En romantik turumuza çıkıyoruz: Ciao Venedik

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

İlkbahar havasının kendini göstermeye başladığı, gönlümüzün kıpır kıpır ettiği şu günlerde; sizlerle çok romantik bir tura çıkıyoruz. 118 adalı, 150 kanallı, 400 köprülü bir şehir burası! İlginç yapısıyla ve tarihiyle ünlü "turist rekortmeni" bir şehir! Gelin hep birlikte Rialto Köprüsü’nden geçip San Marco meydanına uzanalım, maskeler takıp Büyük Kanal’da bir gondol turu yapalım… Venedik’e uzanalım! 

NASIL GİDERİZ, NEREDE KALIRIZ

İtalya’nın kuzey doğusundan merhaba. Avrupa’nın diğer noktalarına oranla nispeten daha ucuz bir uçuş hattındayız. Türkiye’den Venedik’e gerçekten de oldukça uygun fiyatlara uçak bileti bulabiliyorsunuz. Venedik San Marco havalimanına iniyor, güzel bir seyahatin başlangıcı olarak, günlüğü 40 Euro’ya bir araç kiralıyoruz. Ama bu noktada sizi şiddetle uyarıyoruz; İtalyan araç kiralama şirketleri sonradan size gönderdikleri “şurasını çarptınız” “şurada trafik cezası aldınız” türü mektuplarıyla ünlüdür.

Lütfen araç kullandığınız süre boyunca, maksimum dikkatli olunuz! Evet, bir seyahat sevdalısı için olmazsa olmaz bir rotadır “Venedik”. Turizm dediniz mi ilk akla gelen şehirlerdendir zaten. Adeta bir turizm ikonudur. Gece konaklamanız için; turla gittiyseniz muhtemelen Padova’daki iki-üç yıldızlı otellerden birinde kalacaksınız. Ama ben size Mestre semtini de öneririm.

Buradan tek vasıta (belediye otobüsü) ile Venedik merkeze ulaşabilirsiniz. Hem ucuza konaklamış hem civardaki keyifli bölgelerden birini de görmüş olursunuz. Küçük ve sevimli Mestre Kalesi’ni de mutlaka ziyaret edin… Venedik merkezinde konaklayıp romantik bir tatil yapmak ise cüzdanınıza kalmış tabii.

ÖNCE BİRAZ TARİH

M.S. 5. Yüzyıl’da yılında Bizans İmparatoru Gotlarla anlaşıyor ve saldırılarının yönünü doğudan, İtalya topraklarına çeviriyor. Barbar Gotlar’dan kaçmak zorunda kalan Veneto bölgesi halkı çareyi akarsularının yönünü değiştirerek şehirlerini bir lagün haline getirmekte buluyor. Zira gelen ordu atlı ve teçhizatlarının sudan, balçıktan geçmesi çok daha zor.

Böylece Venedik’in etrafı sularla kaplanıyor. Yani olay insan eliyle ve savunma amaçlı. Gondolculara gelecek olursak; işleri tamamen turistleri gezdirmek olmadan önce bu mesleği şehirde ulaşımı sağlamak için yapıyorlar tabii. Belli bir zamana kadar babadan oğula geçmekte olan Gondolculuk, Venedik kanunlarına göre “siyah boyanan” kayıklarda yapılmak zorunda.

Dönemin zenginleri gondollarını aşırı süsleyip ne kadar zengin olduklarını gösterince, böyle bir kural konulmuş. Gondol sayısı şu an 400 ile sınırlı. İstanbul’daki sarı taksiler ise 17.395 adet. Neyse. Venedik maskelerine gelelim; onu da bilenleriniz vardır; özellikle veba salgını sırasında şehirde rahatça dolaşmak isteyen soyluların icadıymış maskeler. Çağlar içinde kimlikler bu maskelerle gizlenmiş; daha sonra ancak belirli günlerde takılma zorunluluğu getirilmiş… Eh bu da olmuş mu size “Venedik Karnavalı”.

KÜÇÜK MEYDANDA DEV BİR MİRAS

Minik bir meydana neler sığabilir. İşte San Rocco’dayız… Bu 100 metrekareyi bile bulmayan alanda; San Rocco kilisesi, Tintoretto eserlerinin müze binası olan San Rocco Okulu, Leonardo Da Vinci Müzesi ve San Maria Gloriosa Bazilikası bulunmakta. Dışında kalıyorsanız; şehre ineceğiniz Roma meydanından yürüyerek 10 dakikayı bulmayan bu bölge, Venedik’in şaşırtıcı yönlerini görmek için ilk durağınız olabilir.

