Müftüoğlu, son 3 günün rakamlarını değerlendirdi

Müftüoğlu, son 3 günün rakamlarını değerlendirdi

Corona virüsle mücadele eden Türkiye'de son 3 günün rakamlarını Osman Müftüoğlu değerlendirdi.

13 Haziran 2020, Cumartesi 09:12 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Osman Müftüoğlu, son 3 günün rakamlarından dolayı endişe duyduğunu Hürriyet'teki köşesine taşıdı. İşte o yazı...

Son üç günün rakamları bize şunları söylüyor

* Test sayısına oranla günlük yeni vaka sayıları azalmıyor, tersine giderek artıyor...

* Virüsün yaygınlaşmasında en mühim göstergelerden biri sayılan R0 değeri 0.7’lerden yeniden 1’in üzerine çıkmış gözüküyor...

* Yoğun bakımda yatan ve entübe edilen hasta sayılarımızda da artma işaretleri var...

* Günlük yeni vaka sayılarımız bir hafta önce neredeyse 700’lü rakamlara inmişken yeniden 1000’li rakamları gördü...

* Kısacası, virüs her şekilde “Ben sokaktayım, aranızdayım, beni hafife almayın, mutasyon geçirdiğime falan inanmayın, kısacası beni unutmayın!” diyor...

Vatandaş olarak bizim de salgın sürecini yönetenlerin de şapkalarımızı masanın üzerine koyup ciddi ciddi düşünmemizin zamanı gelmiştir. Her haliyle uyarı sinyalleri veren bu rakamsal artışların yeniden nasıl azaltılacağını, önce 500’lerin, sonra 100’lerin altına indirilip neticede nasıl 0’lanacağına kafa patlatıp yeni çözümleri devreye sokmamız gerekiyor. Bu son rakamlar biliniz ki benim gibi iflah olmaz bir iyimseri bile korkutuyorsa işler kesinlikle yolunda değil demektir. Lütfen dikkat! Aman dikkat... Allah aşkına dikkat...

Bir not: Güven nasıl sağlanır

Altın çözüm “güven” sözcüğünde saklı olduğuna göre, harekât planımız şu şekilde olabilir:

* Salgının birinci ortak güven paydası Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca’dır...

* İkinci güven paydası da sahada ter döken “sağlık ordumuzun fedakâr kahramanları”dır...

* Yeni güven paydamız ise iletişim uzmanları, psikologlar ve sağlık sosyologları olmalıdır...

Kısacası telaşa, korkuya hele hele endişeye yer yok. Şu kesin: Bu savaşı virüs değil, biz kazanacağız. Yeter ki ipin ucunu bırakmayalım... Yeter ki iletişim dilini doğru kullanalım...

Bir soru: Salgın sizi yordu mu

Eğer başlıktaki soruya yanıtınız “Evet!” ise işe mitokondrilerinizi güçlendirerek başlayın. Zira mitokondrileriniz, hücrelerinizin enerji merkezleri, koşu atları, güç motorları ve enerji üretim istasyonlarıdır. Her hücre, yaşamını sürdürebilmek ve görevini gereğince yapabilmek için güçlü ve sağlam mitokondrilere sahip olmak zorundadır.

Eğer mitokondrilerinizi desteklemek istiyorsanız, şunları not ediniz: OMEGA 3 yağlarından (balık, ceviz), B grubu vitaminlerinden (B2, B3, B12), alfa lipoik asitten, Koenzim Q10’dan, asetil sisteinden, E ve C vitaminlerinden, çinko, magnezyum ve selenyumdan zengin besinler (kırmızı et, deniz ürünleri, tam tahıllar, süt ürünleri, yağlı tohumlar, taze sebze ve meyveler) ile beslenmeye gayret edin. Ve unutmayın ki mitokondrilerinizi takviye etmeniz ve güçlendirmeniz sadece yorgunluğunuzu azaltmaz. Detoks sistemlerinizi de daha iyi çalıştırır. Yaşlanmanızı ve paslanmanızı geciktirir. Kronik hastalıklara karşı da fren görevi üstlenir.

