Bu da benim İzmir'im

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Tam “seyahatlere başlar mıyız acaba”, “Korona belası hafifler mi ki” diye düşünürken; tam kapanıyoruz, daha çok kapanıyoruz, içimize kapanıyoruz maalesef... Şehirlerarası seyahatin bile kısıtlandığı şu günlerde, sizi en büyük, en güneşli, en renkli şehirlerimizden birine götüreyim dedim ben de. Ama lütfen “ağabey oraya gitmemişsin”, “Burak Bey burası eksik kalmış” işine girmeyiniz; zira bu bir yazarın İzmir anılarıdır. Malumunuz herkes gezdiğini bulur yani herkesin İzmir’i kendine! Haydi dağlarında çiçekler açan güzel İzmir’e…

NEREDEN BAŞLASAM, NASIL ANLATSAM

Kibar Alsancak’ı, renkli Kemeraltı’sı, kalabalık Karşıyaka’sı, huzurlu Güzelbahçe’si, lokması, boyozu, soğuk söğüşü, tarihi agorası; İzmir şehir merkezi yerli ve yabancı turist için muhteşem bir rotadır. Atatürk’ün izleri, Ege’nin lezzetleri, gençlerin keyifli mekanları ve ailecek gezilecek parklar, çarşıları, huzur alanları… Anlatmakla nasıl biter ki İzmir? Geldiğim gibi ben de elbette Kordon’a atarım kendimi…

Akşam vaktiyse derin bir nefes, burnumda iyot kokusu; bira, patates, üzerine Alsancak Sevinç pastanesi tatlıları… Bazen de akşam yemeğine sarkar; körfezin çırpınan sularına bakarak nefis otlu mezeler ve balık ziyafetine uzanır saatler. Deniz Restoran, biraz pahalı, bölgenin “rezervasyonunuz var mıydı” mekanlarının en ünlüsüdür… İnciraltı’ndaki Veli Usta balık pişiricisi de gurmelerin (benim değil) tavsiyesidir hep… İlla bir gidilmeli, tecrübe edilmelidir.

Konak rıhtıma çok yakın Mavi Yengeç restoran da lezzette çok öndedir; izzet-i ikramları mükemmeldir. Özellikle “Atom”! Süzme yoğurda acı biber ve sıcak tereyağı… Atomun yeri ayrıdır. Kokoreçin de en güzelini İzmir’de yedim desem yalan olmaz. Ben çok kızarmışını sevmem, bu yüzden kesinlikle “Asım Usta” derim. Burak Reis Caddesi, Bornova’dadır kendisi.

Hafif ıslak ama iyi pişmiş, çıtır yarım ekmek içine, üç tane yersiniz ki hesaplarıma göre bu 1,5 ekmek eder… Hadi onun da yanına bir tatlı yakıştıralım: Atlayın oradan, herhangi bir Süt Çiçeği şubesine gidin. Hisarönü semti olur mesela. Buradaki “Hisarönü Tatlıcısı” da iyidir. Kazandibi! Sırada bekleyin, kazanın kendisini de isteyin, kalanları kaşıkla sıyırıverin. Adettir, lezzetlidir. Hadi doyduk; gezelim de yediklerimizi eritelim.  

ALSANCAK’TA VAKİT GEÇER GİDER…

Konak Pier (Pasaport İskelesi) çoğu yerli, yabancı turistin ilk uğrak yerlerinden artık. Konak rıhtımının restore edilmiş ve yarı AVM olmuş hali yine de keyiflidir. (Bu arada AVM demişken, geçtiğimiz yıl İzmir’de Çok Gezenti Şehirler ve İnsanlar imza günüm Karşıyaka Mavi Bahçe’deydi. Orası bir şehir yahu! Temiz, düzenli ve keyifliydi) Evet Konak Pier ve civarı, günü karşılamak ya da batırmak için artık klasik olmuş.

