Bu hafta kadın sağlığında çok önemli, ama yeterince konuşulmayan bir konuyu ele alacağız; pelvik sağlığı. Pelvik taban sanılanın aksine yalnızca idrar kaçırmayla ilgili bir konu değil. Öyleyse; pelvik tabanın ne olduğunu, doğum sonrası bedeni nasıl etkilediğini, cinsel sağlıkla bağlantısını ve günlük yaşamda pelvik sağlığını korumak için neler yapılabileceğini öğrenme vakti.
EN ÖNEMLİ DESTEK SİSTEMİ
Pelvik taban denildiğinde çoğu kişinin aklına yalnızca idrar kaçırma gelir. Oysa pelvik taban, kadın bedeninin en önemli destek sistemlerinden biridir. Mesane, rahim ve bağırsakları taşıyan bu kas grubu; günlük yaşam konforundan cinsel sağlığa kadar birçok alanı doğrudan etkiler.
SORUNLAR NORMAL KABUL EDİLİYOR
Kadınlar çoğu zaman pelvik bölgedeki sorunları ‘normal’ kabul ederek yıllarca sessiz kalabiliyor. Özellikle doğum sonrası dönemde yaşanan; idrar kaçırma, vajinal baskı hissi, kronik kasık ağrıları ya da ilişki sırasında rahatsızlık hissi, çoğu zaman olağan sanılıyor. Halbuki bedenin verdiği hiçbir işaret sebepsiz değildir
MESELE YAŞ DEĞİL YAŞAM TARZI
Burada önemli olan nokta, pelvik sağlığını yalnızca ileri yaş problemi gibi görmemektir. Yirmili yaşlarda da, doğum yapmamış kadınlarda da, menopoz döneminde de pelvik taban sorunları görülebilir. Çünkü mesele yalnızca yaş değil; yaşam tarzı, kas koordinasyonu ve bedenin yüklenme biçimidir.
BEDEN SÜREKLİ GERGİN KALIYOR
İlişkilerde fiziksel yakınlık çoğu zaman sadece “an” üzerinden değerlendiriliyor. Oysa gerçek uyum, o ana gelmeden çok önce başlıyor. İnsanların kendi bedenlerini tanımaları, sınırlarını bilmeleri, karşı tarafın fizyolojisine dair temel bir farkındalık geliştirmeleri, ilişkilerin sağlıklı ilerlemesinde büyük rol oynuyor. Birçok çift, ilk yakınlaşmalarında yaşadıkları zorlukları kişisel bir başarısızlık gibi algılıyor. Halbuki çoğu zaman mesele sevgisizlik değil; bilgisizlik, kaygı ve iletişim eksikliği oluyor.
PEK ÇOK ERKEK BUNU BİLMİYOR
Özellikle kadın fizyolojisi konusunda toplumda ciddi eksikler var. Kadın bedeninin rahatlayabilmesi için yalnızca fiziksel değil, psikolojik güven de gerekir. Kadının kendini baskı altında hissetmesi, acele edilmesi, utanması ya da korkması, bedensel kasılmalara yol açabilir. Bu da süreci zorlaştırabilir. Pek çok erkek ise bunu yeterince bilmediği için yaşanan durumu yanlış yorumlayabiliyor.
PERFORMANS BASKISI
Aynı şekilde erkekler üzerinde de ciddi bir performans baskısı var. Erkeklerin her durumda “Ne yapacağını bilen”, “Heyecan yaşamayan”, “Kontrolü kaybetmeyen” biri olması bekleniyor. Halbuki gerçek yaşam böyle işlemiyor. Erkekler de kaygılanabilir, çekinebilir, ilk deneyimlerde zorlanabilir. Bunların hepsi insanidir. Tam da bu yüzden cinsellik yalnızca biyolojik değil, psikolojik ve sosyal bir konudur.
