Mustafa Kaya: 20 yıldır Ahmet'in yasını tutuyorum

Mustafa Kaya ile hem yeni çıkardığı ‘Yorgun Yıllar’ albümünü hem de kardeşi Ahmet Kaya’yı konuşmak üzere buluştuk.

02 Mart 2019, Cumartesi 08:31 Son Güncelleme:
A A
Mustafa Kaya: 20 yıldır Ahmet'in yasını tutuyorum

Göz göze geldiğimiz ilk anda benden şöyle bir cümle çıktı: Aaa! Ahmet Kaya’dan daha yakışıklı ve karizmatiksiniz. Mahcup mahcup gülümsedi.Sohbetimiz sırasında da tüm sorularıma içtenlikle yanıt verdi.

‘Yorgun Yıllar’ adıyla yeni albümünüz geçen hafta müzikseverlerle buluştu...

Bu albüm üç yıllık bir çalışmanın ürünü. İçindeki üç şarkımız önceden, 1990’da yaptığımız şarkılar. İkisini daha önce okumuştum. ‘Hodri Meydan’ yeni yaptığım bir şarkı. Sözü ve müziği bana ait. Cumartesi Anneleri için yazdığımız bir şarkı var. Erhan Güleryüz’den aldığım bir şarkı var. İlk klibimizi de ‘Hodri Meydan’a çektik.

Müziğe 70’lerde başlamışsınız. Üç albüm yapmışsınız. Sonra neden 20 yıl ara verdiniz?

Çünkü yasımı tuttum. Kardeşim Ahmet gittikten sonra benim albüm yapmam hoş olmazdı. Ne onu yapacak bir motivasyonum vardı ne de kendini bilmez üç-beş kişi çıkıp da haddini aşan bir yorum yaparsa onlarla uğraşacak halim...

Zaten kendimi resme adamıştım. Akademi mezunuyum. Master’ımı da sinema üzerine yaptım. Türkiye’de sayısız sergi açtım. Paris’te sergilerim oldu. Film yaptım, senaryo yazdım. Öyle akıp gitti yıllar...

Albümün adı ‘Yorgun Yıllar’. Ruh halinizin dışa vurumu mu?

O zaman 30’larımdaydım, şimdi 70’lere geldik. Doğal olarak yorgun yıllar. O şarkıyı zaten Ahmet’e ithaf ettim.

Özel bir hikayesi var mı?

Ahmet, Paris’teyken bir gün telefonda konuşuyoruz. “Nasılsın oğlum?” dedim. “Vallahi çok mutluyum abi” dedi. “Ne güzel, o mutluluğu bulutların üzerine koy da bize de gönder. Biz burada mutsuzuz” dedim. Çünkü o dönem biz burada gerçekten mutsuzduk. Ahmet’in çok hoşuna gitti bu tabirim. “Bunu şarkı yapsana abi, şarkıyı da bana ithaf et” dedi.

İleride bir gün Ahmet Kaya şarkılarından oluşan bir albüm yapmayı düşünür müsünüz?

Düşünürüm ama telif hakları eşine ait. Eşi derse ki “Abi gel, nostaljik bir albüm yapalım” isterim tabii. Çok da güzel olur.

‘Hodri Meydan’ şarkınızın sözlerinde “Konuşsan suç, sussan kabahat” diyorsunuz. Bu sitemin muhatabı kim ya da kimler?

Ben o şarkıyı çocukları düşünerek yazdım. Tacize uğrayan, konuşsa dert, konuşmasa dert olan, kendini ifade edemeyen çocuklarımıza yazdım. Ama sitemim çok şeyi kapsıyor. Fakirin fukaranın ekmeğinde gözü olanlar da benim muhatabım.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN ÖZGÜRLÜKLERİN KIYMETİNİ ÇOĞU SİYASETÇİDEN İYİ BİLİYOR

Siz hiç konuştuğunuz için suçlandınız mı?

Çoook. Ama devlet tarafından hiç suçlanmadım. Devletle aram iyidir.

Devletle aranız ne anlamda iyi?

Yıllarca maliye müfettişliği yaptım. Devletin üst kademelerinde hizmet verdim. Çarkların içine girmeyi beceremediğim için istifa etmek zorunda kaldım, o ayrı. Ha bir de yıllar evvel, Ecevit iktidardayken “Bu hükümet benim hükümetim değil, ben sosyalist bir hükümet istiyorum” dediğim için bir soruşturma geçirmişliğim var. Bazen sayın Erdoğan diyor ya “Bugünkü özgürlük geçmişte yoktu” diye. Belli konularda doğru söylüyor.

