Banu Şen

08 Ağustos 2022, Pazartesi 07:00

Yaşayan kültür mirası: Buldan

Denizli’nin en bilinen ilçelerinden Buldan, tarih kokan, kumaşı ve ipeği ile yüzyıllardır adı sıkça söylenen; doğa güzelliği, havası, dokuma ve el sanatları ile Ege’nin kültür miraslarından... Buldan, M.Ö. 2000 yıllara kadar dayanan köklü bir tarihe sahip.

Zamanında Frigler, Lidyalılar, Hititliler ve Romalılar burada medeniyetlerini yaşatmış. Antik dönemlerden birçok medeniyetin değerlerini koruyan Buldan’da tarihi konaklar ve bu konaklarda hala el emeğiyle yapılan dokumalar geçmişin izlerini yaşatıyor.

TARİHTEN GÜNÜMÜZE BULDAN BEZİNİN YOLCULUĞU

Buldan’ın ekonomisi dokuma ve tekstile dayanıyor. İbni Batuta’nın, “Orada pamuktan altın işlemeli kumaş imal olunur ki örneği yoktur. Bu kumaş beldenin ismiyle anılır” dediği Buldan bezi ve Buldan dokumacılığının tarihi, 12. yüzyıl öncesine dayanıyor. Buldan’a yerleşen Türk aşiretleri, pamuk ve yünden çok sağlam giyim eşyaları dokuyor ve dokumacılığa önem veriyor.

Buldan’da dokumacılık ve işlemecilik daha sonraları el sanatlarına dayalı olarak gelişiyor, yörenin ve ülkenin sayılı ticaret merkezi haline geliyor. Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan sonra da sarayın dokuma ihtiyacının bir kısmı Buldan’dan sağlanıyor. Halen Topkapı Sarayı’nda sergilenen Ertuğrul Gazi’nin içliği, Barbaros Hayrettin Paşa’nın şalı, Genç Osman’ın gömleğinin Buldan’da dokunması, Buldan dokumalarının ününü yurt çapında yaygınlaştırıyor. Bugün ipekli türdeki ince kumaşlar, peştamal, üstlük örtü türü dokumalar halen evlerde ve geleneksel biçimde el tezgahlarında, diğer türler ise motorlu tezgahlarda dokunuyor.

Desenler günlerce süren emek ve çabaların sonucunda elle işleniyor. Ağırlıklı olarak Buldan bezinden havlu, bornoz, ham bez, masa ve yatak örtüsü, perdeye dönüştürülebilen bezler ve ipek işlemeler üretiliyor. Ülke ekonomisinde önemli rol oynaması hedeflenen Buldan bezinin dış pazarlarda da yer bulması için her yıl “Uluslararası Dokuma Kültür ve El Sanatları Festivali” düzenleniyor.

01 Ağustos 2022, Pazartesi 07:00

Zamana meydan okuyan coğrafya: Afyonkarahisar

Anadolu'nun batı yakasında önemli kavşak noktası olan Afyonkarahisar; kara ve demiryolu ile doğuyu batıya, kuzeyi güneye bağlayan doğal bir geçiş kapısı.

Afyonkarahisar, yerli ve yabancı turistler için de deniz dışında aranan pek çok tarihi ve doğal güzelliklere sahip turizm cenneti. Zengin doğal yapısı, tarihi eserleri, mutfağının yanı sıra alternatif turizm çeşitliliğine sahip.

Kültür ve inanç turizmi, festival ve şenliklere ek olarak Afyonkarahisar, kaplıca ve sağlık turizmi denilince ilk akla gelen şehirler arasında. Hatta Türkiye’nin termal başkenti haline gelmiş durumda. Sahip olduğu potansiyelle her yıl yerli ve yabancı turistlerin akınına uğrayan Afyonkarahisar, Türkiye’de en fazla termal yatak kapasitesine sahip turizm destinasyonu aynı zamanda.

