'Okumasaydım TIR tamircisi olacaktım'

'Şoray Uzun Yolda' programıyla ve '80'ler' dizisiyle tanıdığımız Şoray Uzun (45) ile sette buluştuk. Bulgaristan göçmeni olan oyuncu hakkında bilmediğimiz kalmadı desek yeridir

19 Ekim 2013, Cumartesi 05:00
A A
'Okumasaydım TIR tamircisi olacaktım'

 F-4 savaş pilotu olmak istediğini, Türkan Şoray’a hayranlığı nedeniyle adının konduğunu, müthiş geveze olduğunu, takıntılarını öğrendik. Hatta, babasının, yıllarca ‘hala’ dediği kadının annesi olduğunu anlattı. Daha neler neler konuştuk...

Röportaj: Ömer Gören

ogoren.aktuel@gmail.com


Bulgaristan’dan göçmüş ailen, değil mi? İlginç bir öykün varmış.

Evet. Orada doğdum, Türkçe’yi burada öğrendim. Gerçi aslen Konyalıyız. 1972’de babam, gerçek annesinin (benim de babaannemin) halası olduğunu öğrendi. Böylece babaannem ile birlikte Türkiye’ye göç ettik, Adana’ya yerleştik. Gazetecilik ve halkla ilişkiler mezunuyum. Yüksek lisansım da radyo ve televizyon üzerine. İki yıldır da hocayım. Yeni Yüzyıl Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde programcılık dersi veriyorum.

 Baban evlatlık mı verilmiş?

Evet. Bizim hikayemiz İkinci Dünya Savaşı’nı anlatan bir filmin kareleri gibi! Amcam ile babam arasındaki tam 11 çocuk doğmamış, düşük olmuş. Babaannem de babam doğunca “Bu yaşarsa eltime vereceğim” demiş. Çünkü amcamların çocuğu olmuyormuş. Böylece babam, amcasına evlatlık verilmiş. Haliyle adamcağız, babaanneme yıllarca ‘hala’ demiş. Babaannem, Türkiye’ye döneceği sırada, 24 yaşına gelen babama annesinin yıllarca ‘hala’ bildiği kadın olduğunu söyleyince babam tası tarağı toplayarak takılmış peşine.

 Vay canına! Zor bir mesele. Sonuçları nasıl oldu?

5 yaşındaydım, pek hatırlamıyorum. Babam meseleyi öğrenince şok olmuş elbette. TIR şoförüydü. Bir süre babaanneme ‘anne’ yerine ‘hala’ demeye devam etmiş. Ben de aynı şekilde hitap edince ‘anne’ demeye başladı.

 Adana’yı sever misin?

Çok. En zengini bile, fakire fakirliğini hissettirmez orada. Fakiri zengininden daha cakalı davrandığı için garip yerdir Adana. İstanbul’dan sonra yaşayacağım tek yer orasıdır. Oranın vukuatları ünlüdür. Soğukkanlı ve kavgacı bir yanım olduğu için de seviyorum Adana’yı. Hani, o mahallenin ayağa kalkması bana uyar.

 “İyi kabadayıyım” mı diyorsun?

Kabadayı değil de Adanalı diyelim. Ya da bıçkın delikanlı! Adana il sınırları içine girer girmez ben mutasyona uğrarım. İstanbul’daki metropol kişiliğimden çıkıp direkt Adanalı olurum. Önceleri deli fişektim, duruldum. Siz İstanbul’da yontulan yanımı görüyorsunuz.

 Şimdi kendini nasıl tanımlıyorsun?

Kemik yaşımla kafa yaşım birbirini tutmaz. Bu yüzden yaşım, bir çocuğunki kadardır. Değişken saplantılarım vardır. Örneğin bugün arabanın yıkanması gerekiyorsa ne olursa olsun yapılacak. Aslında salakça şeyler olduğunu biliyorum ama bazen ciddi dert ediyorum kendime.

 Oyunculuk ne zaman başladı?

