Huzurlu musunuz?

09 Ağustos 2015, Pazar 05:00
AA

- Memlekette hükümetin adını ‘huzur’ koyduğu dönemin tek bir cumasının bilançosu: Gündüz, Silopi’de 17 yaşındaki gül yüzlü bir çocuk, 58 yaşındaki bir amca, 27 yaşındaki bir genç öldürüldü. Akşam, Ağrı’dan 22 yaşında gencecik bir onbaşının, üç saat sonra da Cizre’de yine 22 yaşındaki polisin şehit düştüğü haberi geldi.

- Silopi’deki siviller için ‘Zaten PKK’lıydılar’ diyerek vicdanlarımızı rahatlatır, ölümün ağırlığından sıyrılıp kuş gibi hafifleriz. Şehitlerin arkasından da ‘Devlet-millet aşkı’ üzerine destansı üç cümle kurup sanal alemlerde de vatanseverliğimizi kurtarırız. ‘Evlatlarımızı feda etmeye hazırız’ diyen Başbakan’ın sözünü de paylaşır, kaç layk aldığına bakarız.

- Evimizde rahat koltuğumuza uzanmışken, haberlerde izlediğimiz şehit annesinin gözyaşlarıyla kahroluruz. Koca bir mezarlığa dönen memleketimizde, zehir olan hayatımızın panzehirini ise, TV’de yarım sonra başlayacak dizimizdeki villada kendimizi hayal ederek buluruz.

- ‘Niye bu hale geldik?’ diye sormak yerine, ezber üç beş kelimeyle zihnimizi temizleyip, dizideki kötü karakterin ali cengiz oyununa, halimizden daha fazla kafa yorarız.

- İlkokul iki müfredatı ezberleriyle Türkiye’yi ve Dünya’yı okumaktan vazgeçmediğimiz sürece, 8 bin kere ‘Huzur’ diye operasyon yapsınlar, bu memlekete huzur gelmez bilesiniz. Ki sonuç ortada.

- Eşinin kızının yanında asker şehit eden kalleşliğin, kimlere can suyu olduğuna bir bakın. Sonra da günlerdir canlarını kaybeden garibanlara... ‘Yaşamı, barışı, silahsızlığı savunanları’ kolayca terörist ilan etmekten daha zor değil, emin olun!

- Ama önce, o uzaktan kumandayı elinizden bir bırakın.

10 dakikanızı almaz...

- Bahçeli HDP’ye oy verenleri ‘şerefsiz’ ilan etti. Danışmanı da ‘3 bin şerefsizin listesinin ellerinde olduğunu’ gururla beyan etti. Yalı malı, viski kımız esprisi falan yapmayacağım. Zaten ne yapsam ne etsem, bu iki siyasinin yarattığı mizahi etkiyi yakalayamam.

-Mizah, son günlerdeki performanslarıyla gördük ki; onların işi. Neticede; Çinli diye Koreli döven takımını “Baktı ki ikisi de çekik göz... Fark eder mi efendim?” diye savunarak Zaytung editörlerini sollamış bir lider Bahçeli. Bu yüzden mizahı erbabına bırakıp, ben işin trajik kısmını anlatayım:

* Yasal bir partiye yasadışı muamelesi yapmak başlı başına demokrasiyi terörize etmektir.
* Yasal bir partiye oy verenleri fişlemek, demokrasiye yönelik terör eylemidir.
* Yasal bir partiye oy verenlere ‘şerefsiz’ diye hakaret etmek, demokrasiye kurşun sıkmaktır. Demokrasinin kanı da terörün canıdır.

- Ve son olarak mesele şayet ‘şeref’ ise; oturup 7 Haziran’da demokrasinin demirbaşı sandığa, portakal kasası muamelesi yapanları fişleyin. Üstelik hayırlı olduğu kadar 6 milyon insanı fişlemekten daha kolay. 10 dakikanızı almaz.

Gerçeğe ulaşmak

HDP’ye oy veren 6 milyon 56 bin 506 kişiyi sıfırlamaya kalkan, MHP Lideri Bahçeli’nin öğrencilik hayatı boyunca verdiği tüm matematik sınavı kağıtlarının incelenmesini talep ediyorum. Çünkü eminim ki, ‘gerçek gerçeğe’ ancak böyle ulaşacağız.