Ömer-Gecek, Hüdai, Heybeli ve Gazlıgöl termal bölgelerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca Termal Turizm Alanı olarak ilan edilmesiyle kentte son yıllarda termal turizme yönelik birçok otel ve konaklama yeri hizmete girdi. Afyon’da kaymak ve kaymaklı şeker üretimi ile birlikte sucuk üretimi de, şehir ekonomisinde önemli yer tutuyor. İscehisar ve çevresinden çıkarılan dünyanın en kaliteli beyaz mermeri farklı biçimlerde işlenerek, yurt içine ve yurt dışına ihraç ediliyor. Ege Maden İhracatçıları Birliği, 2022’nin ilk yarısında 403 milyon dolarlık doğal taş ihracatı gerçekleştirdi.

Bunun 111 milyon dolarlık kısmını mermer üretim ve ihracatının başkenti Afyonlu ihracatçılar yaptı. Afyonkarahisar sanayi yapısına baktığımızda, başı mermer tesisleri çekerken, gıda, toprak, yem, ambalaj, dokuma ve orman ürünleri tesisi bulunuyor. Afyonkarahisar’ın Pazırık El Halısı’ndan Sultandağı Kirazı’na, Bayat Türkmen Kilimi’nden Çay İlçesi Vişnesi’ne, mermerinden Şuhut Patatesi’ne, yoğurdundan Afyon Lokumu’na, Patatesli Ekmeği’nden kaymağına, Kaymaklı Ekmek Kadayıfı’ndan etli yemeklerine kadar uzanan toplam 39 çoğrafi işaretli ürünü var.

Zengin yemek kültürü ile anılan ve UNESCO’nun Yaratıcı Şehirler Ağı’na dahil ettiği gastronomi şehri Afyonkarahisar’ın mutfağında 100’ün üzerinde yemek çeşidi bulunuyor. Afyon, tarım ve hayvancılık alanında yapılan üretimle de dikkat çekiyor. Yumurtacı tavuk üretiminde birinci olan şehir, yumurtanın borsası konumunda. Haşhaş, vişne, bezelye, patates, şekerpancarı, tahıl üretiminde de başı Afyonkarahisar çekiyor.

25 Temmuz 2022, Pazartesi 07:00

Keşfedilmeyi bekleyen hazine: Niğde

Doğası, mutfağı ve 10 bin yıllık kesintisiz yaşamın sürdüğü tarihi ile birçok medeniyete ev sahipliği yapmış eserleriyle yaşatılan temiz, misafirsever ve bir o kadar da üretimi güçlü olan bir Anadolu şehri Niğde...

Termal kaynakları, ören yerleri, zengin tarihi dokusu, doğal güzellikleri, dağ ve kış turizm olanakları ile önemli turizm cazibe merkezlerinden olan Niğde’nin ekonomik gelirinin çoğunluğunu tarım ve hayvancılık oluşturuyor. Anadolu’nun buğday ambarı sayılan 10 il arasında yer alan Niğde’de özellikle elma ve patates üretimi önde. Türkiye’de patates üretiminin yüzde 25’lik bölümü Niğde’den elde ediliyor. Meyveciliğin ileri durumda olduğu Niğde’de misket elması yetiştiriliyor. Elma ağacı sayısında ise ülke sıralamasında ilk sırada.

İç Anadolu’da üzüm yetiştirmede en önde gelen illerden Niğde’nin bereketli topraklarında yetişen her çeşit üründe verim seneden seneye artıyor. Öte yandan lahana, şeker pancarı, çavdar, fasulye, üretimi ile de öne çıkan Niğde’de halı, şeker, meyve suyu, un, çimento ve kimya sanayilerinin önemli bir bölümü yapılıyor. Sanayileşme 1980’den sonra ve son zamanlarda gelişmiş durumda. Niğde Merkez Organize Sanayi, Bor Deri Organize Sanayi, halı fabrikası ve diğer küçük sanayi kolları önemli istihdam alanları.

MEŞHUR GAZOZU

Geleneksel el sanatları konusunda da öne çıkan Niğde’de dokunan halılar dünyanın birçok ülkesinde alıcı buluyor. Niğde’nin coğrafi işaretli ürünü Obruk (Arısama) Halısı, Bor ilçesi Obruk köyünde yetişen koyunların yünlerinden elde edilirken, doğal boyalarla boyanıp, evlerde bulunan tezgahlarda geleneksel yöntemlerle ve motiflerle, el yordamıyla dokunuyor.

Ulukışla ilçesi Darboğaz kasabası ve çevresinde yetişen, yurt içinde tüketildiği gibi yurt dışına da ihraç edilen Napolyon kirazı olarak da bilinen Darboğaz Kirazı, Bor Söğürmesi ve Niğde Tahinlisi de Niğde’nin coğrafi işaretli ürünleri arasında yer alıyor.

18 Temmuz 2022, Pazartesi 07:00

Şanlıurfa’nın kalbi: Haliliye

Şanlıurfa’nın en büyük ilçesi Haliliye 12 bin yıllık tarihe sahip Göbeklitepe ve Karahantepe’yle tarihin sıfır noktası konumumda. Haliliye’de sadece bu iki tarihi değer dışında engin bir kültür de var. Gastronomi ve el sanatları ile de ilçe yükselişe geçmiş durumda.

Tüm bunlar yanında; gençlere, dezavantajlı gruplara ve istihdama yönelik projeleri hayata geçiren Haliliye, bölgenin parlayan yıldızı olacak gibi gözüküyor. Haliliye halkının uzun yıllar kullanabileceği kalıcı eserler ilçeye kazandırılırken, projeler ile gençlere iş imkanı sunuluyor, pozitif ayrımcılık ile kadınlar ise hem meslek öğreniyor hem de ev ekonomisine katkı sağlıyor. Hem ilçenin hem de Şanlıurfa’nın tanıtımına yönelik çalışmalar yürüten Haliliye Belediyesi, yeşil alan miktarını artırmaya yönelik de çalışmalar yapıyor.

İnsanlık tarihinin yeniden yazılmasına neden olan Göbeklitepe’yi sınırlarında bulunduran ilçede, culhacılık yeniden dirilişe geçiyor. Şanlıurfa’nın mahalli yemeklerinin sunulacağı Göbeklitepe Gastronomi Merkezi ve aşçıların yetişeceği Meslek Edindirme Atölyeleri (HAL-MES) ise açılış için gün sayıyor. Gastronomi Turizmi’nin önemi büyük. Dünyanın en eski mutfağı Şanlıurfa, kebapla sınırlı kalmaktan belki de bu sayede sıyrılacak. Haliliye Belediyesi’nin Gastronomi Merkezi açık mutfak konsepti ve unutulmaya yüz tutmuş yöresel lezzetlerle şık bir mekanda önemli bir eksiği giderecek.

‘MİRASIMIZI KORUMALI VE TANITMALIYIZ’

118 dönümlük alanda süren Millet Bahçesi’nin çalışmalarının hızla ilerlediğinden bahseden Canpolat, “Bölgenin sosyal donatı ihtiyacına cevap verecek olan Millet Bahçesi; mesire alanı, çocuk oyun alanları, macera parkı, bisiklet yolu, yürüyüş yolu ve dinlenme alanları ile Haliliye’ye yeşil bir vadi kazandıracak” diyor ve Haliliye’ye ilişkin şu bilgileri de ekliyor:

GÖBEKLİTEPE

11 Temmuz 2022, Pazartesi 07:00

Doğa ve yayla turizminin parlayan yıldızı: Doğu Karadeniz

Hepimizin alıştığı deniz, kum, güneş üçlüsü tatilin vazgeçilmezleri gibi görünse de doğaya dönme ve sakin bir tatil geçirme isteği oldukça popüler. Yeşil ve mavinin bir arada bulunduğu, kendine has kültürel değerleriyle dikkati çeken Doğu Karadeniz, eşsiz manzaraları ve ulaşım kolaylığıyla önemli turizm merkezlerinin başında geliyor.

Uçsuz bucaksız yeşillikleri, doğa harikası menderesleri, irili ufaklı şelaleleri ve doğal gölleri bünyesinde barındıran yaylarıyla yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. Yaz aylarıyla birlikte Karadeniz’in zirvelerindeki yaylalarda bin bir çeşit çiçek açar, yaylalara göç başlar.

Trabzon’da Sümela Manastırı, ormangüllerinin açtığı Sisdağı Yaylası ve tabiat harikası Uzungöl, Gümüşhane'de Torul seyir terasları ve Karaca Mağarası ile kamp ve karavana uygun Taşköprü Yaylası, Rize'de Fırtına Vadisi ve balıyla ünlü Anzer Yaylası ile yabankeçilerinin yurdu Elevit Yaylası, Artvin Arhavi’de çifte kemer köprüler ile Mençuna Şelalesi, Giresun’da Mavi Göl ve Kuzalan Şelalesi ile oksijen cenneti Kümbet Yaylası her geçen gün daha fazla ziyaretçi almaya devam ediyor.

Samsun’dan Hopa’ya kadar olan alanda yayla turizminin geliştirilmesi ve alternatif turizm türleri ile birleştirilerek turistler için daha cazip hale getirilmesi için çalışmalar yapılıyor. Bölgenin dinamikleriyle yatırım ve projelerini konuştuk...

FARKLI BİR TRABZON

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu, turizmin geliştirilerek 12 aya yayılması ve turistin çeşitlendirilmesi için hayata geçirdikleri turizm projelerini şöyle anlatıyor: “Şehri turizmin merkezi haline getirmek istiyoruz. Sadece Trabzon’un değil Türkiye’nin sayılı turizm destinasyonları arasında yer alan Uzungöl’ün cazibesini artırmak için çevresini, Uzungöl Müzesi’ni ve Park Uzungöl’ü yeniledik.

İnsanların konaklayabilecekleri, yiyip içebilecekleri güzel bir alan oluşturduk. Yaklaşımımız gölün etrafını bütünüyle açmak olacak. Hedefimiz, 2022 sonuna gelindiğinde çok daha farklı bir Uzungöl ortaya çıkarmak. Önemli turizm merkezlerimizden Sümela Manastırı da restorasyon çalışmalarının ardından yeniden ziyarete açıldı.

27 Haziran 2022, Pazartesi 07:00

Bir dünya starı: Çeşme

Türkiye’nin gözbebeği, İzmir’in incisi Çeşme. Turkuaz denizi, kadifemsi ve altın renkli kumsalları, akvaryumu andıran koyları, şifa dağıtan kaplıcaları, hayranlık uyandıran su altı dünyası, adrenalin tutkunlarının gözdesi spor aktivitelerine elverişli yapısı, dünyaca ünlü sörf merkezi Alaçatı ve eğlence hayatıyla da ün yapan Çeşme, İzmir’in turizmde yüz akı. Osmanlı İmparatorluğu’nun Viyana kapılarına dayandığı 16. yüzyılda Çeşme, tarihi İpek Yolu’nun Asya Kıtası’nın en batısındaki son çıkış durağıydı ve beldede ticari açıdan oldukça görkemli günler yaşanıyordu. Kervanların taşıdığı tarım ürünleri, baharat ve dokumaların ihraç edildiği bir liman olarak işlev gören Çeşme, yüzyıllar boyunca liman, su ikmal merkezi ve Osmanlı Donanması’nın bakım ve kışlama üssü olma özelliğini yitirmedi. Tüccarlar sıklıkla kervanlarıyla birlikte Çeşme’ye gelip gittikçe güzelliklerinden etkilendi. Zamanla Ilıca’yı, kaplıca banyolarında şifa bulacakları bir sayfiye beldesi olarak düşünmeye başladılar. 19. yy. ortalarından sonra İzmir, ticaret merkezi ve ihracat limanı özelliklerini kazanırken Çeşme, insanların dinlenerek sağlıklarına kavuşabilecekleri sayfiye beldesi olarak gelişti. Bu durum beldede turizm etkinliklerinin başlamasına neden oldu.