Bir çay bir kahve mutlaka içilmeli. Sonra zaten Alsancak’a doğru Kordon’dan yürür, Zübeyde Hanım’ın heykelini görür (mezarı Karşıyaka’dadır) muhteşem Atatürk Evi Müzesi’ni geniş geniş gezersiniz. 1875- 1880 yılları arasında yapılan bu ev 1922’de hazinenin mülkiyetine kalmış… Atatürk ilk kez, 1923’te İzmir İktisat Kongresine geldiğinde bu evde konaklamış. Daha sonra 1926’da bu bina, bazı özel eşyaları yerleştirildikten sonra Paşa’ya hediye edilmiş…

Bina 1940’ta İzmir Belediyesi’nce müze haline getirilmek üzere kamulaştırılmış. Oradan çıkınca, Alsancak! Kafelerde oturur, butik mağazalarında kaliteli alışveriş yaparsınız. Kalabalık Kıbrıs Şehitleri caddesini siz de arşınlarsınız. Geç vakitlerde ise Gazi Kadınlar Sokağı, salaş ve doğal mekan sevenleri bekler… Çok geç yatmayın, sabah seyyar arabalardaki haşlanmış yumurta ve boyozlar erken tükeniyor efendim.

KEMERALTI AYRI CURCUNA

Türkiye’de gördüğüm en “eski çarşı gibi eski çarşı” kültürü, İzmir Kemeraltı’ndadır kuşkusuz. Esnaf gibi esnaf vardır. Avlu kahvesi gibi avlu kahvesi, şekerci tatlıcı gibi şekerci tatlıcı, manifaturacı gibi manifaturacı vardır… Hala yaşar, hala alışveriş yapan halkıyla nefes alır İzmir’in Kemeraltı Çarşı’sı. Eh mahalle girişindeki meşhur Saat Kulesi’nde bir İzmir hatırası da çektirilir tabii. İzmir’de dolaştıkça, milletçe özlediğimiz o karşılıklı saygının kendini fazlaca hissettirdiğini göreceksiniz. 

İnançlara saygı, kıyafetlere saygı, yediğine içtiğine saygı, benimsediğin veya benimsemediğin fikirlere-hayatlara saygı… Benim felsefemdir hep; karşındakinin özgürlük alanına müdahale etmediğin sürece, kimse seni yaptığınla ettiğinle yargılayamaz. İzmir yargılamıyor. Milattan önce 4.yüzyılda kurulan Smirna Agorası, genelde devlet Agorası olarak işlev görmüş…

Devlet görevlerinin binaları ve toplanma alanları olarak oluşturulan Agora, İzmir Konak’ta Kadifekale’nin kuzey sırtına yaslanmış olarak duruyor… Agora Osmanlı döneminde mezarlık ve namazgah olarak da kullanılmış. Geniş bir alana yayılı, içi oldukça bakımlı. Çevresi öyle mi? Tartışılır… Ama o karmaşık eski çarşıyı ve derme çatma söğüşçülerini seviyorum bu mahallenin.

Bir de çok özel; binilesi, çıkılası, etrafa oradan bakılası bir asansörü var İzmir’in biliyorsunuz. Karataş’taki tarihi asansörün aşağı mahallesi de yukarı mahallesi de pek güzel. Bana Lizbon’daki Santa Justa asansörünü hatırlatıyor hep. Güzel bir hatıra olur Karataş turlaması… Hazır oradayken bir şehir bisikleti kiralayıp sahil yolundan Göztepe’ye kadar, palmiyelerin altından püfür püfür gidersiniz, harika olur vallahi.

FUAR, PALMİYELER, ÇOCUKLUĞUM

Alsancak’tan vapurla, güzel bir deniz sefası yaparak 20 dakikada Karşıyaka’ya geçersiniz… Buradan belki yine bir bisiklet kiralar; Çiğli Doğal Yaşam Parkı’na kadar gidersiniz… Burası bir hayvanat bahçesinden öte (öyle olsa tavsiye etmiyorum biliyorsunuz) hayvanların geniş alanlarda sağlıklı şartlarda yaşadıkları bir doğal park. Avrupa’nın en büyük 15 “şehir içi doğal yaşam alanından biri” olduğu söyleniyor…

Karşıyaka’ya geçerken koku yok artık efendim… Ama o koku, inanın burnumun direğinde hala. İyot ile lağım karışık, meşhuur İzmir Körfezi kokusu. Ben çocukken işte tam da bu körfezin kokusu, İzmir kadar ünlüydü. Hadi biraz geçmişe götüreyim sizi; bir 70’lerden bir şimdiden anlatayım İzmir’i… İzmir fuarı; çocukluğumda ufkumu en çok genişleten alandı diyebilirim. Yurtdışını, dünyayı görme zevkimi İzmir Fuarı’ndan aldım desem, ilk etapta anlamlı gelmeyecektir size.