Hangi konularda?

Eskiden iki kişi bir araya gelip seninle şu konuştuğumuz konuları konuşamazdı. Sağın polis, solun polis... “Bunlar burada ne konuşuyor?” diyerek yaka paça götürürlerdi bizi. Sokakta polis yakamı çekti bir gün, “Ne yapıyorsun? Bu ülkede kanun var, devlet var” dedim. Cevabı şu oldu: “Kanun da benim, devlet de benim.”

Şimdi bir polis memuru bunu yapabilir mi birine? Yapamaz. Ha bu dönemde de başka yanlışlar oluyor, olmuyor değil. Ama Cumhurbaşkanı’nın da iki gözü var. 10 gözü yok ki! Her şeye yetişemez.

İfade özgürlüğü konusunda eskiye oranla daha iyi durumda olduğumuzu düşünüyor musunuz?

En basitinden Gezi’de ne oldu? Hoca kızdı dedi ki, “Bu gençlik benim gençliğim değil.” Bu bir sitemdir. Kalkıp “Çocukları tutuklayın” mı dedi? Ha ben orada çok isterdim Cumhurbaşkanı’nın oraya hiçbir siyasi gurup girmeden önce, kendisinin gidip o çocukları dinlemiş olmasını. Aralarından 10 tane sözcü seçseydi. “Söyleyin bakalım, ne sizin derdiniz?” deseydi...

Sonuç farklı mı olurdu sizce?

Çok farklı olurdu. Bu noktada Cumhurbaşkanı’nın yakın çevresindekileri suçluyorum. Kim bilir olayları nasıl aksettirdiler ona. Özgürlükler bugün büyük ölçüde güvence altına alındı ama bütünüyle güvence altına alınsa işte o zaman ölünceye kadar iktidarda kalır. Ben de desteklerim. Onu da zamanında şiir okuduğu için hapse attılar.

Hapishaneye giderken onu uğurlayanlardan biri Ahmet Kaya idi.

Evet. Erdoğan o yüzden özgürlüklerin kıymetini çoğu siyasetçiden iyi biliyor. Yiğidi öldürüp hakkını vermek diye bir şey var. Hakkını vereceksiniz. Misal kendine ‘aydın’ diyenler Ahmet’e linç kampanyası yürütürken Erdoğan, Ahmet Paris’teyken onu buraya getirmeyi çok istediğini defalarca belirtmiştir.

En çok hangi konuda takdir ediyorsunuz?

Efsane bir ‘Gırgır’ dergisi vardı. Bir dönemi iyi anlamanın yolu o dönem üretilen sanat eserlerine bakmaktır. ‘Gırgır’da iki haftada bir değişmez bir köşe yapılırdı. Kocaman bir musluk resmi var. Musluğu açıyor bir el. Altında ‘Tıssss’ yazıyor. Su akmıyor...

Kim bunu inkar edebilir? Su yoktu. Hakikaten öyleydi. Beyoğlu’nun arka sokaklarında yürüyemezdik. Şimdi “12 Eylül dönemi bundan iyiydi” diyorlar. Nesi iyiydi? Evlerimizin basılıp, kitaplarımızın yağmalandığı bir dönemdi. Öyle faşist dönemlerden bugünlere geldik.

AHMET’E SALDIRANLAR CAHİL BİR GERGEDAN SÜRÜSÜYDÜ

Magazin Gazetecileri Derneği’nin gecesinde sahneden olağanüstü koşullarda indirildiği anları nasıl hatırlıyorsunuz?

Ahmet yok artık, onun adına konuşamam. Kendi adıma konuşayım... O gece oradakiler bir cahil sürüsüydü. Bir gergedan grubu orada gergedanlaştılar ve çocuğa saldırdılar. Bugün olsa böyle bir şey söz konusu olamazdı. Saldırmak cehaletlerinin en üst göstergesi.

Bir tek Mehmet Aslantuğ adam gibi adammış. Ki kendisi de Ahmet’ten çok farklı düşünür siyasi konularda. Ama aydın odur işte, sanatçı odur. Kendi gibi düşünmeyenin de linç edilmesine izin vermez. Orada başka tek bir sanatçı yokmuş. Hepsi hasbelkader sanat dünyasının içine girmiş icracılar. Bir sanatçı başka bir sanatçıya bunun yapılmasına müsaade etmez.

O gece konuşabildiniz mi?

Nöbetçi mahkeme ifadesini alıp serbest bırakmıştı. Eve geldi, hiçbir şey olmamış gibi bağlamasını aldı eline. Türkü söyledik, içtik...

O geceden sonra ne oldu?