TURİZMİN ÖNCÜSÜ

İlk modern ve sayfiye amaçlı yerleşim, İzmirli Levantenlerin yazlık evler yaptırmalarıyla başladı. Cumhuriyet’in ilk yıllarına gelindiğinde Ilıca’da üç büyük otel vardı. Atatürk’ün, 30 Haziran 1926’da Ilıca’ya gelmesi de yörenin turizmine katkıda bulundu. II. Dünya Savaşı’ndan sonra, İzmir, Manisa ve Aydın’ın kırsal kesimlerinden gelen insanlar, kaplıca ve içmeler turizmini canlandırdı. Turizmin gelişmesine önemli bir katkı da Plaj Evleri Kooperatifi’nin 400 villasının 1956’da yerleşime açılmasıyla oldu. Kayda değer ilk turistik tesisler, 1960’ların ortalarında kuruldu. Sertifikalı ev pansiyonculuğu kursları düzenlenerek yerli halka turizmin nimetleri anlatıldı. 1968’de Ilıca Plajı üzerinde Turban Çeşme Oteli’nin açılması, Çeşme’nin kitlesel dış turizmle tanışmasını sağlarken, beldeye olağanüstü canlılık getirdi. 1974’te de o dönemin Türkiye’deki ilk ve en büyük tesisi olan Altın Yunus Tatil Köyü’nün hizmete girmesiyle ilçenin turistik yatak kapasitesi iki katına çıktı. Çeşme’de disko, yüzme havuzu, turistik çarşı, marina gibi yeni turistik kavramlar duyulmaya başlandı. Böylece, şimdiki canlı ticari yaşamının temelleri atılmış oldu. 1980’lerin ortalarından sonra yerli ve yabancı turizmciler atağa kalkarak, onlarca otel inşa etti ve bir asır kadar önce Ilıca’da başlayan turizmi Çeşme’nin çevresine yaydı. Şimdilerde ise birbirinden güzel sayısız otel ve pansiyonlarıyla on binlerce turistik yatak kapasitesiyle, restoranlarında Ege ve Akdeniz mutfağının çeşitli yemekleriyle, turistik dükkânlar ve ören yerleriyle Çeşme, Türkiye’de turizmin öncüsü diyebiliriz.

ÇEŞME ÇOK YÖNLÜ BİR DEĞER

İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener de Çeşme’nin İzmir için ticari, turizm, gastronomi ve denizcilik açısından önemine ilişkin şu ifadelere yer veriyor:

“Çeşme’nin ticari önemini ve turizmde nasıl bir cazibe merkezi olduğunu, son yıllarda yaşadığı nüfus artışından da net olarak görebiliyoruz. Eskiden sadece tatil yapılmak için gelinen ve kısa süreli konaklamalar yapılan Çeşme, bugün pek çok kişinin yaz-kış yaşamını sürdürmek için tercih ettiği bir lokasyon. İzmir’in nüfusu son 10 yılda yaklaşık 460 bin kişi arttı ve 4 buçuk milyona yaklaştı. En çok nüfus artışı yaşanan dördüncü ilçemiz ise yüzde 4 oranındaki artış ile Çeşme. Ayrıca; T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca yapılan 2022 yılı Sosyo Ekonomik Gelişmişlik Endeksi Araştırmasına göre, Çeşme Türkiye genelinde en gelişmiş ilçeler arasında 45’inci sırada yer alıyor. Çeşme’nin İzmir’in en gelişmiş 7’nci ilçesi olmasında İzmir-Çeşme Otoyolu, İzmir Çeşme Limanı’nın uluslararası bağlantıları ve İzmir-İstanbul Otoyolu’nun tamamlanması büyük rol oynuyor.