’DEMOKRASİ OYUNU' 6. BÖLÜM FRAGMANI

‘Koalisyon’ seçim gecesi kurulduğu için, iktidarın ‘demokrasi gereği’ mecburiyetten vizyona koyduğu ‘CHP ile koalisyon görüşmeleri’ dizisi doğal olarak reyting almıyor. Sonunu bildiği oyunu millet niye izlesin! Ülkedeki TV’cilere kalsa; ‘6. bölümü’ pazartesi yayına konulacak olan diziyi çoktan 2. bölümünde yayından kaldırmışlardı. Bahçeli’nin ‘yardımcı erkek oyuncu’ rolünde döktürdüğü dizinin tekrarlarını ise sabah akşam ekranda döndürmüşlerdi. Ne diyelim; demokrasiyi oyun haline getirenler utansın!

İnanın mesele kartopu değil

- Gazeteci Nuh Köklü’yü ‘Dükkanımın camına kartopu geldi’ diye bıçaklayarak öldüren baharatçı Serkan Azizoğlu’nun ağabeyi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mektup yazıyor. Mektupta kendilerini “Biz size gönül veren kişileriz” diye, merhum gazeteciyi ise “AKP’nin iç güvenlik paketini protestodan dönen’ diye tanıtıyor.

* * *

-  Ve devam ediyor: “Vefat eden kişi AKP’ye karşı ve Gezi öncülerindendir.” Kendisi için de ayrıntıya giriyor ve diyor ki; “Ben Kasımpaşa’daki Seyit Hasan Hüsamettin Uşak Hazretleri’ne bağlıyım.” Mektup “Bu olayda yanımızda olmanızı temenni ederiz” diye bitiyor ama insanı insanlıktan utandıran zihniyet burada da hız kesmiyor.

- Bu mektup, Başbakanlık İletişim Merkezi’nden Adalet Bakanlığı’na gönderiliyor. Ve hakimin önüne geliyor. Bir nevi rica, işleme konuluyor. Adı Adalet olan bakanlık, ortaya çıkan bu skandalla ilgili iki satır yalandan açıklama yapmaya bile zahmet etmiyor.

* * *

- Sibel Köklü eşinin ölümü sonrası haklı bir isyanla ‘Bir insan kartopu oynarken nasıl ölür?’ diye sormuştu Türkiye’ye. Davanın bu haftaki ilk duruşmasında ortaya çıkan bu mektupla, o ‘can yakıcı’ sorunun ‘can alıcı’ yanıtını açık ve net öğrenmiş bulunmaktayız! O cümleleri yazabilen, o cümlelere ‘ilham’ veren, o cümlelere değer biçen zihinleri bir düşünün. Can güvenliği ile ilgili tehdidin farkında mısınız?

Neredeler bunlar?

Son 6-7 yıldır ‘çöp eylemi’ bile yapılsa mevzunun, ‘büyük resme’ ve ‘dış mihraklar’a bağlanmasına çok alışmıştık. Tüm çetrefilli mevzuları rahatça bu arkadaşlara ihale ediyorduk. Düne kadar memleketin dört yanını saran bu ‘lobiler’, ‘dış mihraklar’a sahi ne oldu da, birden ortadan kayboldular?

Bu mu gücümüz?

Yüksekova’da özel harekât timleri, bir şantiyeye PKK şüphesiyle baskın yapıyor. Timin başındaki kişi işçilere bağırıyor; “Ne yaptı lan size bu devlet?”. Bu sırada işçiler mi nerede? Devlet tarafından ters kelepçe takılıp, yüzüstü yan yana yere yatırılmışlar! Tim komutanı şiddetle bağırıyor “Türk’ün gücünü göreceksiniz lan.’ İzlerken video 90’lara ait sanmıştım, ama yanılmışım. 5 Ağustos’ta çekilmiş. Evet, öyle güçlüyüz ki, memleketi 6 ayda 2015’ten 90’lara ışınlamayı başardık!

Basının iki temel görevi, haberleriyle kamu adına her tür iktidarı denetlemek ve gerçeğe ulaşmak için her türlü görüş ve sesin kamuya ulaşmasını sağlamaktır. Bu görevlerden biri sınırlamaya uğrarsa ülkede basın ve ifade özgürlüğü, dolayısıyla demokrasiden söz etmek imkansız hale gelir. Bugün gazetelere, haber ajanslarına, televizyon ve internet sitelerine getirilen sansür, kısıtlama ve baskılar özgür medyanın işlevini hedef almaktadır.

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.