşında. Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde mimarlık okurken bir yandan tiyatroda oynamış. Mezun olduktan sonra bir süre daha Kıbrıs’ta Devlet Tiyatroları’nda oyunculuk yapmaya devam etmiş. Kısa film yönetmenliği, hatta Uluslararası Kıbrıs Kısa Film Festivali’nin direktörlüğünü yapmış. Grafik tasarım ve fotoğrafçılığa da ilgisi var. Eski Nikon D70s’ine “çocuğum” diyor ve yanından ayırmıyor.

Arkadaşlarıyla GET adlı bir yapım şirketi kurdu. Tiyatro ve sinema çalışmaları yapıyorlar. Bu arada dizilerde ve filmlerde oynuyor. Kuzey Güney’den önce Fatmagül’ün Suçu Ne’de Vural rolüyle bir ilki gerçekleştirdi ve “vicdan sahibi tecavüzcü” diye bir kavramla tanıştırdı bizi! Dizide suç işleyen diğer iki arkadaşı gerçek hayatta sokakta kötü bakışlara maruz kalırken o, rol icabı sonunda vicdan azabından ölünce paçayı yırtmış oldu. Bu arada geçen yaz, Derviş Zaim’in Gölgeler ve Suretler’inde başrol oynadı. Yönetmenin adı geçince gözü parlıyor. Sinemada rol modeli, ustası. Kuzey Güney’deki Güney, şimdilik Kuzey’e karşı 2-0 önde. Hem kızı kapmış durumda, hem de hayatta başarılı. Bu arada gerçek hayatta da kısa bir süre önce yine oyuncu olan Burcu Kara ile evlendi. Bir oyuncunun en güçlü silahı nedir diyorum.

“Yaşamışlığı” diyor, o tok sesiyle. Senin en güçlü yanın ne diyorum. “Başladığım işi yarım bırakmam” diyor. O zaman en zayıf yanını söyle! “Bürokratik işlerde hiçbir şeyin sonunu getiremem!” Kıvanç Tatlıtuğ 28 yaşında ve kariyerinin zirvesinde. Bugünlerde ana haber bülteninde bile vücudu ve dizideki performansı konuşuluyor. Reklamlarda o var. Lansmanların en havalısı onun katıldığı. Türkiye’de olduğu kadar Arap ülkelerinde, Yunanistan’da hatta ABD’de yıldızlaştı. Bunlar zaten bildiğimiz şeyler.

Fakat Öykü ve Bade’nin bisiklete bindiği kare çekilirken bir şey daha öğreniyorum. Kıvanç Tatlıtuğ’un adını taşıyan ve dünya pazarında satışa çıkacak bir saat koleksiyonu hazırlanmış! Hollanda kökenli TW STEEL marka saati gördüm. Kadranında markanın altında “Kıvanç Edition” yazıyor, arkasında da imzası var. Türkiye’de adına saat tasarlanan başka bir yıldız yok. Verdiğim ilk tepki, saati gördükten sonra, refleks olarak ağzımdan dökülüverdi. Kendi adına teknen olmasından bile havalı dedim, neden bilmiyorum...

(23.10.2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)

Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Yaz geliyor farkında mısın? Peki, yaza hazır mısın?