23 Haziran 2022, Perşembe 07:00

Tarihin eskitemediği şehir: Bursa

Şehir Hikayeleri’nde bu hafta Bursa’dayız. Tarih ve imparatorluklar şehri olan Bursa, bugün de tekstil, sanayi, tarım ve ihracat ile anılan şehirler arasında yer alıyor. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ile Bursa’yı, tarihini, kültürünü ve yeni projelerini konuşacağız.

İKİ YIL ARADAN SONRA 9. SCIENCE EXPO BURSA BİLİM FESTİVALİ

2012’de küçük bir şenlik olarak başlayan ve toplumun her kesimine bilimi ulaştırmayı hedefleyen Science Bilim Festivali büyüdü. Festival kapsamında bilim gençlere ulaşmış durumda. Bu serüveni anlatır mısınız?

2012’de önceki başkanımız döneminde başladı. 2017’de bizim gayretlerimizle Türk Hava Yolları sponsorluğunda Science Bilim Festivali olarak yoluna devam ediyor.

9-12 Haziran tarihleri arasında düzenlediğimiz festivalde, 90 meslek lisemizin stantları vardı. Burada çocuklarımızın ekonomiye döndürdükleri, okullarına gelir ve önemli katma değer sağladıkları güzel icatlar sergilendi. Bunun yanında Roketsan, Havelsan, THY gibi çok önemli kurum ve kuruluşların stantları açıldı. Gençler onları görme fırsatı yakaladı.

2020 ve 2021 içinde pandemi dolayısıyla bu festivali yapamamıştık. Bu yıl 9’uncusunu yaptık. Şu bir gerçek; artık yüksek teknoloji ve katma değer üretmemiz gerekiyor. İhracattaki katma değeri artırmamız lazım ve biz Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak buna öncülük etmeye, bu festivale aracılık etmeye çalışıyoruz.

Burada meslekler ve farklı konularda çocuklarımız yarışıyor. Onlara kalkınma ajansımız ve belediyemiz tarafından ödüller veriliyor.  38 ayrı şehirden 400’ün üzerinde çocuğumuz, 16 farklı konuda yarıştı. Beraberinde burada Meslek Liseleri İstihdam Buluşması MESLİB var. Ülkemizin en önemli konularından biri de istihdam.

20 Haziran 2022, Pazartesi 07:00

Türkiye'de turizmin ilk başladığı yer: Kuşadası

Kuşadası, 1413’te 1. Mehmet (Çelebi) tarafından Osmanlı egemenliğine katılmış. Bu tarihten sonra, şehir tamamen Türklerin elinde kalmış ve Türklerin yaptığı eserlerle dolmaya başlamış. Bunlardan bugünkü Kervansaray ve Kuşadası’nı çeviren surlar, Mehmet Paşa tarafından yaptırılmış. Surlarla çevrili şehre o zaman ancak üç kapıdan girilebiliyormuş. Bu kapılardan bir tanesi, Barbaros Hayrettin Paşa Caddesi ile Kahramanlar Caddesi’ni birbirinden ayırıyor ve üst kısmı bugün Şehiriçi Trafik Bölge Amirliği olarak kullanılıyor.

