Seyahat tutkunu bir yazarın notları

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

30 yıldır medyada yazıyorum. Cümlelerimi bazen bir ünlünün plastik kuklasının ağzında, bazen bir talk şovcunun stand-up’ında ya da anonsunda, bazen de bir komedi dizisi oyuncusunun repliğinde duydunuz. Son altı yıldır ise cümlelerimi, kendi seyahat programımda, dünyanın pek çok yerini anlatırken duyuyorsunuz. İlk kez büyük bir gazetenin sayfasından sesleniyorum sizlere.

Uçan kaçan sosyal medya fikirlerinin ve çok parlakmış gibi milyonların beğendiği şakaların aksine, ayağı yere basan bir gazete sayfasında yazıyor olmak benim için gerçekten heyecan verici. En baştan belirtmek isterim; bunlar davetlerin şekillendirdiği seyahat yazıları değil, gezip görme tutkunu bir yazarın seyahat notlarıdır.

Çeşme'ciyim ezelden

Toprak çeker, kan çeker... Bu gibi tabirlerle insanoğlu, kendini ait hissettiği yerleri sahiplenmiştir. Baba tarafından Trakyalıyım ve hayatımın uzun yıllarını Kırklareli’nde geçirdim. Her fırsatta oradaki akrabalarımla ve dostlarımla hoşça vakit geçiririm. Anne tarafından ise Egeliyim efendim. Rahmetli Muhsine Hanım, Edremit doğumludur, çocukluğunu da İzmir Kemalpaşa’da geçirmiştir.

Belki de bu yüzden, yaz aylarında Ege’den, özellikle de Çeşme’den gayrı huzur, muhabbet, eğlence yoktur bana. Eskiden beri de Bodrum’a giden arkadaşlarımla didişiriz. Lahmacunun İstanbul’da 1 lira olduğu yıllarda arkadaşlarıma “Oğlum manyak mısınız? Bodrum’da 10 liraya lahmacun yiyorsunuz” derdim. Onlar da bana “Oğlum asıl sen manyak mısın? Kumrudan başka ne özelliği var Çeşme’nin?” derlerdi.

Gel zaman git zaman Bodrum onların da bütçesi aştı, hepsi Ege’nin kuzeyine ya da orta bölgelerine geri döndü. Bence pahalılık da deprem gibi Richter ölçeğiyle ölçülmeli. Bodrum’da bilmem ne lokantasında mantının tabağı 50 lira olduktan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Bu durum bir deprem dalgası gibi yayıldı ve yemek fiyatları restoranlarda 80 lira, beach’lerde 100 lira oldu. Artçı şoklar karpuz peyniri 120 lira yaptı. Neyse, biz en ucuz olan şeye, ‘keyfimize’ bakalım.

Tabelası el yazısıyla yazılmış otellerden uzak durun

Gelin; gezmesiyle, yemesiyle, içmesiyle ve isteyene denize girmesiyle Çeşme’nin sayısız fırsatlar sunan ilçelerine, kasabalarına ve köylerine bakalım. Alaçatı, Dalyan, Aya Yorgi, Çiftlikköy, Altınkum, Ilıca, Paşalimanı, Şifne ve sonunda Ildır ile sınır çizgimizi çekelim. (Alaçatı, fiyat olarak diğerlerinden farklı, farkındayım...)

Çeşme yat limanının lüksünden sıkılırsanız Ildır’a lokma yemeye giderseniz ama maalesef “Arabanızın olması şart” diyeceğim yerlerden biridir Çeşme. Biz, Alaçatı’nın ucuz bulduğumuz ve genelde aile işletmesi olan otellerinde kalıyoruz.

Yani, ne o eski taş evlerin İstanbullu ünlü mimarlar tarafından restore edilip, el yazısıyla yazılmış tabelası üzerine asılan butik otellerinde, ne de Ilıca hattında 1980’lerden kalma binalarını restore ede ede hâlâ Egeli yapamamış şehir otellerinde kalıyoruz. Özellikle Alaçatı gibi yerlerde, tabelası el yazısıyla incecik yazılmış otellerden uzak durun. Yazı ne kadar inceyse fiyat o kadar pahalıdır.

Samimiyet sıcak yenen bir yemektir

Çeşme, sıcak güveçteki tereyağını cızırdatan sarımsaklı karideslerin en lezzetlisini yediğim yerdir. Hangi balık restoranına giderseniz gidin, benim için güvecinde cızırdayan bir karides isteyin. Ege mezelerini burada size tek tek sayacak değilim. Sonradan gurme de değilim. ‘Dünyanın’ yemeğini yedim ama Alaçatı’da Dalyan’da Şifne’de yediğim mezeleri sayarsam, bütün Pazar ekini bana ayırmaları gerekir.

