Gizem Onar

10 Nisan 2026, Cuma 16:13

İlk araban eski model olmasın: Acemilik affetmez

İlk araba… Hepimizin hayalinde biraz özgürlük, biraz heyecan, biraz da “artık ben de yollardayım” hissi var. Ama işin romantik kısmını bir kenara bırakalım; direksiyon başına geçtiğin o ilk gün, aslında hayatının en gerçekçi sınavlarından biri başlıyor.

Ve burada çok net bir şey söyleyeceğim:
İlk araban diye eski model araç alma.

Evet, kulağa mantıklı geliyor olabilir. “Nasıl olsa acemiyim, çarparım, çizerim, üzülmeyeyim” düşüncesi çoğumuzun aklından geçiyor. Ama işin aslı hiç öyle değil. Çünkü acemilik, hatayı kaldırmaz; aksine, hatayı telafi edebilecek sistemlere ihtiyaç duyar.

Yeni nesil araçlarda olan özellikler işte tam da bu yüzden var. Mesela yokuş kalkış desteği… Küçük gibi görünen ama özellikle İstanbul gibi bir şehirde hayat kurtaran bir detay. Ayağın frenden çekildiği an geri kaymayan bir araba, sana sadece konfor değil, aynı zamanda özgüven kazandırır. Arkandaki arabaya çarpma stresini yaşamazsın, panik yapmazsın.

Bir de park sensörleri, geri görüş kameraları, şerit takip sistemleri… Bunlar “lüks” değil, acemi bir sürücü için resmen ikinci bir çift göz gibi. Eski model bir arabada bunların hiçbirinin olmaması demek, her manevrada daha fazla stres, daha fazla hata ihtimali demek.

Şunu da kabul edelim: Trafik zaten yeterince kaotik. Bir de üstüne seni koruyacak teknolojilerden mahrum kalmak, işi gereksiz yere zorlaştırmak oluyor. Araba sadece seni A noktasından B noktasına götürmek için değil, aynı zamanda seni güvende tutmak için var.

Kendine şunu sor: “Ben bu süreci kolaylaştırmak mı istiyorum, yoksa zorlaştırmak mı?”

27 Mart 2026, Cuma 18:04

"Beni kırdığın anda seni tanıdım"

Bazen bir insanı tanımak için aylar, hatta yıllar gerektiğini düşünürüz. Oysa ben artık buna pek inanmıyorum. Çünkü insanı gerçekten tanıdığınız an, çoğu zaman en sakin olduğu değil; en kızgın olduğu an oluyor.

Herkes iyi gününde iyi. Herkes gülerken nazik, keyfi yerindeyken anlayışlı. Asıl mesele şu: Bir insan sinirlendiğinde nasıl biri oluyor? İşte karakter tam olarak orada ortaya çıkıyor. Çünkü öfke, insanın içinden geçirdiği ama çoğu zaman söylemeye cesaret edemediği ne varsa filtresiz şekilde dışarı çıkarıyor.

Ben de bunu çok net yaşadım. Bir tartışmanın ortasında, hiç hak etmediğim cümleleri duydum. Sırf canımı acıtmak için seçilmiş kelimelerdi bunlar. Ve o an şunu fark ettim: Bir insan sizi gerçekten seviyorsa, en kızgın anında bile sizi incitmemeye çalışır. Belki tartışır, belki sesini yükseltir ama asla sizi aşağılamaz. Çünkü sevgi, sadece iyi anların değil; kötü anların da sorumluluğunu taşımaktır.

Birine duyduğunuz şey gerçekten sevgiyse, onu kırmaktan korkarsınız. Ama karşınızdaki kişi sizi en hassas yerinizden vuruyorsa, bu sevgi değil; bu sadece kontrolsüz bir öfke ve saygı eksikliğidir.

O gün anladım ki mesele söylenen tek bir cümle değil. Mesele, o cümlenin arkasındaki zihniyet. Çünkü insan, sinirliyken rol yapamaz. İçinde ne varsa, onu gösterir.

Ve bazen bir tartışma, haftalarca süren güzel anlardan daha öğretici olur. Çünkü size gerçeği gösterir. Karşınızdaki insanın kim olduğunu, size nasıl baktığını, sizi ne kadar önemsediğini.

Artık şuna inanıyorum: Bir insanı tanımak istiyorsanız, ona biraz kızdıracak bir şey söyleyin demiyorum ama hayat zaten bunu sizin yerinize yapıyor. Ve o an geldiğinde gözlerinizi kapatmayın.

Çünkü bazı insanlar en çok, tam da sizi kırdıkları anda kendilerini anlatırlar.