Anneannem ve dedem, nur içinde yatsınlar, İzmir Kemalpaşa’da yaşıyorlardı. Annemin de gençliğinin geçtiği yerdir Kemalpaşa. Benim de çocukluğumun yaz tatillerinin... (Buranın da şambali tatlısını ve tahinli fırın pidelerini unutamam.) Babam sarı 230.6 Mercedes’ine attığı gibi bizi (ve arabaya sığdığı kadar yeğeni) merkeze, İzmir Fuarı’na götürürdü gezmeye… İlk dışarıda yemek yeme tecrübem oradadır. Palmiyeler Restoran’da piliç çevirme.

“Vay bee! Annem, annanem haricinde birileri, yani evde değil dışarıda, piliç yapıyor, salata yapıyor ve önüme getiriyor”… 5 yaşında falan olmalıyım. Her şeye şaşırdığım yıllar… (Ama açıkçası, fuarın lunaparkına şimdi bile şaşırırım. Güzeldir İzmir Kültürpark’ın lunaparkı) İşte o yılların yaz tatillerinde; 6 yaş, 7 yaş derken, İzmir Fuarı’nın uluslararası sergi alanlarında, ülke pavyonlarını keşfetmiştik ağabeyim Alp’le... Alp 5 yaş büyüktür benden. O da daha o zamandan binalara, kulelere meraklı...

Ülke pavyonu, derken, Belçikalı dansöz çıkıp şampanya açtırmıyor tabii! Ülkelerin kendilerini tanıttıkları, ürünlerini sergiledikleri, manzara posterlerini astıkları, broşürlerini dağıttıkları binalar var tek tek… Yan yana ülke pavyonları- Pavilion; büyük çadır manası var Fransızcada- Nasıl topluyoruz ülke malzemelerinden ağabeyimle aklınız durur… Her yaz Kırklareli’ne eve kutu kutu ülke resmi, broşürü, hediyeliği getiriyoruz… Oradan buraya geldi işte benim “dünya sever” kafacığım. İzmir benim bugünkü hayatımdır.

PEK AVANTAJLI COĞRAFYA

İzmir’in güzelliği sadece merkezinde değil tabii… Buranın bir de istediğiniz zaman, aynı günde pek çok yere günübirlik gidebilme avantajı var. Beğendiğiniz yerlerde de konaklar, oranın tadına fazla fazla varırsınız işte… Huzurlu Karaburun’a, Karagöl Tabiat Parkı’na, şirin Şirince Köyü’ne, efsanevi Efes Antik Kenti’ne, lezzetli balıklarıyla Urla’ya, çılgın Çeşme’ye, “cosy” Alaçatı’ya, Çiftlikköy’e, Seferihisar’a, Foça’ya; o kadar çok yere o kadar çok güzelliğe ulaşabilirsiniz ki…

İzmir ve çevresi adeta “hazinedir”. Daldırın hazinenin içine elinizi. Birçok değerle dönersiniz… Ve ancak İzmir’in çevre yollarından; bir Çiğli’den, bir Bornova’dan, bir Gaziemir’den geçişimiz sırasında, dağlarda açan çiçeklerin gitgide seyreldiğini gördüğümüzü belirtmeden geçmeyelim.

“Fidanlar ağaca, ağaçlar ormana, ormanlar Rezidans’a dönmeli yurdumda” felsefesi, İzmir’de de kendini göstermeye başlamış. Nasıl başlamasın; bu kadar “emekli mavi yaka” göçünden sonra? Rezidans olmayan yerlerde de gecekondular çok artmış zaten… Gerçi hangi kentimizin dokusu yüzde yüz korunmuş ki, buranınki korunsun?

Yazarlarımızdan

18 Mayıs 2021, Salı 07:00
18 Mayıs 2021, Salı 07:00
18 Mayıs 2021, Salı 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder