Bekir Saçar

04 Ekim 2026, Pazar 07:00

‘Perran ’ Boğaz’ın zirvesinde

İstanbul Çiftehavuzlar, Bostancı ve Bodrum Yalıkavak’taki şubeleriyle gastronomi tutkunlarının kalbini fetheden Perran Ocakbaşı, lezzet yolculuğuna şimdi de İstanbul’un kalbinde, büyüleyici bir manzarayla devam ediyor. Geleneksel Türk mutfağının en seçkin meze, kebap ve tatlılarını modern dokunuşlarla yeniden yorumlayan marka, yeni restoranını DoubleTree by Hilton İstanbul - Maçka’nın çatı katında gastronomi severlerin beğenisine sundu. Dolmabahçe Sarayı’nın hemen sırtında konumlanan mekan; 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden tarihi yarımadaya, Adalar’dan Maçka Vadisi’ne uzanan 270 derecelik panoramik İstanbul manzarasıyla misafirlerine görsel bir şölen sunuyor. Restoranın mutfak yönetiminde ise ödüllü şef Mehmet Keskin ve onun vizyoner ekibi yer alıyor.

BULUTLARIN ÜZERİNDE KEBAP VE MEZE ZİYAFETİ

Şehrin en popüler ve köklü Meksika restoran zinciri Ranchero’nun kardeşi olan Perran, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun köklü mutfak mirasından ilham alıyor. Ödüllü şef Mehmet Keskin’in imzasını taşıyan zengin menü; özenle marine edilmiş özel et yemeklerinden özgün reçeteli yöresel mezelere kadar geniş bir seçki sunuyor. Şehrin dinamizmini gökyüzüyle buluşturan bu şık mekan, gün batımından gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam eden büyüleyici atmosferiyle hem damaklarda hem de hafızalarda iz bırakıyor. Avrupa yakasının en iddialı lezzet noktalarından biri olmaya aday restoran, misafirlerini unutulmaz bir lezzet keşfine davet ediyor.

OCAKBAŞI KÜLTÜRÜNE GLOBAL VE LATİN DOKUNUŞ

Burası alışılagelmiş, salaş ocakbaşı konseptlerinden çok farklı bir çizgide hizmet veriyor. Kapıdan içeri adım attığınız anda kendinizi Londra, Paris ya da Milano’daki fine dining bir dünya markasında gibi hissediyorsunuz. Sadece kebap deneyimi için değil; günün her saatinde sevdiklerinizle keyifli vakit geçirebileceğiniz bu özel mekanda, Ranchero’nun Latin esintili ikonik margaritaları ile tekila ve mezcal bazlı imza kokteylleri de menüye eşlik ediyor. Taze mevsim meyveleriyle harmanlanan bu özel içecekler, İstanbul manzarasına karşı eşsiz bir keyif sunuyor. Şık mimarisiyle iş yemeklerinden kurumsal organizasyonlara ve özel kutlamalara kadar her ana ev sahipliği yapabilen Perran, Avrupa yakasının en gözde lezzet durağı olmaya kararlı. Alışılmışın dışına çıkıp şehri tepeden izleyerek yeni bir gastronomi deneyimi yaşamak isteyenler için bu yeni adresi keşfetme zamanı!

 

27 Eylül 2026, Pazar 07:00

Beyoğlu balık pazarında ‘Antakya işi’ ocakbaşı

Dünya genelinde yükselen nostalji ve yerel köklere dönüş trendi, mutfaklarda da kendini güçlü biçimde hissettiriyor. “Retro Food” akımıyla birlikte insanlar; aşırı işlenmiş, özentili tabaklar yerine kendi topraklarının gerçek, aslına sadık ve çocukluktan tanıdık lezzetlerine yöneliyor. Ülkemizde ise bu dönüşün en lezzetli adreslerinden biri hiç kuşkusuz ocakbaşı kültürü. Son yıllarda ciddi bir kabuk değişimi geçiren ocakbaşılar, klasik kebap ve meze anlayışının ötesine geçerek yeme-içme dünyasının en gözde trendlerinden biri haline geldi. Üstelik artık mesele sadece iyi et ve meze yemek değil; gecenin ilerleyen saatlerinde DJ müzikleriyle eğlenmek. Kısacası, dumanı üstünde kebapla başlayan gece, geç saatlere kadar eğlenceyle devam ediyor. İşte bugün sizi, bahsettiğim bu yeni nesil ocakbaşlarından birine götüreceğim.

DUMANI ÜSTÜNDE, EĞLENCESİ BOL

Antakya sokak lezzetlerini Beyoğlu Balık Pazarı’na taşıyan “Antakya İşi” adlı işletmenin sahibi Tahir Bulca. Kendisi, Cihangir’in meşhur Kaktüs’ünün sahibi olarak da tanınıyor. Mekân, son dönemde gastronomi dünyasının dikkat çeken adreslerinden biri haline gelmiş. Ben de buranın adını Vedat Milor’dan duyup soluğu Beyoğlu’nda aldım. Antakya’nın lezzetlerini yalnızca menüsüyle değil, birlikte yeme ve paylaşma geleneğiyle de Beyoğlu’na taşıyan Antakya İşi, oldukça geniş ve ferah bir mekân. İçeride kocaman bir ocakbaşı olmasına rağmen ne duman ne de ağır kebap kokusu size ulaşıyor. Personel güler yüzlü ve son derece kibar. Üstelik ter kokmayan türden! Mekânın sokağa bakan, balkon havasındaki geniş cephesi çok keyifli. Mekânın ikinci katı, gecenin ilerleyen saatlerinde kulübe dönüşüyor. Saat 24.00’e doğru kulüp bölümüne çıktım. İçerideki müşterilerin çoğunu eğlenmeyi ve eğlence adabını bilen yabancı turistler oluşturuyordu. Anlaşılan Antakya mutfağının ünü, Beyoğlu sınırlarını çoktan aşmış!

HER LOKMASI AYRI BİR LEZZET

Şimdi gelelim sofraya… Sizi, her bir lokmasıyla damaklarda iz bırakan lezzetlerle tanıştırmak istiyorum. Mezelerden bakla ezmesi, sebzeli humus, muhammara, zeytinli zahter ve mütebbel oldukça başarılıydı. Katıklı ekmek, fındık lahmacun, haşlama içli köfte ve Antakya usulü kızartma peyniri de mutlaka denenmesi gerekenlerden. Antakya usulü beyti ile ılık humus yatağında servis edilen kokoreç ise benim özellikle tavsiye ettiklerim arasında. Ciğer kebabı, tavuk şiş ve midye tava da listenize eklenebilir. Final tercihinizi Antakya künefesiyle yapabilirsiniz. “Retro Food” akımı meraklılarına duyurulur!

20 Eylül 2026, Pazar 07:00

İstanbul’da tiyatro zamanı

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) düzenlediği 30. İstanbul Tiyatro Festivali, 22 Ekim-3 Aralık tarihleri arasında İstanbul’u tiyatro, performans ve dansın buluşma noktasına çevirecek. Türkiye’den 11, yurt dışından 6 olmak üzere toplam 17 yapımın sahneleneceği festivalde; hafıza, dil, iletişim, kadın deneyimleri, savaş, toplumsal değişim ve aidiyet gibi başlıklar ele alınacak. Farklı disiplinlerden yapımlar, İstanbul’un 13 farklı mekânında sanatseverlerle buluşacak. Kısacası, tiyatroseverlerin ajandasında şimdiden yer açmasında fayda var!

FESTİVAL ‘LACRIMA’ İLE AÇILIYOR

Festivalin perdesi, Fransız yönetmen Caroline Guiela Nguyen’in yazıp yönettiği “Lacrima” ile açılacak. Théâtre National de Strasbourg’un ilk kadın direktörü olan Nguyen’in oyunu, 22-23 Ekim’den itibaren Zorlu Performans Sanatları Merkezi (PSM) Turkcell Sahnesi’nde izleyiciyle buluşacak. İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) ile MDTistanbul iş birliğiyle hazırlanan “Rüzgâr Ağacı” ise 24-25 Ekim’de AKM Tiyatro Salonu’nda sahnelenecek. Festivalin uluslararası konukları arasında yer alan çağdaş dans topluluğu Nederlands Dans Theater (NDT 2) da 27-28 Kasım’da Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde dans tutkunlarıyla buluşacak. Rus yönetmen Dmitry Krymov’un yazıp yönettiği “Requiem”, 11-12 Kasım’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde; Filistinli sanatçı Marah Haj Hussein’in “Dil Problem Değil” adlı çalışması ise 28-29 Kasım’da Alan Kadıköy’de sahnelenecek. Ödüllü topluluk Ad Infinitum’un sözsüz solo performansı “Veda Ritüeli” de 7-8 Kasım’da Paribu Art’ta izlenebilecek. Festival programında mekânlar da oyunlar kadar renkli. “İstanbul Mon Amour: Aşk Nefret Aşk”, 21-22 Kasım’da Kadıköy’ün farklı mekânlarında izleyiciyle buluşacak. “Silahşör Kızı Rabia Hanım”, 24-25 Ekim’de Phebus Müzayede Evi’nde sahnelenecek. Elif Özge Maltepe’nin yazdığı, Murat Daltaban’ın yönettiği “Bir Çeyiz Sözleşmesi” ise 30- 31 Ekim ve 1 Kasım’da Yeniköy Panayia Rum Ortodoks Kilisesi’nde sanatseverlerin karşısına çıkacak.

Henrik Ibsen’in klasik eseri “Nora, Bir Bebek Evi”, Norveçli yönetmen, oyuncu ve kukla sanatçısı Yngvild Aspeli’nin yorumuyla 14-15 Kasım’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde sahnelenecek. “En Son Neyi Unuttuğumu Hatırlamıyorum” ve “Aksak Deliryum” ise 13-14 Kasım’da Alan Kadıköy’de izlenebilecek. Festivalin kapanışında ise Oscar Wilde’ın klasik eseri “Dorian Gray’in Portresi” sahneye taşınacak. Salih Bademci, Engin Hepileri ve Yiğit Sertdemir’in rol aldığı oyun, 3 Aralık’ta PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak. Oyun aynı zamanda festivalin üç yıllık küratörlüğünü üstlenen Lemi Bilgin’in bu görev kapsamındaki son çalışması olacak. İyi seyirler.

13 Eylül 2026, Pazar 07:00

Erciyes’ten Kapadokya’ya uzanan özgür ruh: DAS 1.350

Kapadokya’da gün batımını Uçhisar Kalesi’nin tam karşısında izlemek; vadilerin üzerine yayılan o büyüleyici manzaraya enfes lezzetler, yerel şaraplar ve kaliteli müzik eşlik edince bambaşka bir boyuta ulaşıyor. Bu mistik coğrafyanın büyüsüne kapılmamak gerçekten imkânsız. Erciyes’in ikonik oteli DAS 3917’nin ardından geçtiğimiz nisan ayında Kapadokya’da kapılarını saçan DAS 1.350, adını Uçhisar Kalesi’nin 1.350 metrelik büyüleyici rakımından alıyor. Bölgeye sessiz sedasız ama son derece asil bir giriş yapan otel; bir yanında ihtişamlı kaleyi, diğer yanında ise Kapadokya’nın eşsiz vadilerini ve uçsuz bucaksız ovalarını selamlayan konumuyla misafirlerini daha ilk anda büyülüyor. Bu yeni hikâyeyi yerinde deneyimlemek adına, açılış öncesinde DAS 1.350’nin konuğu oldum. Otelin en etkileyici yönü, klasik bir konaklama deneyiminin çok ötesine geçerek misafirlerini günün her saatinde farklı ve rafine keşiflerle buluşturmasıdır.

GASTRONOMİDEN SANATA, DOĞADAN MÜZİĞE UZANAN ÖZEL DENEYİMLER

DAS’ın sosyal, dinamik ve enerjik ruhunu Kapadokya’nın köklü yerel kültürüyle harmanlayan “DAS The Opening”, 1-4 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek ve gastronomiden sanata, doğadan müziğe uzanan elit deneyimlere ev sahipliği yapacak. Otel bünyesinde düzenlenecek bölgeye özgü atölye çalışmaları misafirlere ücretsiz sunulurken; Kapadokya’nın büyüleyici noktalarındaki seçili aktivite ve deneyimler de konuklara özel ayrıcalıklarla eşlik edecek. Ritmik müzikler eşliğinde gün batımında düzenlenecek Happy Hour etkinliklerimnde Kapadokya’nın renk değiştiren gökyüzünü seyretmek, hafızalardan silinmeyecek bir ritüele dönüşüyor.

KAPADOKYA LEZZETLERİNE MODERN BİR DAS YORUMU

Her gece farklı bir gastronomi serüveni vadeden Apres Restoran’da, “Kapadokya Sofrası” ve “DAS Experience” tadım menüleri seçkin “dinner party” konseptleriyle konukların beğenisine sunuluyor. Özenle hazırlanan plak seçkileri, caz tınıları ve modern canlı müzik performansları da bu harika sofraların enerjisini yükseltiyor. DAS Apres’in mutfağında, Kapadokya’nın yerel ürünleri ve zengin mutfak mirası çağdaş bir vizyonla yeniden yorumlanıyor. Güne taze, enerjik ve lezzet dolu bir kahvaltıyla başlayıp akşamı şefin imza tabaklarıyla gurme bir fine-dining deneyimine dönüştürmek mümkün oluyor. Gün ortasında ise DAS Snack menüsü, çok sevilen sokak lezzetlerine özgün ve modern dokunuşlar getiriyor. Özetle DAS 1.350; iyi yemek, nitelikli müzik, sanat ve ilham veren deneyimlerle Kapadokya’yı doyasıya yaşamak isteyenler için bölgenin en trend buluşma noktası olmaya aday.

30 Ağustos 2026, Pazar 07:00

Kore lezzetleri: ‘So Jubar ’ Akaretler’de

Güney Kore’nin rengarenk kültürü, enerjik müziği ve kozmetik dünyasını kasıp kavuran K-Beauty, son yıllarda “Kore Dalgası” (Hallyu) sayesinde tüm dünyayı etkisi altına aldı. Bu küresel akımın kaçınılmaz bir sonucu olarak, Kore’nin sokak lezzetleriyle öne çıkan zengin mutfağı İstanbul’da da büyük bir ilgi görmeye başladı. Şehirdeki Kore restoranlarının sayısı hızla artarken, bu akıma yepyeni ve dinamik bir soluk getiren Beşiktaş Akaretler’deki Sojubar’ı geçtiğimiz günlerde ziyaret ettim. Sojubar deneyiminde, enfes yemekler kadar restoranın sunduğu atmosfer de başrolde oynuyor. Neon detaylar, Korece tipografiler, göz alıcı duvar illüstrasyonları ve modern çelik yüzeyler, güçlü görsel dokunuşlarla birleşerek mekânın enerjik ve şehirli karakterini zirveye taşıyor. Mekânın farklı köşelerine serpiştirilen bu estetik unsurlar, Kore’den alınan ilhamı çağdaş bir tasarım anlayışıyla İstanbul’un kalbine konumlandırmış. Sojubar, Kore mutfağını yalnızca yeni tatların keşfedildiği bir adres olarak bırakmıyor; burayı dostlarla buluşulan, uzun sofraların kurulduğu ve şehir hayatının ortasında bambaşka bir dünyaya kapı aralayan keyifli bir buluşma noktasına dönüştürüyor.

LEZZETLERDEN LEZZET SEÇ!

Günün her saatine ayak uyduran menüsüyle Sojubar; öğle ve gün içindeki buluşmalarda pratik Kore tostları ve burger seçenekleriyle öne çıkıyor. Akşam saatlerinde ise menü, eğlence ve paylaşım odaklı gurme bir deneyime dönüşüyor. Yumuşacık tereyağlı brioche ekmeğiyle hazırlanan Bulgogi Antrikot Kore Tostu, cheddar peyniri, coleslaw ve özel sosların muazzam uyumuyla servis ediliyor. Menüdeki Fried Chicken Toast, Spicy Sweet Chicken Toast, Kimchi Yumurtalı Toast ve Tuna Toast ise tam anlamıyla parmak ısırtan cinsten! Eğer bir burger tutkunuysanız; benim favori önerilerim kesinlikle Bulgogi Antrikot Burger ve Fried Chicken Burger olacak. Mekânın en karakteristik ve imza tatlarının başında ise Kore usulü kızarmış tavuklar geliyor. Birbirinden iddialı soslar ve özel reçetelerle sunulan; Soju OG, Garlic Soy, Sprinkled Cheese Onion, Onion Lover, Spicy Sweet, Soju Go To Hell, Honey Butter, Sticky Cheese ve Soju Gangnam Style gibi seçenekler, tatlıdan acıya uzanan geniş bir lezzet yelpazesi sunuyor. “Farklı mutfakları keşfetmeyi seven ve henüz Kore lezzetleriyle tanışmamış olanların, Kore mutfağına doğru keyifli bir yolculuğa çıkmak için bavul hazırlamasına gerek yok; Akaretler’deki Sıraevler’in hemen başında, sağ kanatta yer alan Sojubar’a uğramaları yeterli!”

23 Ağustos 2026, Pazar 07:00

Lokanta Lobi’den İstanbul mutfağına lezzet köprüsü

Asmalımescit, 15 gün önce yepyeni bir lezzet durağına kavuştu. Bunu duyar duymaz soluğu, Ayşe Zeynep Sezerel ve Burak Aydoğan çiftinin açtığı Lokanta Lobi’de aldım. Çift, restoranlarının misyonunu şu etkileyici sözlerle özetliyor: “İstanbul’da yaşamış ve yaşamaya devam eden toplulukların, şehrin pazarlarının, göç yollarının, liman kültürünün, evlerinin, meyhanelerinin, lokantalarının ve gündelik alışkanlıklarının oluşturduğu çoğul bir mirası sahipleniyoruz. Rum, Ermeni, Yahudi/ Sefarad, Levanten, Osmanlı, Balkan, Anadolu, İtalyan ve Fransız etkilerini bu büyük şehir sofrasının farklı damarları olarak bir araya getirdik. Amacımız yalnızca bilinen yemekleri tekrar etmek değil; şehrin evlerinde, meyhanelerinde, eski lokantalarında ve farklı toplulukların hafızasında kalmış unutulmaz tarifleri bugünün sofrasına taşımak.”

SÜREKLİ YENİLENEN MEVSİMSEL YEMEKLER

Mevsimsellik, Lobi’nin İstanbul mutfağı yaklaşımının temel direklerinden birini oluşturuyor. Öyle ki mevsiminde olmayan hiçbir ürün menüye giremiyor. Bu nedenle menünün yaklaşık yüzde 50’si her mevsim sıfırdan kuruluyor. Birkaç Lobi imzası sürekliliğini korurken sebzeler, meyveler, balıklar, zeytinyağlılar ve garnitürler, mevsimin sunduğu en taze malzemelere göre şekilleniyor. Mekânın teras bahçesinde yetiştirilen nane, kekik, ıtır ve diğer aromatik bitkiler de taze taze toplanarak mutfağa ve bara iniyor. Lobi’deki bu lezzet şöleni; özel yapım sıcak ekmek, taze domates ve kaliteli zeytinyağından oluşan başlangıç ikramıyla açılıyor. Ardından enginar, Ada ezmesi ve meşhur Balık Pazarı tabağı masayı şenlendiriyor. Kadınbudu köfte, çıtır patlıcan, etli pazı sarma, beyaz şarap soslu kokoreç, Papaz yahni ve Lobi eriştesiyle devam eden ana yemek seremonisi, damaklarda unutulmaz izler bırakıyor. Özellikle Papaz yahnisini mutlaka tatmalısınız. Bu gastronomi serüveninin finali ise hafif ve ferahlatıcı vişne peltesi ile köpüklü bir Türk kahvesiyle yapılıyor.

ESKİ BEYOĞLU MEKÂNLARI BURADA YAŞIYOR

Mekânın İstanbul bağı, geçmişi anlatan kuru bir hikâyeden ibaret kalmıyor. Kapanan Aliye Meyhane’nin duvarlarını süsleyen resimler bugün Lobi’nin duvarlarında yaşıyor; Sofyalı Dokuz Meyhanesi’nden gelen sandalyeler ise misafirleri Beyoğlu’nun altın çağına nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor. Ayşe Zeynep Sezerel’in babası Ahmet Sezerel’in eski Taksim Sanat Evi’nden gelen tabaklar ise mekâna adeta yaşanmışlık ve ruh katıyor. Akşam yemeği sohbetle başlıyor. İlerleyen saatlerde DJ müziğiyle bar hareketleniyor; İstanbul kültüründen ilham alan tematik partiler, keyifli teras programları ve sürpriz performanslar devreye giriyor. Yeni, nitelikli ve hikâyesi olan mekânları keşfetmeye meraklı olanlara heyecanla duyurulur!