Mezarda doğan çocuk: Meyyitzade

Mezarda doğan çocuk: Meyyitzade

Mezar'da doğan bebek Meyyitzade'nin hikayesi nesillerdir kulaktan kulağa anlatılmakta, annesinin mezarı özellikle lohusa hanımlar tarafından asırlardan beri ziyaret edilmektedir. İşte insanın tüylerini diken diken eden hikayenin aslı anlatacağımız gibidir...

03 Mart 2013, Pazar 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

HAZIRLAYAN: RÜKNÜ ÖZKÖK

Osmanlı Devleti ile Avusturya İmparatorluğu arasında sık sık savaşlar yapılmaktaydı. Avusturyalıların Osmanlı sınırlarına baskınlar yapması üzerine 1596’da savaş açıldı. Askerlerin toplanması için beylerbeylerine emirler yazıldı. Osmanlılarda daimi ordunun içinde süvari birliklerindeki askerlere Kapıkulu süvarisi denirdi. Bunların evlenmelerine izin verilmekteydi. Osmanlı padişahı III. Murat yaşlı olduğu için seferlere katılmamıştı. Onun yerine tahta çıkan III. Mehmet çok gençti. Yapılacak sefere sadrazamın gitmesini istedi.

Devlet yöneticileri ve yeniçeriler ise padişahın savaşa katılmasını istedi. Yeniçeriler kendilerine verilen çorbayı içmeyerek hoşnutsuzuluklarını gösterdiler. Padişah III. Mehmet, sefere çıkmaya karar verdi. 21 Haziran 1596 günü ordu İstanbul’dan ayrıldı. Ali adında bir süvari de sefere katılacaktı. Evinden uzaklara gidecek olan bu askerin eşi hamile idi. Ali; “Çocuğum da benim gibi süvari olacak” diye heyecanla çocuğunun doğumunu bekliyordu. Kapıkulu süvarisi Ali, eşini karşısına aldı, “Ben gidiyorum. Sağlığına dikkat et. Çocuğumu ve seni Allah’a emanet ediyorum” dedi. Sonra ellerini açtı ve, “Allahım, ehlimi ve karnındaki çocuğumu sana emanet ediyorum. Onları koru” diye dua etti.

Ne umdu ne buldu

Karısı ise “Güle güle git. Kılıcın keskin, gazan mübarek olsun. Çocuğu merak etme” diyerek onu yolcu etti. Savaşın süresi belli değildi. Gidip de gelmemek, gelip de bulmamak vardı. Doğacak bebeği ile karısını İstanbul’da bırakan Ali ordu ile yola çıktı. Eğri Seferi ve daha sonra yapılan ünlü Haçova Savaşı devam ederken Ali’nin hanımının doğum zamanı da yaklaşmaktaydı.

Padişah savaş meydanında uzun süre kalmadı. İstanbul’a dönmeye karar verdi ve dönüş yolculuğu başladı. Geri dönenler içinde bulunan Ali, evine, çocuğuna kavuşma heyecanı içindeydi. Ancak o dönüş yolundayken karısı doğum yapmadan ölmüş ve çoktan defnedilmişti. Aynı günlerde padişah ve askerler İstanbul’a ulaştı. Ali, hemen evine geldi. Eşini ve çocuğunu sordu. “Başın sağ olsun. Helalin vefat etti” dediler. Ali, bütün kalbiyle ettiği duayı hatırladı. “Ben onu ve karnındaki bebeğimi Allah’a emenat etmiştim” dedi.

Herkes donup kaldı

Komşuları onu eşinin gömüldüğü yere götürdüler. Ali, mezar başında üzüntü ile dua ederken kabirden bir bebek sesi geldiğini fark ettiler. Hemen mezarın kapağını açtılar. Ve orada bulunan herkes donup kaldı: Allah’ın emriyle bebek mezarda doğmuş, ölü annesinin sağ memesine yetişip süt içmeye çalışmaktaydı. Bebeğin bu surette hayatta kalması bir mucize gibiydi. İlk andaki şaşkınlık geçer geçmez hemen mezara indiler. Üstü başı, yüzü gözü toprak içindeki çocuğu dışarı çıkardılar. Babası, ciğer paresini aldı ve evine döndü.

Evliya Çelebi anlattı

Bu çocuğa ölü kadından doğduğunu hatırlatacak şekilde Meyyitzade adı verildi. Meyyitzade iyi bir eğitim gördü, devlette önemli görevler aldı ve vefat ettiğinde gene annesinin yanına gömüldü. Annesinin mezarı ‘Rahime Kadın’ mezarı diye anılmaktaydı. Meyyitzade’nin ve annesinin mezarı özellikle lohusa hanımlar tarafından asırlardan beri ziyaret edilmektedir. Bu olayın geçtiği yıllarda, Evliya Çelebi çocukluk ve gençlik çağlarını yaşamaktaydı. Evliya Çelebi, yaşadığı dönemde ve yaşadığı mahallelerde meydana gelen bu olayın kendine özgü bir anlatımla günümüze dek taşınmasını sağlamıştır.

FİLLERİN UĞURSUZLUĞU

II. Mahmut zamanında Osmanlı İran sınırında karışıklıklar çıkıyordu. İran veliahtı Abbas Mirza, II. Mahmut’a bir elçi ve fil gönderdi. Fil II. Mahmut’un hoşuna gitmişti. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa hediyeyi kıskandı, Sudan’dan bir büyük fil ile iki küçük Bengal filini padişaha hediye olarak gönderdi. Filler, Üsküdar yakınlarında, Öküz Limanı adındaki iskeleye kara yoluyla geldi, İran filinin bulunduğu yere götürüldü.

İstanbul halkı için yeni bir eğlence ortaya çıkmıştı. Çok sayıda meraklı İstanbul’un çeşitli yerlerinden filleri seyretmeye geliyordu. Ama İstanbul’da birbiri ardına yangınlar çıktı. Bu durum fillerin uğursuzluğu yüzünden söylentisi yayıldı. Birçok kimse söylentiyi kulaktan kulağa yaydı ve fillerin sürgüne gönderilmesine karar verildi. Filler Edirne’ye gönderildi, dedikodular bitti.

(24.02.2013 tarihli Posta Karnaval'dan alınmıştır.)

Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Yaz geliyor farkında mısın? Peki, yaza hazır mısın?