Aslında hiç aklımda yoktu. F-4 pilotu olmak istiyordum. Adana’daki İncirlik Hava Üssü’ne 18 kilometre mesafede oturuyorduk. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda, tepemizden deliler gibi jetler geçiyordu ve 7 yaşındaki bir çocuk olarak çok etkileniyordum. Ama Hava Harp Okulu’na giremedim, çünkü yapılan muayenede gözlerim 1.25 miyop çıktı. Benim de B planım yoktu. Puanım hukuk okumaya yetiyordu ama ‘nasıl olsa pilot olacağım’ diye tercih sıralamasına basın-yayın yazmıştım. O bölümü de okumam gerekti, yoksa babam TIR tamirciliğine verecekti beni.

‘İnşaat işine girsem, zengindim’

 Ya oyunculuk?..

Üniversitede okurken otobüs durağında bir kadınla sohbet etmeye başladık. Elimdeki kitabı gördü, entellektüel bir sohbet başladı. Bana oyuncu olmam gerektiğini söyledi. Sonradan öğrendim; bu kadın Yeşilçam’ın ilk kadın yönetmeni olan Bilge Olgaç’tı. Beni tiyatrocu Tuncay Özinel’e gönderdi. Özinel ile birlikte Anadolu turnelerine çıktık. Virüsü kapmıştım, artık başka bir iş düşünemez olmuştum. Ahmet Uğurlu, Necdet Mahfi Ayral, Selim Naşit gibi büyük isimlerin yanında usta-çırak ilişkisiyle oyuncu oldum.

 Bu seçimden pişmanlık duydun mu daha sonra?

Önceleri keyif almadım. Şimdi çok memnunum. Ama parasal anlamda değil. İnşaat işine girseydim zengin olurdum. Arabama yakıt koyamadığım, faturalarımı ödeyemediğim zamanlar çok oldu. Oyunculuk, dikensiz gül bahçesi değil. Ama bu halime yine çok şükür!

 Başrol oynadığın ‘80’ler’ senin için ne ifade ediyor?

Dizinin çıkış noktası o dönemde yaşayan bir ailenin günümüze olan yolculuğu. O zamanlardan geçmiş olanların hafızalarının kırılma noktası, eskiye dair son tarih ve yeni dünyanın miladı. Canlandırdığım Ahmet karakterinin yüzde sekseni bana uyuyor.

 Medyada hiç görünmüyorsun.

Sohbet etmeyi severim ama insanların hayatımı öğrenmeye aldırmadıklarını düşündüğüm için çok röportaj vermeyi istemiyorum. Röportajlı programımda hep soru soran ben olduğum için şimdi soru sorulan taraf olmak istemiyor da olabilirim. Kendimi o kadar değerli bulmuyorum.

‘Geveze olduğumu biliyorum’

 Neşeli ve canayakın bir insan mısın?

Sabahlara kadar sohbet etmeyi severim. Ama geveze olduğumu biliyorum. Bu huyumdan da nefret ediyorum, çünkü insanların vaktini çalıyorum. Eşime evde de geveze olup olmadığımı soruyorlar. Cevap: Hayır. Evde nemrut, geçimsiz biriyim. Dışarıda tüm pozitif enerjimi harcadığım için eve posam kalıyor. Ve yatıp horul horul uyuyorum. Çocuklarımı bile fazla göremiyorum.

 Evet ya, nasıl bir babasın?

Başarılı bir baba olmadığımı itiraf edeyim. Çocuklarının üzerine titreyen, anlayışlı ve iyi bir baba olurum diye düşünüyordum ama hayat koşullarından olsa gerek vasat bir baba bile olamadım. Sanırım o disiplin yok bende. Çocuklarımın, beni ekranda seyrederken keyif alanların bu duygusunu paylaştığını sanmıyorum. Dedim ya; çocuk gibiyim.

(13.10.2013 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır. )

Sıradaki haber yükleniyor...