Kısa süre sonra Ahmet, “Abi ben Paris’e gideceğim. Orada adam gibi öleceğim” dedi. Kızdım, susturdum. “Saçma saçma konuşma, ölümün adam gibisi mi oluyormuş” dedim. Duygusallığımız hat safhadaydı. “Abi şimdiye kadar onurumuzla yaşadık. Şimdi de artık onurumla ölme zamanı” dedi. Şimdi anlıyorum ne demek istediğini... Burada kalsa adam gibi yaşamasına da ölmesine de gerçekten izin verilmeyecekti.

“Terör örgütü bağlantısı var” iddiaları sırf Kürt olduğu için oluşan bir önyargıdan mıydı?

Bu tamamen yaratılmış bir algı. Yoksa Ahmet’in dinleyicilerine bakın, sağcısı da, solcusu da, Kürdü de, Lazı da Ahmet’i dinler; sanatına saygı duyar. Bizim Ülkü Ocakları Derneği başkanıyla sabaha kadar oturup demokratik bir şekilde tartışmışlığımız var. Hatta o arkadaşımız toplantılarımızın birinde “Abi beni Ahmet Kaya’ya götürür müsün? Kendisiyle tanışmak istiyorum” dedi.

Aradım Ahmet’i ülkücü bir arkadaşımız seninle tanışmak istiyor dedim. “Başım üstüne abi, buyurun eve gelin” dedi. Kalktık evine gittik. Akşamüstü Ahmet dedi ki evdekilere, “Misafirimize seccadesini hazırlayın, yatsı namazını kılmak ister.” Misafirimizin böyle bir talebi olmaksızın. Ahmet böyle bir adamdı.

Siz Kürt olduğunuzdan dolayı ötekileştirildiğinizi hissettiniz mi?

Ben şu anda bile kendimi öteki gibi hissediyorum. Ama sevgisizlikten, hoşgörüsüzlükten dolayı. Bir selam vermekten aciz insanlar olduk. Ama Kürt kimliğimden dolayı bana kimse bir şey demedi bu memlekette. Ahmet’ten dolayı da bana en küçük zarar gelmedi.

KARDEŞİM DEĞİL ÇOCUĞUM GİBİYDİ

Çocukluğunuzu düşündüğünüzde aklınızda neler canlanıyor?

Anam, Ahmet doğduğunda kucağıma bir verdi onu, sonra bir tek emzirmeden emzirmeye aldı. Kardeşim değil, çocuğum gibiydi. Beş kardeştik. Ahmet en küçüğümüz. Malatya’dan İstanbul’a geldiğimizde o 14 yaşındaydı ben 21. Askere gidene kadar hep birlikte uyuduk. Gece saat 02.00’de gelirdi, arkamdan sarılırdı; eli ayağı buz kesmiş... O anlar geliyor aklıma en çok. Sonra biz Ahmet’i Almanya’ya gönderdik çünkü hiç ele avuca sığmıyordu.

Hangi konularda?

Her konuda. Cıva gibi bir çocuktu. Rahmetli dayım “Gözünüzü seveyim, bunu benden alın. Baş edemem ben bununla” diye geri gönderdi. Bir de Ahmet’in feodal yanı vardı. Bir toplum içinde yanına gittiğim zaman hemen ayağa kalkar, önünü iliklerdi. “Yapma şunu” derdim, dinlemezdi. “Sen benim atamsın, tabii kalkacağım” derdi. Çok duygusaldı. Zaten bizim onunla ağlama seanslarımız meşhurdur.

Ne gibi?

Atıyorum iki ay görüşememişiz, bir araya geldiğimiz ilk an sarılır 15 dakika ağlardık. Çok ilginçtir, tutamazdık kendimizi nedense.

FİLM İSTEDİĞİM GİBİ OLMAZSA...

Ahmet Kaya’nın hayatı film yapılsın istiyor musunuz? Olursa siz içinde yer alır mısınız?

Çok isterim. Ama o film benim onayladığım bir projeyse içinde olurum. Ahmet’in sanatçı kimliğini hiçe sayıp siyasi yönünü ortaya çıkarmaya çalışan, oradan rant elde etmeye çalışan bir iş olursa karşısında olurum. Buna kimsenin hakkı yok. Ben o filmin evrensel anlamda bir film olmasını isterim. Almanya’daki Türkler değil, Almanya’daki Almanlar’ın izleyeceği bir film olmalı. Benim istediğim gibi yapılmazsa zaten ben kendim yapacağım o filmi.

OYA ÇINAR

oya.cinar@posta.com.tr


Sıradaki haber yükleniyor...