Avrupa'nın en zarif şehri: Viyana

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bu hafta virtüözüyle, bestecisiyle, yazarıyla, sanatıyla ün yapmış bir ülkenin başkentindeyiz! Sokakları, değerli taşlarla süslü bir kraliçe tacı gibi, zarif binalarla bezenmiş. Caddeleri tertemiz, parkları bir yağlıboya tablo misali… Birazdan şinitzelini ve çok özel pastalarını da tadacağız bu şehrin… Tarihin en eski dönme dolabına binecek; şehrin bilinmeyen yönlerini ve ilginç detaylarını keşfedeceğiz. Seyahat eden bir yazarın notlarıdır bunlar. Dünya bilgime, görgüme, hayat ve seyahat anlayışıma katılıyorsanız; sizin için yararlı olacak yazılar; gezerken rehber alabileceğinizi, gezemiyorsanız da okurken gezmiş kadar olacağınızı temenni ettiğim yazılar… Sizleri çok zarif bir şehrin sokaklarına davet ediyorum şimdi: Buyurun Viyana’ya!

AVRUPA’NIN EN ZARİF ŞEHRİ

Bu hafta virtüözüyle, bestecisiyle, yazarıyla, sanatıyla ün yapmış bir ülkenin başkentindeyiz! Sokakları, değerli taşlarla süslü bir kraliçe tacı gibi, zarif binalarla bezenmiş. Caddeleri tertemiz, parkları bir yağlıboya tablo misali… Birazdan şnitzelini ve çok özel pastalarını da tadacağız bu şehrin… Tarihin en eski dönme dolabına binecek; şehrin bilinmeyen yönlerini ve ilginç detaylarını keşfedeceğiz.

Seyahat eden bir yazarın notlarıdır bunlar. Dünya bilgime, görgüme, hayat ve seyahat anlayışıma katılıyorsanız; sizin için yaralı olacak yazılar; gezerken rehber alabileceğinizi, gezemiyorsanız da okurken gezmiş kadar olacağınızı temenni ettiğim yazılar… Sizleri çok zarif bir şehrin sokaklarına davet ediyorum şimdi: Buyurun Viyana’ya!  

BEN ELİT, SEN BENDEN ELİT

Hani sabah posta kutunda güzel haberler taşıyan bir mektup bulursun ya; günün harika geçer, yüzünden gülümseme eksik olmaz. Çağımızın güzel haberi artık ya cep telefonu mesajıyla ya da e-postayla geliyor malum. Size hâlâ geliyor mu, bilmiyorum ama geliyorsa da öyle geliyordur eminim. Neyse efendim; 2017’nin ilk aylarıydı, mail kutuma düşen bir davetin uzantısında ‘Wien Tourism Board’ yazıyordu.

Resmi ve ciddi bir davetti belli ki. Viyana Turizm Ofisi Basın Danışmanı, insanı boş yere şehrine davet etmezdi. Konaklama ve otel imkanlarını belirtti; biz de zevkle kabul ettik ve onların mihmandarlığında gezmek üzere, Viyana kapılarına dayanıverdik. Otelimiz St. Charles Kilisesi’nin (Karlskirche) park alanına hemen 100 metre mesafede, çok lüks ve geniş Margaret Caddesi üzerinde, beş-altı yıldızlı (bayılmışım tam sayamadım) harika bir oteldi. Basına verilen bu değerin bize verdiği moralle başladık geziye. O dönemki davetin baş temsilcisi Mr. Florian Wiesinger, hemen ilk akşamki yemekte bize şehrinin özelliklerini ve turizm konusunda Türkiye-Avusturya arasında uygulamak istediği planlarını anlattı.

Sonra bunlar yürürlüğe konabildi mi; bunun araştırmasını yapmadım elbette. Ancak resmi bir turizm ofisinin bu özel şehri Türk turistlere açma girişimi, hayli sevindirmişti bizi. “Viyana müziktir, Viyana tarihtir, Viyana güzel mimaridir, Viyana bir sanat şaheseridir” diye tanımlamıştı sevgili Florian şehrini. Takip eden dört günde de şehri detaylıca gezmemize yardımcı oldular. Yalnız, oteldeki kahvaltıda kuş sütü yoktu; şikayet mektubu olarak yazdık biz.

HEP BU HABSBURGLAR!

Viyana, Avusturya Hanedanlığı olarak da bilinen Habsburgların, savaşa gönderdikleri askerlerinin ikameti için kurdukları bir şehir. M.S. 1000’li yıllardan itibaren güçlenmeye başlayan HabsburglarIN, güçlerini mimaride en fazla gösterdikleri şehir Viyana olmuş. Zaman içinde; en önemli üniversiteler, en zarif kiliseler, en zengin saraylar, elit kesimin konutları ve eğlence alanları hep Viyana’da kurulmuş.

Otelimizden 10 dakika yürüme mesafesindeki besteci Robert Schumann’ın evini gezerek, ilk sanat nefesini çekmiştik içimize. Belli ki bu şehir şaşırtıcı bir zarafete gebe. Evet ilk başta biraz çekinmiyor değil insan. Kendinizi azıcık yabancı hissediyorsunuz tabii olarak. “Yanımda hiç smokin getirmedim” havalarına giriyorsunuz falan ama sonra, dünyanın her yerinden gelen her kesimden turisti etrafta dolaşırken görünce rahatlıyorsunuz. Yine de ilk gün Şnitzelimi yerken “Çatalı ve bıçağı doğru elle mi tuttum?” diye, her dakika kendimi kontrol ettim.

Doktor İgnaz Seipel Meydanı’nı ilk önemli not olarak yazmak isterim. Çok küçük bir alan; hemen kıyısında tarihin ilk üniversitelerinden Maria Himmelfahrt binaları var ama asıl etkileyici olan, meydandaki Cizvit Kilisesi... 16. yüzyılda ortaya çıkmış olan Cizvitlik, Hıristiyanlığı farklı yorumlayan tarikatlardan biri. Viyana’daki bu kiliselerini görmek ise dev bir sanat deneyimi. Bir iç dekorasyondan bu kadar etkilendiğimi, az hatırlıyorum. Koyu yeşil mermerden yapılmış burgu sütunları gece rüyamda bile görmüştüm.

Kilisesin meydanından uzanan Backerstrase’yi (Fırıncılar Sokağı) bulursanız, şehrin en eski, en özel pastanelerini ve kafelerini keşfedebilirsiniz. Kafee Alt Wien’de de ilk Şnitzel deneyiminizi yaşayabilirsiniz. Bu bölgedeki en ünlü restoran ‘Figlmüller’dir. Aynı adlı pasajdan girilen mekanda öyle her an yer bulmak mümkün değil. Galeta unlu dev bir tavuk göğsü, üzerinde taze bir tereyağı parçası ve bir dilim limon. Yeme de yanında yat.

OYA GİBİ İŞLENMİŞ BİNALAR

Viyana’yı rahat dolaşmanız için kendimce bir merkez yapayım sizlere; sonrasına bakarız… Karl Kilisesi yani St. Charles’ın bulunduğu havuzlu parkı merkez alırsanız, (kilisenin iç yapısı bizdeki Ayasofya’dan örnek alınarak yapılmıştır) buranın hemen arkasında Viyana Opera Binası’nı bulabilirsiniz. Tarihinde besteci olarak ‘fantastik dörtlüyü’ yetiştirmiş olan bir kentin, Opera Binası’nın güzelliğini varın siz düşünün artık.

Burada mutlaka bir konser izlemelisiniz. Bilet fiyatları sandığınız kadar pahalı değil; hele internetten ayırtırsanız. Fantastik Dörtlü; Strauss, Schubert, Haydn ve Mozart’tır bu arada, Ancak Schuman ve Vivaldi gibi daha pek çok ünlü bestecinin de en önemli eserlerini hep Viyana’daki yıllarında çıkardıkları bilinmektedir. Avlu kapılarını kesinlikle es geçmeyin. Özel mülke giriliyor gibi görülse de aslında bunlar, genel kullanıma açık yollar ve küçük avluları çevreleyen balkonlu evlerin ortasına girişi sağlıyorlar.

Kafanızı bu küçük avlulara bir uzatın; Habsburg döneminden bu yana hiç bozulmamış şekilde duran yaşam alanlarına hayret edeceksiniz. Bu bölgeye yakın olan günlük hayat caddesi Kaerntner Caddesi’dir… Klasik bir ‘trafiğe kapalı Avrupa alışveriş caddesi’ örneği olan Kaerntner’de her türlü giyim kuşam alışverişinizi yapabilir, hediyelik eşyalarınızı alabilir, karakteristik olmayan daha ucuz fast food dükkanlarını ve kafeleri bulabilirsiniz. Karakteristik tatlı işini ise mutlaka ki ‘Linzer Tort’ ve ‘Sacher Torte’ ile halledeceksiniz.

Philharmoniker Caddesi’nde Sacher Otel’in altındaki kalabalıktan dolayı Cafe Sacher’i bulmanız zor olmayacak. 19. yüzyıldan kalma kırmızı kadifelerinin içine gömülüp o müthiş kremanın yumurta tadına varın ama aşkınız çikolataysa, size daha uygun olan Linzer Turtası için; Linzer Caddesi’ndeki Demel Pastanesi’ni bulmalısınız. La Gioia Cafe ise bir sonraki tavsiye edilendir.

BÖYLE BİR EVDE OTURUR MUYDUNUZ?

Bir şehrin en önemli Top 10 turistik etkinliğinden biri, absürt mimari eseri bir ev olsun. Görmeden inanmazsınız değil mi? Karlsplatz’dan metroya bindik; U4 hattıyla Heilisenstad yönüne gidiyoruz. İneceğimiz durağın adı Landstrasse; buradan Seidlgasse sokağını alarak bir 15 dakika daha yürüyeceğiz. İşte çivit mavi duvarların siyah beyaz damalı süslemelerle karıştığı, sırça kulelerinden sarmaşıkların döküldüğü, ana binasındaki dev çift kemerli balkonuyla dikkati çeken; bir tarafı düz bir tarafı yamuk, bir acayip site!

1985’te avangart sanatçı Friedensreich Hundertwasser tarafından tasarlanan ve proje bitimine kadar 7 milyon euro harcanan bina, şimdi ‘para basıyor’ tabiri caiz ise. Şehrin en önemli binası ise pek çok Avrupa başkentinde olduğu gibi, elbette ki şehrin katedrali. Viyana’nın en büyük kilisesi olan St. Stephan, Avrupa’nın en turistik dini yapılarından biridir. Stephansplatz (aman pahalı kafelerine pek oturmadan) yarım gününüzü ayırmanız gereken bir alan. Katedralin kuyruğuna girip içini gezmesi üç saatinizi alır zaten.

Güney kulesine çıkıp etrafı da izleyebilirsiniz. Stephansdom’un en ilginç özelliği, yüz binlerce renkli taştan oluşan mozaik çatısı ve özellikle de üzerindeki dev çift başlı kartal figürüdür. Viyana’da beni en çok etkileyen yapılardan biri de Votiv Kilisesi olmuştu. 100 metrelik ince ince işlenmiş kulesiyle dikkati çeken neo-gotik yapının gece ışıklandırılmış hali, hayranlık uyandırıcıdır.