Diğer kapılar ise bugün mevcut değil. Bizanslılar için önemli bir askeri üs görevini yapan Güvercinada, 1834’te büyük bir yenilenme görüyor ve ünlü kalesi yapılıyor. “Kuşadası” adını bu kaleden alıyor. 1957’de İzmir’den ayrılan Kuşadası, Aydın’a bağlanıyor. Türkiye’nin ilk turizm merkezlerinden olan Kuşadası’nın turizm tarihi 1960’lara dayanıyor, ilk kruvaziyer gemi turizmi burada başlıyor. Kuşadası Limanı Türkiye’nin en büyük limanlarından biri olma özelliğine sahip. 2016’da büyük yolcu uçağı Kuşadası Körfezi’ne batırılıyor ve dalış turizminde büyük pay sahibi oluyor.

Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinden Kuşadası, sahip olduğu mavi bayraklı plajları ile doğal ve tarihi güzelliklerinin yanı sıra yerel lezzetleriyle de ön plana çıkan turizm kenti. Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel, zamanında turizm konusunda Türkiye’nin amiral gemisi görevini üstlenen Kuşadası’nın yıllar içinde bu özelliğini başka bölgelere kaptırdığını belirterek, “Ancak Kuşadası bu özelliğini tekrar geri kazanabilir. Bunun için yapılması gereken birçok çalışma var. Bunu başarmak için yaptığımız çalışmalarımızdan biri de Kuşadası Sokak Festivali. Kuşadası’nda dünyanın en iyi kirazı ve üzümü yetiştiriliyor. Kentimizin 83 farklı reçeteli yemeği var. Bu yemeklerin coğrafi işaretlerini alacağız. Festivalimizi geliştirerek uluslararası boyuta taşıyacağız” diyor.

YEREL LEZZETLERİYLE ÖN PLANA ÇIKAN TURİZM KENTİ

Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel ile Kuşadası’nın turizm ve gastronomisine ilişkin de konuşuyoruz. Türkiye’de ilk kez Kuşadası’nda gerçekleşen sokak festivaliyle bir ilke imza atmanın mutluluğu içerisinde olduklarını söyleyen Günel, şu bilgileri veriyor:

“Festivaller kenti Kuşadası olarak yine kendimize yakışanı yapıyor ve modern bir turizm kenti olmanın gereği olarak ‘Kuşadası Sokak Festivali’ markasıyla lezzeti, sanatı, müziği ve eğlenceyi sokağa taşıdık. Sadece Kuşadası değil, Türkiye yeni bir festival kazandı. Ege ve Kuşadası mutfağının tadını çıkarttık. Festivalimizin dopdolu, ilginç ve sıra dışı içeriği hem Kuşadalı hemşerilerimize hem de kentimizi ziyaret eden yerli, yabancı konuklarımıza çok iyi geldi. Kuşadası Türkiye’de sahip olduğu mavi bayraklı plajları ile doğal ve tarihi güzelliklerinin yanı sıra yerel lezzetleriyle de ön plana çıkan bir turizm kenti. Kuşadası’nda dünyanın en iyi kirazı ve üzümü yetiştiriliyor. Kuşadası Sokak Festivali’ndeki lezzet duraklarında beğeniye sunduğumuz tatlar, tamamıyla buraya özel olanlardı. Bu özel tatları katılımcılara ikram ederken, aynı zamanda bu yemeklerin tarihine, kültürüne ve gelişimine de ayna tuttuk. Üç gün boyunca bölgemize has yöresel lezzetleri sokak müziği, sokak sanatları ve sokak eğlencesi ile birleştirerek renkli ve eğlenceli günler yaşadık. Bu yıl ilkini yaptığımız festivali önümüzdeki yıllarda geliştirerek uluslararası boyuta taşımak istiyoruz. Özellikle Akdeniz coğrafyasındaki ülkelerin lezzetlerini de Kuşadası’na taşıyacağız. Vegan kültürü olan bir coğrafyada yaşıyoruz. Etkinliğimize vegan mutfağını da ekleyeceğiz. Yine bir yeme içme festivalinden çok işin akademik tarafını öne çıkaracağız. Akademik desteklerle bölgemizin 83 farklı tatlarını deneyimlettirmek istiyoruz.”