Her sabah…

06 Aralık 2012, Perşembe 05:00
AA

3 yıldır uykuyla aramıza iki çocuk girdi. Oysa öyle severdim ki uyumayı… Öğle uykularım vardı bir zamanlar. 3 yıldır, bebeklerim ne zaman kalkarlarsa, o zaman ayaktayım. Sabahın 5’i, 6’sı fark etmiyor. Daha afyonu patlamamış bir anne, hayalet gibi bebeklerinin sütlerini ya da kahvaltılarını hazırlamak için mutfağa doğru süzülür bizim evde. Zaman içinde, yürümeyi, konuşmayı ve hatta sabah yatağımıza gelmeyi öğrendiklerinden beri, uyku saatlerini de sabah 7’ye sabitlediler.

2 yaş kriziyle birlikte, eskiden güne gülücüklerle başlayan kızlar gitti, yerine çığlık çığlığa kavga eden kızlar geldi. Uyku sersemliği bir yandan, sabah yorgunluğu bir yandan derken, bir anda o çığlıklara benimki de eklenivermeye başladı. Bir sabah, “Aaaa yeter ama, neyse paylaşamadığınız şimdi camdan aşağı atıyorum” dedim ve kıytırık bir oyuncağın kopmuş parçasını tuttuğum gibi camdan fırlattım. Kıyamet koptu tabii. Hani mantıklı açıklama? Hani oturup sakince anlatma? Sabahın 7’sinde, olmayan mantıkla, olmayacak işler yapıveriyorum ben de.

Yalnız değilmişim

Her sabah, kızları okula bırakıncaya kadar, kaç derin nefes alıp içimden 10’a kadar saydığımı bilemezsiniz. Ne zaman kızları okula bırakıp arabama biniyorum, bir suçluluk duygusu kaplıyor yüreğimi. Bu sabah çok mu sinirliydim acaba? Kızları dinlemedim mi acaba? Kızlar benimle iletişimlerini keserler mi acaba? Acaba, acaba, acaba…  Bu sabah hislerime en yakın arkadaşım Selin tercüman oldu. “Çok kızıyorum kendime sabahları” dedi. “Bir damla çocuk olduğunu bildiğim halde, beni öyle çok sinirlendirebiliyor ki, her sabah onunla kavga ediyoruz” dedi. “Sonra da üzülüyorum ama bu her sabah yaşanıyor bizim evde” diyerek, benim yüreğime aslında su serpti. Yalnız değilmişim.

Ben ve benim gibi iki yaş sendromundan muzdarip annelerin imdadına çok sevdiğim arkadaşım, aile ve çocuk danışmanı Tansu Oskay yetişti. “Ne yapmalıyız Tansu?” dedim. “Kavga esnasında asla araya girmemelisin. Birbirlerine zarar verseler dahi, buna engel olmamalısın. Kavgayı yöneten hakem ya da suçluyu suçsuzu ayıran hakim de olmamalısın” dedi. Bunu nasıl başarabilirim ki diye düşünürken, “ileri boyutlara varan kavgalarda (ciddi fiziksel zarar vermeler) sadece araya girip ayrı odalara götürebilirsin ama ufak tefek itişmeler veya vurmalarda bunu yapmamalısın. Ağlamaları bir süre sonra hafifleyecek ve sen de ancak kriz bittikten sonra onlarla konuşmalısın” dedi. “Anne baba olarak, birlikte toplantılar yapın. Normal bir zamanda onları karşınıza alıp, nelerden rahatsız olduğunuzu ve birbirlerine nasıl davranmaları gerektiğini anlatın ve bunları onlara tekrar ettirin. Çünkü sizin cümlelerinizi tekrar ederse, kafasında bu fikir pekişecektir” dedi. “Bu toplantıları her gün de yapabilirsiniz, haftada bir de, bu size kalmış ama mutlaka krizden sonra, mutlu oldukları bir zamanda bu konuşmaları yapın” diyerek, içimi ferahlattı.

Kızları karşıma alıp konuştuğum zamanlar, genelde kavgadan hemen sonra, krizin dumanı tüterken yaptığım konuşmalardı. Sinirleri taze ve beni dinlemeye pek hevesli olmadıkları için, söylediklerimin de bir önemi kalmıyormuş demek ki. Denemekte fayda var sevgili okur.

Pınar Çocuk Tiyatrosu

Pınar Çocuk Tiyatro’su her yıl bir çocuk oyunuyla, minik seyircilerinin karşısına çıkıyor. Bu yıl da “Yaşasın Büyüyorum” adlı çocuk oyunuyla Mecidiyeköy Profilo Kültür Merkezi’nde sahne alacaklar. Oyunda küçük bir rolle ben de sahne alacağım. Bu hafta Cumartesi ve Pazar günleri saat 11:30’da, Profilo Kültür Merkezi’nde, Yaşasın Büyüyorum oyununda minicik bir rolle sahnedeyim. Oyun her hafta aynı günlerde ve saatte oynanıyor ama ben sadece bu hafta konuk oyuncu olacağım. Hadi bu hafta tiyatroda buluşalım.
 

Sıradaki haber yükleniyor...