Neden pazartesi sendromu yaşıyoruz?

Sadece günlerden bir gün olan pazartesi, neden bazılarımız için gelmesi istenmeyen, duygularımızın oldukça olumsuzlaştığı, sevimsiz bir gündür? Nedir pazartesiyi insanlar için kötü, kara gün ilan ettiren? Pazartesinin kendisi mi, yoksa yaşattıkları, hissettirdikleri, verdiğimiz anlamlar mıdır pazartesiyi sendrom haline getiren? Uzman Psikolog Naciye Tokaç neden pazartesi sendromu yaşıyoruz sorusuna önemli açıklamalar yaptı.

07 Ekim 2019, Pazartesi 10:03 Son Güncelleme:
A A

Posta Özel

Pazartesi günü insanlar için birçok anlamı birlikte barındırmakta. İlk önce hafta sonunun bitişi, haftanın ilk iş günü, sorumluluklar, zorunlulukların başlangıcı, trafik çilesi, patron-iş baskısı, maddi sıkıntılar, sevdiklerinden ayrı geçirilecek saatler gibi birçok anlamı barındırmakta. Görüldüğü gibi pazartesi ile ilgili olumlu pek de bir konu yok gibi görünüyor. Durum böyle iken; nasıl pazartesi günü sevilebilir ki.

Bahsettiklerimize biraz daha ayrıntılı değinecek olursak: hafta sonunda 1 veya 2 gün tatil yapmış olunsun, önemli olan hafta sonunda iyi bir bedensel ve ruhsal dinlenme gerçekleştirilebilmiş olmasıdır. Bunun için daha hafta sonu gelmeden bir sosyal etkinlik planı yapılması ancak bunun sadece bir alışveriş merkezinde pazar kahvaltısı veya gezmek ile sınırlı olmamasını öneriyorum. Bu durum da ayrıca sizi bunaltacaktır çünkü yine bir kapalı mekandasınızdır.

Bunun yerine evde bile sevdiklerinizle geçireceğiniz kahvaltı veya açık alanda yürüyüş, bir çay-kahve molası, çocuklarınız varsa onlarla belki bir oyun vakti geçirmek gibi etkinlikler daha fazla rahatlamanıza yardımcı olacaktır. Ayda en az bir defa ise hafta içi veya sonu kendinize ve sadece kendi sevdiğiniz bir etkinliğe zaman ayırmanızı öneriyorum.

En çok rahatsız eden durum pazartesi gününün ilk iş günü olmasıdır

Pazartesinin belki de en rahatsız eden yanı; haftanın ilk iş gününün başlamasıdır. Bununla birlikte birçok etken gelir. Erken uyanmak zorunda olmak, trafiğe çıkmak zorunda kalmak, iş, hedef, patron, yönetici baskılarının akla geldiği ve bizzat yaşandığı gün olarak algılanmasıdır. İlk önce şunu belirtmeliyim ki; hiçbir başka iş sizin işinizden daha kolay değildir. Her iş kendi içinde zorluklar barındırır ki birisinde bulunan zorluk diğerinde olmayabilir.

 Kimisi bedensel olarak yorulabilirken, bir başkasının işi için zihnini daima meşgul etmesi gerekir. Hangi işi yapıyor olursak olalım her işin insan yaşamına dokunan bir yanı vardır. Meslek ve iş hayatında bu dokunuşu yakalayabilmek sizi rahatlatacaktır.

İşinizde bir anlam bulabiliyorsanız bu durum işinizi sadece para kazanma aracı olmaktan çıkaracaktır. Örneğin hepimiz bir mağazaya gittiğimizde ilgili, güleryüzlü satış danışmanları gördüğümüzde ayrıca iyi hissederiz ve bazen de bunu kişiye iletiriz. İşte bu olumlu geribildirimi kendimize saklamaz, karşımızdakine iletebilirsek onun da işinden daha fazla haz duymasını da sağlayabiliriz. Bu örnekte satış danışmanının da bu övgüden memnun olması onun işini daha severek yapmasını sağlayacaktır.

Borçlanarak yaşamak zorunda kalmak

Meslek, iş yaşamıyla ve pazartesi sendromuna direk etki eden en önemli faktör belki de maddi kazançlardır. Maddi kazançların kişi için yeterli şartlarda yaşama yetersizliği ve belki de borçlanarak yaşamak zorunda olmak. İşinize de bu maddi baskı ile giden kişi için pazartesi pek de sevilebilecek bir gün olmayabiliyor. Bir diğer pazartesi gününün sevilmemesini sağlayan etken; sevdiklerinden ayrı geçirilecek zaman; bir annenin çocuğundan işe gitmek zorunda olması nedeniyle ayrılması hiç de kolay değildir. İki sevgilinin hafta içi çalışmaları nedeniyle istedikleri zaman görüşemeyecek olması ne üzücüdür.



Görüldüğü gibi pazartesi günü insana getirdikleri nedeniyle sevilmiyor ya da o gün yapılacak işler istemeyerek yapılıyor. Tüm bunları en aza indirebilmek için, hafta içi, hafta sonu dahil uyku düzeninin olması ve değiştirilmemesi, yeme alışkanlıklarımızın sağlıklı gruptan oluşması, zamanımız olduğu anlarda sevdiklerimizi aramak ve görüşmeler yapmak, bazen sadece kendimiz sevdiğimiz bir etkinliği hayatımızda sürekli hale getirebilmek, belki bir hobi edinmek, sorumluluklarımızı ay, gün, saatlere dağıtmak, sadece son güne bırakmamak ve en önemlisi kendi arzu ettiğimiz yaşamı gerçekçi hedeflerle belirleyip bunun için çabalamak.

Yaşamınızın herhangi bir günü veya bir günü bile anlamlıysa ve o günün kaçırılmaması gerektiği çünkü bir daha yaşanmayacağının farkında olarak yaşayabilmek bizlere yaşama enerjisini kazandıracaktır. Pazartesi sendromu da neymiş benim her günüm değerli dedirtecektir.

Burada da söyleyebileceğim şey, maddi şartların hangi gelir durumunda olunursa olunsun yetersizlik hissettirebileceği, bunun için iyi bir bütçe planlamasının yapılmasıdır.

Sıradaki haber yükleniyor...