KARŞI CİNSİ TANIMA
Ben gençlerle yaptığım söyleşilerde hep şunu anlatıyordum: “Karşı cinsi anlamaya, tanımaya çalışmak, ilişkiyi kolaylaştırır ve kendinizle olan ilişkinize de katkı sunar.” Çünkü insanlar birbirlerinin bedenine dair temel gerçekleri öğrendiğinde beklentiler daha gerçekçi oluyor. Kaygı azalıyor. Gereksiz korkular küçülüyor. Çiftler birbirini, “Başarması gereken biri” gibi değil, “Birlikte öğrenilen bir yolun partneri” gibi görmeye başlıyor. Ne yazık ki toplumumuzda cinsellik ya tamamen yasaklı bir alan gibi anlatılıyor ya da sadece teknik bir konuya indirgeniyor. Halbuki bu mesele; iletişim, güven, anlayış ve duygusal yakınlıkla doğrudan bağlantılı.
İkili ilişkilerde, evliliklerde özellikle ilk cinsel deneyim öncesinde yaşanan çekingenlik, kaygı, utanma ya da sürece adapte olmakta zorlanma aslında son derece doğal. Çünkü yakınlık dediğimiz şey yalnızca bedenlerin değil; zihnin, duyguların, güven hissinin ve öğrenilmiş bilgilerin de bir araya geldiği çok katmanlı bir süreç. Buna rağmen toplumumuzda cinsellik hâlâ çoğu kulaktan dolma bilgilerle şekilleniyor. Oysa ben şuna inanıyorum; cinsel bilinç yükseldikçe ilişkiler daha sağlıklı, daha güvenli ve daha huzurlu hale geliyor.
BEDENSEL FARKINDALIK ÖNEMLİ
Bu nedenle yıllar boyunca üniversitelerde ‘Karşı Cinsin Yanındayım’ isimli bilgi içerikli söyleşiler yaptım. Çünkü gençlerin çoğu, kendi bedenini bile tam anlamıyla tanımadan yetişiyor. Karşı cinsin fizyolojisini bilmek ise çoğu zaman uzak bir ihtimalden de uzak kalıyor. Halbuki bir ilişki içerisinde yalnızca duygusal yakınlık değil, bedensel farkındalık da çok önemli.
‘KARŞI CİNSİ TANIMALISIN’
Bir kadın, erkek bedeninin çalışma biçimini kabaca da olsa bilmeli. Bir erkek de kadın bedeninin yalnızca dışarıdan görünen kısmını değil, fizyolojik gerçekliğini anlayabilmeli. Çünkü kadın bedeni yalnızca ‘hazır’ ya da ‘değil’ şeklinde çalışan mekanik bir yapı değildir. Kaygı, stres, korku, baskı, utanma hissi kadın bedeninde doğrudan fiziksel gerilime dönüşebilir. Aynı şekilde erkekler de performans kaygısı yaşayabilir, heyecan nedeniyle sürece adapte olmakta zorlanabilir. Bunların hiçbiri ‘anormal’ değildir. Bunlar insan olmanın doğal parçalarıdır.
NEZAKET VE ANLAYIŞ
İlk deneyimlerde çiftlerin birbirine karşı nazik, sabırlı ve anlayışlı olması çok kıymetlidir. Çünkü beden, güven duyduğu yerde rahatlar. Güvenin olmadığı yerde ise en büyük problem çoğu zaman bilgisizlikten kaynaklanan korkulardır. Toplum olarak yıllarca cinselliği yalnızca ‘yaşanacak bir şey’ gibi gördük ama konuşulması, öğrenilmesi, anlaşılması gereken bir alan olduğunu ihmal ettik. Oysa bilgi, utanmayı azaltır. Bilgi, korkuyu küçültür. Bilgi, iki insanın birbirine daha sağlıklı yaklaşmasını sağlar.
Ergenlik sürecinde ebeveynler için en zorlayıcı başlıklardan biri, bu değişime nasıl eşlik edeceklerini bilememektir. Ne kadar müdahil olunmalı, ne zaman geri durulmalı, çoğu zaman net değildir.
İKİ İHTİYAÇ BİR ARADA
Kız çocukları, bu dönemde hem anlaşılmak ister hem de kendi alanlarını korumaya çalışır. Bu iki ihtiyaç bir arada var olur. Bu yüzden bazen yakınlaşma, bazen mesafe görülür.
İLETİŞİMİN ŞEKLİ
Burada belirleyici olan kurulan iletişimin şeklidir. Sürekli yönlendiren ya da kontrol eden bir dil, çoğu zaman geri çekilmeye neden olur. Bunun yerine açık, yargısız ve sade bir iletişim kurmak süreci daha sağlıklı ilerletir.
DENGEYİ GÖZETMEK
Bilgi vermek önemlidir ama her bilgiyi aynı anda ve yoğunlukta sunmak gerekli değildir. Çocuk hazır oldukça, ihtiyacı kadarını duymak ister. Bu dengeyi gözetmek, güven duygusunu güçlendirir.
SÜRECE EŞLİK EDİLMELİ
Ergenlikte beden değişirken, bedenle kurulan ilişki de yeniden şekillenir. Aynaya bakmak artık sadece bir alışkanlık değil; bazen sorgulamanın, bazen de karşılaştırmanın bir parçası haline gelir.
RAHATSIZ EDEBİLİR
Kız çocukları bu dönemde kendi bedenlerini daha dikkatli incelemeye başlar. Göğüslerin büyümesi, kalçaların belirginleşmesi ya da ciltte oluşan değişimler, zaman zaman rahatsızlık hissi yaratabilir. Çünkü değişim hızlıdır ve her zaman beklenen yönde ilerlemez.
EN SIK KARŞILAŞILAN
Bu noktada en sık karşılaşılan durumlardan biri, kendini başkalarıyla kıyaslamaktır. Aynı yaş grubundaki diğer çocuklarla yapılan bu karşılaştırmalar, beden algısını doğrudan etkiler. Oysa her bedenin gelişim hızı ve sırası farklıdır.
KENDİNİ KABUL ETME
Beden algısının bu dönemde şekillenmesi, ilerleyen yıllar için de belirleyicidir. Bu yüzden ergenlik, yalnızca fiziksel bir büyüme süreci değil; aynı zamanda ‘kendini kabul etme’ yolculuğunun da başlangıcıdır. Burada önemli olan, bedeni bir sorun alanı gibi değil; değişen ve gelişen bir yapı olarak görebilmektir. Çünkü beden, olması gerekeni kendi zamanı içinde zaten yapar.
YARIN: EBEVEYNLER BU SÜRECE NASIL EŞLiK ETMELi?
Ergenlik sürecinde en çok zorlayan şeylerden biri, değişimin yalnızca bedende kalmamasıdır. Beden dönüşürken, duygular da yer değiştirir. Daha önce tanıdık gelen hisler farklılaşır, bazen yoğunlaşır, bazen anlaşılması güç hale gelir.
DUYGUSAL DALGALANMALAR
Kız çocuklarında bu dönemde duygusal dalgalanmalar sık görülür. Bir gün çok mutlu hissederken, kısa süre sonra içe kapanma, huzursuzluk ya da öfke ortaya çıkabilir. Bu değişimler çoğu zaman dışarıdan ‘abartılı’ gibi algılansa da, aslında içerideki hormonal hareketliliğin doğal bir yansımasıdır.
MAHREMİYET İHTİYACI
Bu süreçte mahremiyet ihtiyacı belirginleşir. Oda kapısını kapatma isteği, yalnız kalma arzusu ya da bedenini daha fazla koruma eğilimi artar. Bu, uzaklaşma değil, kendi alanını tanımlama çabasıdır.
ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ
Arkadaşlık ilişkileri de dönüşür. Daha önce oyun temelli olan ilişkiler, yerini paylaşımın ve anlaşılma ihtiyacının daha yoğun olduğu bağlara bırakır. Kabul görmek, ait hissetmek ve anlaşılmak, bu dönemin merkezine yerleşir. Bu yüzden ergenliği yalnızca fiziksel değişimlerle sınırlı görmek eksik kalır. Çünkü içeride yaşanan duygusal hareketlilik, en az bedendeki değişim kadar belirleyicidir.
