Selda Bağcan: Ben sol muhafazakarım, açık giyinmeyi ayıp buluyorum

Selda Bağcan: Ben sol muhafazakarım, açık giyinmeyi ayıp buluyorum

Selda Bağcan; hikayesi olan kadınlardan. Üç kez hapse girdi. Şarkı sözleri yüzünden defalarca yargılandı. 50 yıla yayılan bir sanat yolculuğu onunki. Sesi, kendine has tarzı ve duruşuyla hep çok özel bir yerde. Geçtiğimiz Mayıs ayında ‘40 Yılın 40 Şarkısı-2’ albümünü müzikseverlerle buluşturdu. Gündeme ve sanata dair konuştuk. Oya Çınar / oya.cinar@posta.com.tr

26 Aralık 2020, Cumartesi 07:01 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bildiğim kadarıyla Bodrum’dasınız şu an. Nasılsınız?

Olabildiğince iyiyiz diyelim, mevcut şartlarda. Altı aydır Bodrum’dayız. 30 Haziran’da geldik. Üç ay boyunca, 8 Ekim’e kadar denize girdim. O, çok iyi geldi bana. Günler çok hızlı geçiyor. Bir bakıyorum, akşam olmuş. 20 kedim var burada, onlarla ilgileniyorum. Zaten ofisi buraya taşıdık. Bana hiç zaman kalmıyor desem yeri.  

Geçtiğimiz 24 Mayıs’ta, pandeminin ortasında ‘40 Yılın 40 Şarkısı-2’ yi çıkardınız. Pandemi koşullarına rağmen yerini buldu mu albüm sizce?

Bulmaz olur mu! Satışları da gayet güzel oldu. Herkes “Pandemide satmaz, bekleyin” dedi ama ben kimseyi dinlemedim, “Pandemiyi falan bekleyemem” dedim. Zaten o bizi diri tuttu, meşgale oldu. İyi ki de çıkarmışım. Albümün içinde iki CD, iki LP var. Birinci bölümde rock müzik var, ikinci bölümde deyişler. Ters köşe yani… Ortaya çıkan işten son derece memnunum.

65 YAŞ ÜSTÜ YASAĞI ÇOK CANIMI YAKTI

Pandemi psikolojisinden nasıl etkilendiniz?

İşte o, ister istemez kötü etkiledi. İlk zamanlarda sıkıntıdan elimde yara çıktı. Doktora gittim, neden olduğunu anlayamadılar. Stresten oldu elbette. 65 yaş üstü yasağıyla çok hatalar yapıldı başta. Allah’tan sonra yürüyüş izni vermeyi akıl ettiler. Ama süreç içinde çok canımız sıkıldı. Bir yandan da başka çare yok. Kapanma olmadan ve aşı gelmeden bu konuda mesafe kaydedilemeyecek. Bakalım, aşıyı bekliyorum hevesle.

Virüse yakalanmakla ilgili büyük korkular yaşadınız mı?

Bodrum’a gelene kadar kötü günler geçirdim. Buraya gelince moraller biraz düzeldi. Çok şükür şu ana kadar yakalanmadım. Yakalansam da atlatırım gibi düşünüyorum, hani “Bana bir şey olmaz, ben kahramanım” ya! (Gülüyor) Ama bilemiyoruz tabii. Yapmak istediğim şeyler var. Yoluna koymam gereken işler var daha. Onları yapmadan ölmek istemiyorum.

EŞ DOST YAĞMALAMASIN DİYE VASİYETİMİ HAZIRLAMADAN ÖLMEK İSTEMİYORUM

Allah korusun… Ama neleri yoluna koymak istiyorsunuz, merak ettim…

Tabii Allah korusun yavrucuğum ama bilemeyiz ki. Kimisi kolay, kimisi çok zor atlatıyor. Şöyle anlatayım, ben bir vakıf kurmak istiyorum. Tüm eserlerimin haklarını güvence altına almak istiyorum. Eşler dostlar yağmalamasın diye. (Gülüyor) Böyle bir vasiyetim var. Bunları ölmeden halletmek istiyorum.

YILLARCA BENİ İNKAR ETTİLER İTİP KAKTILAR BEN DE ONLARIN ÖDÜLLERİNİ KABUL ETMİYORUM

80’lerden bu yana dünyanın önemli uluslararası müzik festivallerine davet ediliyorsunuz. Türkiye’de bu şöhrete ulaşan az sayıda sanatçı var. Size gösterilen bu ilgiyi nasıl açıklıyorsunuz?

Daha da önce başlıyor. Ben 1971’de çıktım. İlk uluslararası festivale davet edilip katılmam 1972’de. Bulgaristan’ın Altın Orfe Festivali’nde sahneye çıktım. Ardından Avrupa’da birçok festivale katıldım.

Sonra, 1980’de pasaportunuza el konuldu değil mi?

Evet, iki buçuk yıl vatan hainliğiyle yargılandım. İnanılır gibi değil. 12 Eylül’den altı ay önce yurda giriş yaptığım halde, ‘yurt dışında aleyhte konuşan sanatçılar’ diye bir liste yapmışlar, ona beni de koymuşlar. Hemen gazeteyi aradım, “Siz ne yapıyorsunuz? Ben altı aydır Türkiye’deyim” dedim. Hayatımı anlatan bir kitap çıkacak. Bunları o kitapta uzun uzun anlatacağım. Özetle bunlar beni sanatçıların üye olduğu yasadışı bir örgüte dahil etmeye çalıştılar. Ben, hayatım boyunca bir örgüte dahil olmadım. Kaldı ki sanatçılar birbirini gözünü oymak ister (Gülüyor). Öyle bir örgüt olabilir mi Allah aşkına! Tabii ki sonra beraat ettim ama iki buçuk yıl beni o adliye koridorlarında süründürdüler.

Neredeyse son 10 yıldır gazetelerden, üniversitelerden ve çeşitli derneklerden verilen ödülleri kabul etmiyorsunuz. Neden?

Etmiyorum, neden edeyim Oya’cığım? Yılarca beni inkar ettiler, itip kaktılar. Özellikle basın beni çok itip kaktı. Belki de şuur altında tepkim bunadır. Yani siz 40 yıldır neredeydiniz? Ne zaman ki dünyada meşhur oldum, bunların gözünde de değerli oldum. O yüzden hepsini reddediyorum. Bu da benim protestom. Alınabilecek en büyük ödülü ben halkımdan almışım zaten.

BEN TÜRKÜLERİMİZİ KÖYLÜ GİBİ DEĞİL ŞEHİRLİ GİBİ SÖYLEDİĞİM İÇİN BATI BENİ ANLADI

Sesi çok iyi olan birçok sanatçı var. İbrahim Tatlıses var, Kibariye var… Yurt dışında size duyulan ilginin nedenini sadece iyi sesle açıklayabilir miyiz?

Şimdi, dünyada etnik müzik diye bir şey var. Sen kalk, o müziği rock müziği haline getir ve o şekilde bir albüm yap. Sonra o albüm dünyayı dolaşsın… En başta elbette ses, sesteki vahşi tını gelir ama bu detay da çok önemli. Ben halk müziğini, türkülerimizi köylü gibi değil de şehirli gibi söyledim. Yani onların anlayacağı şekilde. Üstelik ben Batı müziği dinleyerek ve söyleyerek büyüdüm.

Sonra nasıl türkü okumaya karar verdiniz?

“68 kuşağının uyanışı” dediğimiz bir dönem vardır. Ben de o zaman fakülte ikinci sınıftaydım. O zaman uyandık biz halk müziğine. Ama o türküleri de gitarla çalıyordum. Türküleri Batılıların anlayacağı şekilde yorumladığım için oldu bunlar biraz da. Son olarak da dik duruşum elbette. Üç kez hapse girdim. Duruşumdan hiçbir zaman taviz vermedim. “Burnu yere düşse almaz” diye bir deyim vardır ya, hakikaten öyleyim. Burnum yere düşse almam. Haksızlık karşısında ezeli ve ebedi muhalifim. Ömrümün sonuna kadar bu böyle olacak. Yoksa söylediğin yorumcular olağanüstü yorumcular. Bunu da belirteyim. Ama işte benim durumumda başka faktörler var. 

Sizi sahnede hiç abartılı kostümlerle ya da dekolte kıyafetlerle göremiyoruz. Özellikle görselliğin bu kadar önemli olduğu bir çağda. Hiç mi gerek duymuyorsunuz?

Aslında benim çok özel sahne kostümlerimin olduğu bir dönem var; terzim Yıldırım Mayruk idi. Ama senin tevellüt yetmez ona. Ben Zeki Müren’le gazinolara çıktım. Onunki gibi değildi ama bana yakışan şeyler yapılıyordu. Müzeyyen Senar’ın solist altı olarak çıktım. Ama yine bakınca, hanım hanımcıktı hep. Dekolte zaten mümkün değil. Hayatımda hiç açık giymedim. Öyle omuzlarımı göstermek falan…

Neden?

‘Sol muhafazakar’ diyorlar ya hani, (Gülüyor) işte ben tam oyum. Sevmiyorum açık giyinmeyi, ayıp geliyor. Hatta bazı politikacıların eşlerini görüyorum, şok oluyorum. Benim tarzımın esprili bir anlatımı vardır. ‘Devrimci bacı’ kıyafeti derler (Gülüyor). Ben böyle iyi ve rahat hissediyorum. Günlük hayatımda da zaten çok sade giyinirim. Sahnede sadece bir tık daha özenliyim.

LÜKS ARABAYA BİNMEK ŞIMARIKLIKTIR, İNSANLARIN AÇLIKTAN ÖLDÜĞÜ BİR DÜNYADA O ARABALARA BİNİLİR Mİ?

Müzik yolculuğunuza bakınca; insan sizde maddi olarak büyük bir yatırımın olacağını düşünüyor ama ben oturduğunuz evi görmüş biri olarak nasıl mütevazı yaşadığınızı biliyorum. Bu, size adil geliyor mu?

Bir kere “Sen solcusun, ne yapacaksın parayı” diye başta hep az para verdiler. Şimdilerde biraz daha farklı ama yine de çok para aldığımı söyleyemem. Bugün sadece şuna üzülüyorum. Keşke trilyonlarım olsaydı da şu an zor durumdaki emekçi müzisyen dostlarıma yardım edebilseydim.  Hayatım boyunca lüksüm olmadı. Lüks arabaya binmeyi bile şımarıklık olarak gördüm. İnsanların açlıktan öldüğü bir dünyada yaşıyoruz. Bunları görüp de o arabalara binilir mi? Böyle konularda hayatım boyunca dikkatli olmuşumdur. İçkim yok, sigaram yok, kumarım yok... (Gülüyor) Kedilerim var işte bir tek. Onlara da yetişiyorum şükür.

HAYATIMA GİRENLER TUHAF BİR ŞEKİLDE EVLİ ÇIKTI, BU ŞEREFSİZLER YÜZÜKLERİNİ ÇIKARIRLAR BİLİYORSUN

Hiç evlenmediniz, bu herhalde kendi seçiminizdi ama o hep söylenen biyolojik saat sizde çalmadı mı? Hiç çocuk istemediniz mi?

Bir çocuğu kim istemez ki! Fakat tuhaf bir şekilde benim hayatıma giren bir iki kişi evli çıktı. Ben de bıraktım. Bu şerefsizler parmağındaki yüzüğü çıkarır biliyorsunuz. (Gülüyor) Ben hayatım boyunca yüzük takmadığım için, kim takar, kim takmaz hiç dikkat etmezdim zaten. Yine de isterdim tabii. Erkek kardeşim uzun süre Londra’da yaşadı. O bir ara dedi ki, “Bak Sprem Bankası diye bir şey var. İstersen öyle bir yola başvurabiliriz.” Onu da istemedim. Hırlı mı olacak, hırsız mı? Tanımadığın birinin çocuğu neticede, cesaret edemedim. Buna kader, kısmet diyorum ben.

AŞK ACISI ÇEKİLMEZ Mİ A CANIM!

Hiç aşk acısı çektiniz mi?

Aşk acısı çekilmez mi a canım! O acıyı çekmezsen insan olamazsın ki zaten.

Kıskançlıklarınız var mıdır ya da geçmişte olmuş mudur?

Kıskanmaz mıyım, hepsini, bazılarını özellikle kıskanmışımdır ama adlarını söylemeyeceğim tabii. (Gülüyor) Şarkılarını, bestelerini, duruşlarını… Çok fenadır kıskançlık, başa beladır. Bir de ben çok ihtiraslıyımdır, benim kıskandığım kişiler de en az benim kadar ihtiraslı. Onları kıskanırım işte.

Özel zamanlarınızda hangi tür müzikleri dinliyorsunuz? Mesela pop müzik dinliyor musunuz?

Özel olarak açmam ama rastlarsam dinlediğim şeyler olur. Bazıları hiç beğenmez “Çıstak çıstak” der hani pop şarkılarına. Tamam çıstak çıstak da bazen de öyle şarkılar yazıyorlar ki “Vay hınzır vay! Nereden buldun bu sözleri?” diyorum.

İNSANIN İÇİ NASILSA YÜZÜNE O VURUR, KENDİMİ ÇOK GÜZEL BULURUM

Yıllar geçiyor, Selda Bağcan hep aynı yaşta görünüyor. Kendinize nasıl bakıyorsunuz?

Valla bilmiyorum, yapıdan herhalde. Duygularımla yaşıyorum. O duygular insanı diri tutuyor sanırım. Biraz genetik de olabilir. Annem de hiç çizgisi olmadan gitti. Bende de hiç yoktur. Bir de ben insanın içi nasılsa yüzüne o vurur diye düşünürüm. Bu nedenle de kendimi çok güzel bulurum. Bak menajerim Ferhan “Senin övünme saatin geldi yine” diyor. (Gülüyor)

İçinde bulunduğumuz dijital çağ, sizin ilk şöhret  olduğunuz yıllara denk gelseydi. Bugün sizin için her şey daha başka türlü olur muydu?

Herhalde daha ulaşılamayacak zirvelerde olurdum. Birçok şey artık sosyal medyadan ilerliyor. Bir şey söylendiğinde hemen dünyada duyuluyor. Çok şükür, bulunduğum yerden memnunum ama o zaman ‘fevkaladenin fevkinde’ olurdu tabii. 

Sıradaki haber yükleniyor...
holder