Ha, favorim atomdur. Onda da sıcak tereyağı ve normalin üstünde bir acısı olan kurutulmuş kırmızı biber vardır. O iştahınızı açar, siz yedikçe yemenizi durduramazsınız. Kimileri Dalyan’daki balıkçıları tercin eder ama popüler olunca daha bir pahalı hale gelmiş orası. Şifne Koyu’nun balıkçıları (Paşalimanı yönünden gelirken, Reisdere sapağına gelmeden solda) bana Dalyan’dan daha ucuz ve daha ‘şipşak’ geldi.

Gel, otur, hemen servisin açılır. Izgara deniz levreğini, karides güvecini, atomunu, şakşukanı yersin. Kişi başı 150-200 liranı öder, gidersin. Alkol de alırsan 300’ü bulur, bebeğim.

Şifne Ildır arası / gözlerinin elası / Çeşme'de bir ev olsun / takmam dünya belası

Vardı aslında. Bundan 10 sene önce Reisdere’de Şifne kıyısında bir arsacık almıştık. Medya çalışanı olunca bir yılına bakarak öteki yılını kestiremiyorsun. İşler öyle bütçesiz, öyle sponsorsuz gitti ki o arsayla bir yıldan fazla, iki aileye bakmak zorunda kaldım. “Her şeyin bir şeyi vardır” derdi rahmetli babacığım.

O arsanın da ‘şeyi’ oymuş demek. Şimdi Çeşmeli olmanın varlığı değil, hayali ayakta tutuyor beni. Bütün bir gününüzü denizde geçirdikten sonra, tuzlu sudan mütevellit oluşan o tatlı ihtiyacınızı, en yerel şekilde bastırmalısınız... Elbette Ildır’da lokma. Şu Ildır konusunda deli oldum! Google’da, sayfaların yüzde 50’si Ildır, diğer yüzde 50’si Ildırı diyor. Ben çocukluğumdan beri Ildır derim. Öyle de devam edeceğim.

Olayı zaten biliyorsunuz, İstanbul’dan Mersin’e kadar artık bu lokma her yerde var. Sonradan içine çikolata sıkıp köşeyi dönmeye çalıştılar ama saman alevi gibi parladı söndü o furya... Şifne’yi geçtikten sonra, Ildır’dan beş kilometre kadar önce solda tepede, ünlü lokmacı sizi beklemektedir. Alaçatı’da da yapan var ama Ildır’daki kadar büyük ve bol şuruplu olmuyor.

Elinde avucunda ne varsa kendini iyi hissetmek için harca

Bu yaz pandemi yüzünden gidemiyoruz tabii. Benim gibi 20 gün yoğun bakımda yatan adamı Alaçatı’da piyasa yaparken görseniz, o karideslerin yanına kızgın güvece koyarsınız herhalde, değil mi? Ama şimdi orada olsam, Şifne’deki soframdan sonra, Alaçatı’da İmren’de sakızlı muhallebimi yer, üzerine (fiyatına bakmadan artık) ortadaki o kahvede Türk kahvemi yudumlardım. Özledim be! Hayat, elimde avucumda ne varsa kendimi iyi hissetmem için harcamam gerektiğini öğretti bana.

Ölüm döşeğinde “Ah! Ofiste iki gün daha çalışsaydım” ya da “Müdürlük yetmedi CEO’luğu da ben alsaydım” diye hayıflanmayacaksın. O yüzden Aya Yorgi koyunda o beach’lerin girişine senede beş-altı gün, 100’er lira veriyorum arkadaş! “Dünya üzerinde iyi deniz nerede?” diye soracak olursanız, ısısı ve vücudunuza değmesiyle verdiği hissi bakımından Altınkum kadar sizi rahatlatan bir deniz yoktur.

Bazen minik balıklar çipir çipir ayaklarınızı ısırıyorlar ama olsun. Altınkum’u tek geçerim. Dönerken de gün batımında Pırlanta Koyu’ndaki Kitesurf’çüleri (asla yapamayacağım) izler vakit geçiririm. Tarifsiz bir zevktir ve Instagram için iyi fotoğraf verir.

En klas deniz Paşalimanı'nda

Dost dost diye nice nicesine sarıldık ama en lezzetli pideyi de Ilıca’daki bu pidecide bulduk. Ünlü bir yer. Otoparkı olmaması beni çıldırtır ama her gece pahalı balık yemek istemiyorsam Dost Pide’de az pahalı bir kuşbaşılı kaşarlı pide yerim. Ilıca’dan Şifne’ye varmadan sola dönerseniz, kendinizi nefis bir doğada, Paşalimanı’nda bulursunuz.

Suyu soğuk ve derin seven, kumda keyif yapmak yerine deniz gibi denize girmek isteyen yüzücüler için Çeşme’nin en klas denizi Paşalimanı’ndadır. Buradaki evler, daha eski Çeşmelilere, hali vakti oldukça yerinde bir kesime aittir. Birçok ünlünün yazlıkları da buradadır.

Popüler olana duyulan karşı koyulmaz tüketim ihtiyacı

Hadi tamam, Alaçatı’da biraz gezmeden gitmeyelim. Biliyorum “Bozuldu”, biliyorum “Ah! Eskiden böyle miydi?” diyorsunuz ama için için de buraya gelmeden edemiyorsunuz. Bozuk hali, popüler halidir çünkü. Popüler olana duyulan karşı koyulmaz bir tüketim ihtiyacı vardır. Çatladı Kapı Sokağı’na doğru benim favori ahtapotçum var.

Böyle söyleyince çok acımasız duruyor biliyorum ama ızgara ahtapotu da onun kadar iyi yapanı yok! Sağ kolda pasaja dönüşmüş bu sokakta Alaçatı ve Çeşme’yle ilgili almayı düşünüp de bulamayacağınız eşya ve hediyelik yok. Hepsi makul fiyatlara satılır ve zanaatçıların hepsi yerlidir. Kural bilmez göçmen restorancıya katkı sağlayacağınıza, yerel halka katkı sağlayın. Bu arada sizlere Alaçatı’ya mekan ismi önerilerim olacak:

Mezzzzeeee, Hoşhhhsohhbethh, Balıkhchhıııı... Merak etmeyin kontrol ettim, diğer harflerle olan bütün versiyonları zaten kullanılıyor. Merkez Çeşme’yi boşlamayalım. Ana yüreğidir. Üzülür. Yılların Çeşme’sinin eski çarşısı; yemek, gevrek, midye, tarihi dondurma, hediyelik eşya gibi tüm ihtiyacınızı karşılayacaktır, üzülmezsiniz. Alışveriş için sevimli bir çarşısı olan ve lüks eğlencelik marinası bulunan Çeşme Marina’yı da yabana atamayız.

Şahsen, uzak koyuna gidip bir de merkezini göreyim diye geri geldiğim yazlık yerlerden en samimisini Çeşme Merkez olarak görüyorum. (Reklam notu: Haftaya bir de Ayvalık-Cunda yazacağım. Oraların da hakkını yiyemem tabii...)

Çifte kumrular

Elbette anlatılacak daha çok yer, verilecek daha çok not var. Güvercinlik’in doğası, Alaçatı Hacımemiş sosyetesi gibi ama bir sayfa içinde hızlı tatil bu kadar oluyor, affınıza sığınıyorum. Türkiye’deki cennetime benimle geldiniz, gezdiniz, hallice de güldünüz eğlendiniz, değil mi? Çeşme bölgesinden pişman döneceğinizi hiç sanmıyorum. Türkiye’nin en renkli yarımadasıdır. Haydi şimdi ister Hüseyin’den, ister Şevki’den birer kumru alıp midemiz de şen ayrılalım Çeşme’den. Tıkıs ekmeği kumrunun asıl farkıdır ve 1966’da Ilıca’da açılan Hüseyin’in fırınından çıktığı söylenir. Aç acına dönüş yoluna çıkılmaz, haydi atalım birer tane. Benimki illa sucuk-sayas olsun. Yanındaki turşuları maalesef sevemiyorum. İstemem, onlar eksik olsun. Afiyet olsun.

Gezdikçe görüyorum hâlâ küçücüğüm, Her nefesim şerefine her bir gülücüğüm...

Beni hayatta tutan dünya aşkıma; gezme-görme-bilme sevgime ve bunları bana getiren seyahat zevkime binlerce şükürler olsun. Bundan böyle her Pazar, dünyamın bir başka noktasıyla, Pazar Postası’nda buluşmak üzere efendim.

Yazarlarımızdan

15 Ağustos 2020, Cumartesi 08:01
15 Ağustos 2020, Cumartesi 07:52
Sıradaki haber yükleniyor...
holder