'Para isteyince Beşiktaş futbol takımından atıldım'

Doğan Babacan, futbol tarihinin efsane hakemi. Sahadaki sert hali asker babasından miras. Beşiktaşlı olmasına rağmen sahada taraf tutmayan tavrı, Dünya Kupası'nı bile sarsan kırmızı kartları bu mirasın ürünü...

19 Mayıs 2013, Pazar 05:00
A A
'Para isteyince Beşiktaş futbol takımından atıldım'

Doğan Babacan'ın bir de diğer tarafı var; vefat eden eşinden olan kızı reşit olmadan ikinci evliliğini yapmayacak kadar vicdanlı bir baba, sevecen bir dede. Ve 83 yaşında olmasına rağmen 8'e 20 kala İstinye'de bulunan Türkiye Futbol Federasyonu'ndaki işinin başında. Doğan Babacan hayatını anlattı. Onun hikayesi, Türk futbolunun da hikayesi...

Röportaj: SERAL CUMALI

seral.cumali@posta.com.tr


5 Nisan 1930’da Hamdi ve Fatma Belkıs Babacan’ın 4’üncü çocuğu olarak İstanbul- Beşiktaş’ta doğdum. 2 kız kardeşim küçük yaşta vefat etmişti. Sadece bir küçüğüm olan erkek kardeşimi gördüm, o da tifodan öldü. 4 çocuktan bir tek ben yaşadım. 9 yaşına geldiğimde II. Dünya Savaşı çıktı. Babam subay emeklisiydi; yeniden silah altına aldılar. Harp dolayısıyla ekmek, şeker, Amerikan bezi gibi temel ihtiyaç maddeleri karneye bağlanmıştı. Bir gün 100 gram, bir gün 200 gram şeker veriliyordu. Beyoğlu Lisesi’nde orta karar bir öğrenciydim. Beşiktaş- Yenimahalle’deki Abbas Ağa Parkı’nda mahallenin çocuklarıyla futbol oynardık. Beşiktaş beni orada keşfetti, 1946’da genç takıma alındım. Sonra Beşiktaş’ın B takımına, 1948’de de Süleyman Seba, kaleci Ethem, Yavuz, Bedii’li A takımına yükseldim. Ama arkadaşlarımın beni yanlış yönlendirmesiyle bir hata yaptım...

“Para yerine bonservisimi verdiler”


Futbolda profesyonellik daha başlamamıştı; şimdiki gibi paralar almazdık. Beşiktaş’tan 100 lira alıyordum. Arkadaşlarım; “Kadrodasın, çok iyi oynuyorsun, para iste sana verirler” dedi. Ben de umumi kaptanımız Arap Sadri’ye gidip; “Paraya ihtiyacım var” dedim. O zamanki parayla 500 mü, 1000 mi, bir para istedim. Arap Sadri; “Ne yapacaksın parayı?” diye sorunca “İhtiyacım var” dedim. “Peki yarın gel” dedi, Allah rahmet eylesin. Ertesi gün gittim; “Fikrin değişmedi mi, hala para istiyor musun?” diye sordu; “Değişmedi” dedim. Cebinden bir zarf çıkarıp bana verdi. Sevinç içinde zarfı cebime koydum, Akaretler’den aşağı hoplaya zıplaya indim. Köşeyi dönünce hemen zarfı açtım. İçinde bonservis vardı. Beni takımdan çıkarmışlar. Para isteyerek hata ettiğimi anladım ama iş işten geçmişti. Belki af dileyip geri dönebilirdim, onu da yediremedim. Ama gönül olarak hep Beşiktaşlı kaldım.

“Sakatlık yüzünden 24’ümde futbol bitti”

Futbol ve okul birlikte gidiyordu. Sınavlarda başaramayacağım düşüncesiyle 1949’da okulu bırakıp askere gitmeye karar verdim. Remzi Tosyalıoğlu “Son sınıftaki talebe mektebi bitirir” dedi; elime bir mektup, bir de bilet verdi, beni İzmir- Karşıyaka’ya gönderdi. Karşıyaka’nın antrenörü Beşiktaş’ın eski futbolcusu ‘Leyla İbrahim’di. Öyleydi lakabı... Karşıyaka’da futbol oynuyor bir yandan da okula gidiyordum. Kulüp binasındaki ahşap evde kalıyordum. Orada oyun kurallarıyla ilgili bir kitap buldum. Bu kurallar, ileride beni hakem yapacaktı. 1950-51 sezonu Kasımpaşa’ya geçtim, bir sezon sonra İstanbul’daki kulüpler profesyonel oldu. 1952’de gittiğim askerlik sırasında Ankara- Hacettepe’de futbol oynadım. Ama sakatlandım. O yıllarda şimdiki tedaviler yoktu, sakatlığı masajla geçiştiriyorlardı. Tekrar oynayınca da müzminleşiyordu. Kasım 1953’te terhis oldum. Ama o sakatlık 24 yaşında futbol hayatımı bitirdi.





“Benimki diye başka benzinciyi taşladılar”


Ben de Yapı Kredi Bankası’na memur girdim. Muhasebe şefiyken 1960’ta banka müdürüyle ihtilafa düşüp ayrıldım. Mahalle arkadaşlarımın hastane malzemeleri satan ‘Doktor Şerafettin ve Ortakları’ adlı şirketine müdür oldum. Bir gün işte Beşiktaş’ın Kasımpaşa’yı 1-0 yendiği maç için, “Atılan gol ofsayttı” dedim, Hepsi Beşiktaşlı olan arkadaşlarım tepki gösterdi. Merkez Hakem Kurulu Başkanı Nuri Abi de vardı; “Sen bu işi biliyorsun” dedi ve hakemlik hayatım başladı. Tribün tepkilerine futbolculuktan alışıktım, aleyhte tezahüratları hiç yadırgamadım. Ama 1976’da Mithatpaşa Stadı’nda Galatasaray- Beşiktaş maçında, Galatasaray’dan bir oyuncuyu ihraç edince çaycı bir çocuk sahada arkamdan gelip bana vurdu. Polisler çocuğu götürdü, maç 1-1 bitti. Elmadağ’da bir benzin istasyonum vardı. Yazıhanem de bir başka benzincinin üzerindeydi. Galatasaray taraftarları yazıhanemin altındaki benzinciyi benimki sanıp taşladılar, camları kırdılar. Oysa o benzinci benimki değildi! Bana sahada saldıran çocuk özür diledi, ben de uzatmadım. Çok şükür maçlarda hiç yanlış karar vermedim, hiç taraf tutmadım. Her hakemin gönül verdiği bir takım vardır. Ama o takımın maçında görevliyken gönlündekini unutması lazım. Beşiktaş’ın çok maçını idare ettim, özellikle derbilerde genelde mağlup oldu. Ama yaptığım iş o an için mağlubiyete üzülmeyi kaldırmayacak bir işti.




“İkinci evliliğim için kızımın reşit olmasını bekledim”

Sahada serttim ama özel hayatımda tam tersi. İlk eşimle bankada çalışırken tanıştık. 1955’te evlendik, 1956’nın Ağustos’unda kızımız Figen doğdu. Eşim hastalık sonucu vefat etti. Şimdiki eşimle (Sebile Babacan) evlenmeye karar verdiğimiz andan çok sonra, 1974’te evlendik. Çünkü kızım küçüktü, evlenmek için onun reşit olmasını bekledim. Benim bir, ikinci eşimin 3 kızı vardı; şimdi ilk eşimden 2, şimdiki eşimden 4 torun sahibiyim. Torunlarla aram çok iyi. Hakemliği 1978’de 48 yaşında bıraktım.





Erkendi ama bulunduğum yerin bir üst mertebesi yoktu; yeter dedim. İş hayatım kötü gitti. İstanbul dışındaki maçlara giderken işleri emanet ettiğim kişilerden büyük kazık yedim. İşi kapattım, borç ödemek zorunda kaldım, para sıkıntısı çektim. Şimdi Merkez Hakem Kurulu’nda hakemlere klavuzluk yapıyorum. Sadece klavuzluk yaptığım hakemin maçını stadta izliyorum, onun dışında televizyondan seyrediyorum. Her gün sabah 6’da kalkıp, 8’e 20 kala Merkez Hakem Kurulu’na geliyorum. Geriye dönüp bakınca keşke işyerimi bu kadar ihmal etmeseydim diyorum. Ama belki o zaman da iyi bir hakem olamazdım...
(12 Mayıs 2013 tarihli Posta Karnaval ekinden alınmıştır)

Sıradaki haber yükleniyor...