Özellikle 1470’lerin sonlarında kurulan Sen Roch ekolünün dini okulu, dünyaca ünlüdür… Venedikli Rönesans sanatçısı Tintoretto’nun eski ve yeni Ahit’i resmettiği duvar ve tavan bezemeleriyle ön plana çıkmış bu etkileyici bina; aynı adlı kilisenin hemen yanında yer alıyor. İçeride sayısı 60’ı bulan dev boyutlu tablolar var. Şehirdeki ilk hayretinizi burada yaşayacaksınız.

Sizi fazla bekletmeden, gondol turu meselesinden de bahsedelim. Bir Venedik klasiğini olan bu romantik turların “size özelini” 60 Euro ile 120 Euro arasında bulabilirsiniz… Biz internetten, ilk akşam üstü için 25 Euro’ya, şöyle çekimlik, toplu binilen uygun fiyatlısından bir tur almıştık… İşimizi gördü sonuçta. Ama dediğim gibi İnternette, bu turların her türlüsü; çift kişiliği, yemeklisi, şampanyalısı mevcuttur efendim. Pek çoğu San Marco meydanındaki buluşma noktasında başlar; sizi alır gondolunuza götürürler…

Evet Venedik dar sokaklardan ve kanallardan oluşan bir labirenttir; üzerinde kaybolabileceğiniz bir örümcek ağıdır adeta ama geçtiğiniz pek çok noktada “San Marco” ve “Rialto Köprüsü” yön tabelaları bulacaksınız. Rahat olun, korkmadan gezin.

HER KANAL SAN MARCO’YA ÇIKAR

Venedik’in kalbi San Morco meydanı en az yarım gününüzü ayırmanız gereken bir bölge. Eğer, içinde Antonio Canova ve Ciovanni Bellini’nin eserlerinin de bulunduğu Neoklasik bir saray olan Correr Müzesini detaylıca gezerseniz, size bir tam gün gerekir diyebiliriz… İşte karşımızda 99 metre yüksekliğe sahip dev yapı: “Aziz Mark’ın Çan Kulesi. İlk olarak 9. yüzyılda inşa edilmiş. Çeşitli hasarlar yüzünden (şehirdeki “nem” malumunuz) birçok defa yeniden inşa süreçlerine girmiş.

Kule 1902’de tamamen çökse de 1912’de aslına uygun olarak tekrar dikilmiş. Farklı ebattaki çanları, dönemin farklı görev ve etkinliklerini duyurmak için kullanılmış. Meydandaki saat kulesinin yapımı ise 1500’lü yıllara dayanıyor. Burası hakkındaki kötü hikaye; yapan ustaların- aynısını başka yerde yapmasınlar diye- gözlerinden edilmiş olmaları...

Kubbesindeki yaldızlı Bizans mozaikleri nedeniyle “Altınların Kilisesi” adıyla da tanınan San Marco Bazilikası ise ilk başta; dönemin şehir yöneticisine tahsis edilen bir saraymış aslında. Bu bazilika açıkçası benim bir şehir meydanında gördüğüm en etkileyici dış cepheye sahip yapılardan biri... İskenderiye’den getirilen Aziz Mark’ın cenazesinin ve eşyalarının yerleştirildiği kilise 832 ve 976 yıllarında yeniden yapım süreci geçirmiş.

11. yüzyılda gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda ise günümüzdeki “dini yapı” haline getirilmiş. Gotik detaylarla zenginleştirilen yapıya, İstanbul’u yağmalayan Haçlı ordusunun nakliyesiyle Aziz Mark’ın Atları da getirilmiş. Ancak bu üçlü at heykeli; çatıda yıpranır diye, içerideki müzeye taşınmış… Şu an dışarıda duranlar, onların replikası. İşte böyle ihtişamlı yapıların, farklı bir tarihin ve ilginç hikayelerin şehridir Venedik.

KÖPRÜDEN GEÇTİ GELİN

Ana meydanımızdan ayrılıp şehrin en ünlü köprüsünü görmek için tabelaları takip ediyoruz… Önünden geçtiğimiz yapılar; Palazzo Ducale (Dükler Sarayı) ve Ca’D’Oro (Altın Evi)… Elbette Venedik’in bu göz alıcı yapılarını saymakla bitiremeyiz. Mesela bir Türk Hanı da vardır ki (Büyük Kanal Turu sırasında sorunuz) dönemin Türk tüccarlarının kullanmaya başlamasıyla, bu adı almıştır.

Bu evlerin ve sarayların içini 15-20 Euro arası giriş ücretleriyle ziyaret edebilir, zengin eserlerle bezenmiş iç dekorasyonlarını inceleyebilirsiniz… Santa Giorgio Maggiore Kilisesi, Santa Maria dei Miracoli Kilisesi, San Zaccaria Kilisesi ve Santa Maria della Salute Bazilikası; yolunuz üzerinde karşınıza çıkabilecek-çıkmasa da yön cihazlarınızdan bulup görmeniz gereken- özel yapılar arasında olmalıdır… Pek çoğu Rönesans mimarisinin ve iç dekorasyonunun ihtişamlı örneklerini sunar….

Büyük Kanal üzerinde bulunan geçiş yollarının en eskisi olan Rialto Köprüsü; 16. Yüzyılda düzenlenen proje yarışmasını kazanan Antonio de Ponte’nin imzasını taşıyor. San Polo ile San Marco’yu birbirine bağlayan köprünün inşa süreci aslında 1181’e kadar uzanıyor. Ancak aynı noktada aynı adla inşa edilen bu yapılar yangın nedeniyle uzun süre kullanılamamış. Sonunda bu “taş gibi” köprüyü yapmışlar. Üzerinde hediyelik eşyadan mücevhere kadar pek çok ürünün dükkanını bulabilirsiniz.

Üzerinden de büyük kanalın, gondollarla falan malum, en güzel karelerini yakalayabilirsiniz. Hem gezer hem fotoğraflar çeker hem de alışveriş yaparsınız… Bu arada Büyük Kanal’ın güney kıyısında yer alan Accademia Sanat Galerisi’ni es geçmeyin. 19. yüzyıl öncesi güzel sanat eserlerinin sergilendiği müzede, Leonardo Da Vinci’nin vücut oranlarını belirttiği ünlü “Vitruvian Man” (Vitruvius Adamı) çiziminin orijinalini görebilirsiniz. 

ADALAR, CAM İŞLERİ, YEMEK İŞLERİ

Venedik’in gondol turu kadar bir olmazsa olmazı da “cam hediyelik eşyalarıdır”. Zira cam işleri üzerine ünlü olan ustaların yaşadığı Murano adası, bir tekneyle 30 dakika mesafededir. Benim gibi çalkantılı suyu sevmeyen biriyseniz; belki gitmez, gidenlerden dinlersiniz. Cam işleri hediyeliklerini de Venedik’in merkezinden, pek çok mağazadan temin edersiniz.

Deniz yolu size uygunsa; Murano adası turunu kaçırmayın. Yolda bir de Burano Adası’na uğruyorsunuz ki; burası da rengarenk evleriyle ve pek özel kanal manzaralarıyla ünlüdür. Burano- Murano Turu; harika bir Venedik günü olarak anılarınızda kalacaktır. Bireysel giderseniz Fondamente Nuove iskelesinden kalkan 41 ve 42 numaralı deniz otobüsleri ile Murano’ya 20-25 dakikada hızlıca ulaşırsınız…

Seyahatiniz sırasında yiyip içeceklerinizle bitireyim Venedik yazımı. İtalyan mutfağının turistik ikramlarını elbette hemen her sokakta; küçük büfelerden lüks restoranlara kadar pek çok yerde bulabilirsiniz. İster 15-20 Euro’ya ön başlangıçlı, sarımsaklı ekmekli, ahtapot salatalı ve makarnalı bir restoran mönüsü seçer, ister bir köşebaşı pizzacısından 3 Euro’ya dilim pizza ya da patlıcanlı mozarellalı güzel bir sandviç kaparsınız… Pasta Pasta dükkanlarından alacağınız kutuda “al git” makarna da oldukça ucuz ve doyurucudur.

Özel tavsiyem tatlılar üzerine olacak: Tiramisu ve Gelato yani dondurma, mutlaka Venedik’te varılması gereken lezzetlerden… Tiramisu için kesinlikle Campo della Guerra’da yer alan köşe dükkanı “I Tre Mercanti”… Dondurma içinse, hangi dükkanda durursanız durun; pişman olmazsınız. Biraz turistik gelebilir Venedik; ama romantiktir ve tarih kokar. Gittiğinize asla pişman olmazsınız.

Yazarlarımızdan

17 Nisan 2021, Cumartesi 07:01
17 Nisan 2021, Cumartesi 07:01
17 Nisan 2021, Cumartesi 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder