Zihniyet değişmedikçe İstanbul Sözleşmesi'nin bir önemi yok

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

İstanbul Sözleşmesi son bir aydır gündemi en fazla meşgul eden konuların başında geliyor.

Hatırlarsanız bu ayın başında hükümet kanadından "Bu sözleşme iptal edilmeli" minvalinde açıklamalar gelmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan da kurmaylarına "Halkımız anlaşmanın iptalini istiyorsa üzerinde çalışıp anlaşmayı kaldırın" demişti.

Peki neydi bu "İstanbul Sözleşmesi"?

Belli başlı gazetecilerin, vatandaşların ve hatta siyasilerin bile ısrarla toplumun değerlerine uymadığı görüşünde hemfikir olduğu bu sözleşme neyin nesiydi?

2011 yılında imzalanan bu sözleşme neden 9 yıl aradan sonra böylesine gündem oldu?

Bu sözleşme özünde kadın ve çocuk haklarının uluslararası boyutta korunması, aile içi ve toplumsal şiddetin ortadan kaldırılması, cinsel taciz ve tecavüz vakalarının olabilecek en düşük seviyeye indirilmesi amacıyla; 46 ülke ve AB tarafından imzalanan global boyutta kabul görmüş bir anlaşma.

Potansiyel tacizci, tecavüzcü, kadın düşmanı ve şiddete eğilimli insanlar haricinde toplumun hiçbir kesimine bir zararı dokunmayan bir anlaşma anlayacağınız.

Yani normal bir dünya düzleminde halkın istememesi gibi bir durumun söz konusu bile olmaması gerekiyor.

Bu sözleşmeyi rahatsız edici bulan birisinin isteyeceği şeyler bellidir aslında.

Rahat rahat kadınlara şiddet göstereyim, rahat rahat çocuklara cinsel istismarda bulunayım, kadınlar benimle asla eşit olamasın...

İstanbul Sözleşmesi ile ilgili ilk haberler çıkıp gündem olmaya başladığında ben de Twitter'da geziyordum. Neredeyse bir aydır gelişmeleri sessizce takip ettim. İnternet "İstanbul Sözleşmesi" diye çalkalanırken, Pınar Gültekin vahşice katledilmişken, #İstanbulSözleşmesiYaşatır hashtagi bütün dünyada gündem olmuşken, kadınlar siyah beyaz fotoğraflarla #challengeaccepted akımı başlatmışken, hatta bu "challenge" ülke topraklarını aşıp uluslararası tanınırlığa sahip kişiler tarafından bile "accept" edilmişken ben sosyal medya hesaplarımdan minimum yorumla sadece gözlem yaptım.

Her şey iyiydi ve güzeldi. Kadınların "büyük çoğunluğu" birlik olmuştu. Erkeklerin de "birçoğu" bu davalarında destek mesajları ile kadınların yanında duruyorlardı.

Yukarıda tırnak işareti ile belirgin hale getirdiğim büyük çoğunluğu ve birçoğu kelimeleri aslında olumlu bir anlam ifade etmeli. Yani çoğu cümlede dil bilgisel olarak olumlu bir ifadede bulunurken kullanılan zamirler bunlar.

Fakat bu olay özelinde bu çok olumsuz ve acı bir anlamı var bu kelimelerin. Çünkü ülkede sosyal medya kullanan azımsanmayacak bir kitle var. Bu kitlenin yüzde 10'luk bir kısmı bile milyonlar demek.

Yani yukarıda yazdığım sosyal medya eylemlerine karşıt gözle bakan milyonlarca insan var. En acısı da erkeklerin bile "Kadınlar ölmesin" diye naralar attığı ortamda o milyonlarca insandan yüz binlercesinin kadın olması.

Hadi bir erkek potansiyel tecavüzcüdür ve bu anlaşmayı kendisine yakın bulmaz. Ama bir kadın neden kendisine yönelik şiddet, taciz ve tecavüz suçlarını minimuma indirmek isteyen bir anlaşmayı var gücüyle kötüleyebilir?

Peki şu ortamda hükümet bu kararından vazgeçse ve İstanbul Sözleşmesi yürürlükte kalsa, üstüne daha da ağır cezai yaptırımlar uygulanmaya başlansa, İstanbul Sözleşmesi'ne öcü gözüyle bakan milyonlarca insanın olduğu da artık yadsınamaz bir gerçekken; bu coğrafyada yaşamaya çalışan kadınlar, erkekler, LGBTİ bireyler, çocuklar, hayvanlar nasıl sokakta rahat yürüyebilecek? Bunu hiç düşündünüz mü?

Maalesef ben her Allah'ın günü düşünüyorum. Bir çocuğu sevmek isterken bile ailesi yanlış bir şey düşünmesin diye kendimi geri çekiyorum. Bir erkek olarak bir kadınla flört ederken bile geçmişte yaşamış olabileceği cinsel travmaları da hesaba katarak olabildiğince narin davranıyorum.

Peki erkek veya kadın fark etmez, bu kadar insan cahiliye döneminden kalma düşünceler ile bu toplumda yaşıyorsa, İstanbul Sözleşmesi'nin gerçekten bir önemi var mı?

Hanımlar size soruyorum. Bu anlaşma psikopat sevgilinizin ondan ayrılmanızı kabullenemediği için gelip sizi öldürmesini engeller mi? Eşinizin sizi ve çocuklarınızı sabah akşam dövmesini engeller mi?

İstanbul Sözleşmesi'nin imzalandığı 2011 yılından itibaren gerçekleşen kadın cinayetlerine, çocuk tacizlerine bakınca anlaşma sayesinde azalması gereken vakaların katlanarak arttığını da üzülerek görüyoruz zaten.

Bu ortamda İstanbul Sözleşmesi'nin, Viyana Anlaşması'nın, Mondros Ateşkes Antlaşması'nın falan en ufak bir önemi var mı sizce?

Evet, bence de yok.

Yazarlarımızdan

17 Eylül 2020, Perşembe 07:54
17 Eylül 2020, Perşembe 07:50
Sıradaki haber yükleniyor...
holder