MÜZELER, GALERİLER, GEZ GEZ BİTMEZLER

Pek çok yerde; haritada ve tabelada göreceğiniz ‘MQ’, Museums Quartier demektir ki bu da Müzeler Bölgesi manasına gelmektedir. Hem metro hem otobüsle MQ’ya kolayca ulaşabilirsiniz. Burada harika bir kelebek çadırı olan Schmetterlinghaus’u, Viyana Ulusal Tarih Müzesi’ni, Çocuk Müzesi’ni ve Viyana Sanat Tarihi Müzesi’ni gezebilirsiniz (Girişler ortalama 15 euro’dur) Sanat Tarihi Müzesi’ndeki Rubens salonlarına ve özellikle de Pieter Brueghel’e dikkatinizi çekerim.

İkisi de beni benden aldı, zamanımın çoğunu onların muhteşem kompozisyonlarına bakarak geçirdim. Ah, hele Brueghel! Nasıl uçmaktır ‘Baba’ bu? Müzeler Meydanı’nın hemen bitişiğinde bulunan Hofburg İmparatorluk Sarayı ise, bazı odaları ziyaretçilere açık olan ama dış görünümünü mutlaka incelemeniz gereken bir yapı.

Saray alanında, sokaklar birbirine revaklı geçitlerle bağlanır; tavanlarda muhteşem süslemeler, köşelerde heykeller, kadife kaplı koltuklar, salonları aydınlatan kristal avizeler…  Şehir burada başlı başına bir saray haline gelir sanki… Merhaba! Viyana’dasınız. Korkmayın, halledersiniz; ama bir hafta ayırın Viyana’ya, anca gezer bitirirsiniz.

GÖRMEDEN DÖNMEYİN!

 İmparatorluk Sarayı bölgesinde atların hali hazırda haralarında beslendiği İspanyol Binicilik Okulu, heyecan verici bir ziyaret noktası olacaktır. Prater tramvayına binin ve Wiener Prater adıyla bulacağınız dev parka adımınızı atın. Gerçekten dev ama dev park içinde minik treniyle gezebilir, ucundaki lunaparka bu şekilde ulaşabilirsiniz.

Tarihin ilk dönme dolabının buradaki dönme dolap olduğu söylenir. Hemen altında küçük bir müzesi de vardır zaten… Bu kadar etkinliğe indirimli girmek, elbette avantajınız olacaktır. www.wien.info adresine girip indirimli turist kartı seçeneklerine bakmanızı öneririm. Yoksa cepteki euro’yla, o iş biraz zor!

Belveder Sarayları şehir içindeki harika sanat galerileri olarak hizmet vermektedir. Alt Belveder’deki sergilerde paha biçilmez eserler ve ikonlar izlenebilmekte, Üst Belvedere'in odalarında ise bir Rönesans filminin içindeymişsiniz hissiyle, sayısız önemli eseri görmenize imkan verilmektedir. Savoylu Prens Eugene'nin 18. yüzyıldan kalma yaz sarayında, Gustav Klimt'in büyüleyici eseri ‘Öpücük’ mutlaka görülmelidir.

Tüm eserler ihtişamlı salonlara yayılmışken; öpüşen bir çiftin resmedildiği bu eser, ayrı bir odada korumalar eşliğinde ve odaya belirli sayıda kişi alınarak ziyaret edilmektedir. Star’lık; ulaşılmaz olmaktan gelir, malum… Mumok, Kunst; modern sanat mekanlarıdır, mutlaka gidin. Ferstel Pasajı’nı, Mozart’ın yaşadığı ev ve bestelerini yaptığı apartman dairesini mutlaka görün. Naschmarkt açık hava pazarına mutlaka uğrayın. Benim satırlarım tükeniyor, siz elbette Tuna’nın kanallarında romantik bir tekne turu da yapın. Viyana rüyasını her yöneyle yaşayın, pişman olmazsınız.

Yazarlarımızdan

23 Kasım 2020, Pazartesi 08:23
23 Kasım 2020, Pazartesi 08:17
Sıradaki haber yükleniyor...
holder