Bir öneri: Birimiz hepimiz hepimiz birimiz için

Salgının iletişim uzmanlarına en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemine girdik. Bana göre en az enfeksiyon hastalıkları uzmanları kadar, onları da sahada görmeliyiz. İletişim biliminin önemli uzmanlarından biri olan Prof. Dr. Nuran Yıldız Hoca, bakın bize neler öneriyor: “Çözüme halkı da ortak etme zamanıdır. Sürecin bundan sonrasının kahramanı halk olmalıdır. ‘Şimdi kahraman sensin!’ çağrısı ile halkın kendi kendini kontrol edeceği yeni bir heves, yeni bir motivasyon rüzgârına ihtiyaç vardır. Korkuya değil motivasyona, ortak ve değişken çözümlere odaklanmak, temel hedefimiz olmalıdır. Bilelim ki iletişim stratejisi yaşayan ve değişkenlik gerektiren bir süreçtir. Bu süreçte altın sözcük de ‘güven’dir” Hocanın bu fikirlerini onaylamamak, altına imza atmamak mümkün mü? Altın çözüm “güvense” eğer, bu çözümün anahtarları da zaten bizim elimizde değil mi?

Okur sorusu: Aşılardan haber var mı

Var! Hem ABD ve İngiltere’den, hem de Çin’den sevindirici aşı haberleri geliyor. Çin insan denemelerine çoktan başladı, temmuz ortalarında bitireceğini iddia ediyor. Ardından da “Eğer başarılı olursam, yılda en az 2-3 milyar doz aşı üretebilirim” diyor. Biliyorsunuz, İngiltere’de aşı işini Oxford Üniversitesi Jenner Enstitüsü üstlendi. Onlar da insan deneylerine yaklaşık 1 ay önce geçtiler. Bir-iki ay içinde de ilk neticeleri alabileceklerini umuyorlar. Son açıklama ise ABD’den geldi. Johnnson&Johnnson aşı için temmuz ortalarında insan deneylerine geçeceğini açıkladı. Peki sonuç ne olur? Etkili bir aşı bulunabilir mi?

Bulunursa ne zaman elimize geçer? Bunlar yanıtlanması son derece güç sorulardır. Çünkü elimizde hâlâ net ve açık bir bilgi maalesef yok. En güvenilir kaynaklardan biri olan Küresel Aşı İttifakı’nın başkanı Seth Berkley bakın ne diyor: “Bu aşılardan hangisinin ne oranda etkili olabileceğini en erken sonbahar başında anlayabileceğiz!” Kısacası bekleyelim, umut edelim, iyi haberler geleceğini düşünelim.

Bana göre: DSÖ yine sınıfta kaldı

Bu salgının bir numaralı mağlubu bana göre hiç kuşkusuz Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’dür. Salgını başından beri yanlış yönetmiş, hata üstüne hata yapmıştır. Başlangıçta ciddiye almayarak gerekli önlemleri savsaklamış, tehlikeyi gizlemeye bile çalışmıştır. Böylece de salgının pandemiye dönüşmesini kolaylaştıran bir tutum sergilemiştir.

Pandemiye dönüştükten sonra da hatalarını ısrarla sürdüren yine DSÖ’dür. Mesela hiç gerek yokken, Hidroksiklorokin’i karalamaya kalkmıştır. Kanıtlanmamış bilgilerle, ucuz ilaç Hidroksiklorokin yerine pahalı antiviralleri tavsiye etme yanlışına düşmüştür. Son hatalarından birini ise birkaç gün önce yapmış, belirti göstermeyen COVID-19 hastalarının hastalığı bulaştırmada etkili olmayacaklarını açıklamıştır. Ben kendi adıma Dünya Sağlık Örgütü’nün sadece COVID-19 ile değil, sağlıkla ilgili her alanda yaptığı açıklamalara, kuşku ile yaklaşmakta kararlıyım.

Hürriyet



Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Bebek sahilde demirli lüks teknede yangın