Bu hafta çocuklarımızın ergenliğini etraflıca konuşalım istiyorum, ne dersiniz?
KIZ ÇOCUKLARINDA SÜREÇ
Ben kendi alanımın doğal akışı gereği daha çok kız çocuklarının ergenlik sürecine temas ediyorum. Bu yüzden bu yazıda anlatılanlar, özellikle onların bedeninde olan değişimlere odaklanıyor. Ergenlik dediğimiz dönem, çoğu zaman sadece dışarıdan fark edilen değişimlerle anlatılıyor. Oysa mesele yalnızca görünüm değil; bedenin kendi içinde kurduğu yeni düzenin yavaş yavaş ortaya çıkması. Gözle gördüklerimiz, içeride olanların bir yansıması
BEDENİN FORMU DEĞİŞİR
Kız çocuklarında bu süreç genellikle göğüs gelişimiyle başlar. Ardından bedenin formu değişir; kalça belirginleşir, yağ dağılımı farklılaşır. Boy hızla uzar, sonra daha dengeli bir noktaya gelir. Aynaya bakıldığında görülen beden, birkaç yıl öncesine benzemez. Ciltte değişimler ortaya çıkar. Yağlanma artar, sivilceler görülebilir. Saçın yapısı farklılaşır. Terleme artar, vücut kokusu değişir. Beden, çocukluktaki sade halinden uzaklaşıp daha belirgin bir görünüm kazanır.
İÇERİDE OLANLAR
İçeride ise hormonal sistem aktifleşir. Vajinal akıntı başlar; çoğunlukla beyaz ya da saydamdır. Ardından adet döngüsü eklenir bu sürece. İlk zamanlarda adet döngüsü düzensiz ilerler. Bu durum, bedenin kendi dengesini kurma aşamasında olduğunu gösterir ve sürecin doğal bir parçasıdır. Zamanla bu döngü daha düzenli bir hal alır. Tüylenme de bu dönemde belirginleşir. Koltuk altı, genital bölge ve bacaklarda görülen tüyler, bedenin değişiminin en görünür taraflarından biri haline gelir
AYNI HIZDA İLERLEMEZ
Ne zamandır üstüne birkaç kelam etmek istediğim bir konu var; kadınların istemedikleri evliliklerde neden kaldıkları üzerine. Çünkü dışarıdan bakıldığında birçok hikaye fazla kolay yorumlanıyor. İnsanlar bir ilişkinin iç yüzünü bilmeden, bir kadının yaşadıklarını tercih sanabiliyor. Oysa çoğu kadın sevgiden değil; korkudan, yorgunluktan, yalnız kalma ihtimalinin kaygısından ve yeniden hayat kurmanın ağırlığından dolayı kalmaya devam ediyor.
BELİRSİZLİK KORKUSU
Psikoloji bize şunu söylüyor; insan sadece sevdiği yerde kalmaz. İnsan, alıştığı yerde de kalır. Çünkü beyin tanıdığı acıyı, bilmediği ihtimale çoğu zaman tercih eder. Bu yüzden bazı kadınlar kırıldıkları yerde kalmaya devam ederken aslında sevgiden çok belirsizlik korkusuyla mücadele eder.
SADECE BİRLİKTELİK DEĞİL
Bir evlilik sadece iki insanın birlikteliği değildir; aynı zamanda ekonomik düzen, aile sistemi, çocukların rutini, sosyal çevre ve kimlik duygusudur. Özellikle kadınlar için yuva kuran taraf olma yükü hâlâ çok güçlü maalesef. Boşanma sonrası zorbalık, şiddet ve baskı da gözle görülecek kadar büyük ve kadınlar çoğu zaman korumasız bırakılıyor.
ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK
Bilimsel çalışmalar, uzun süreli duygusal stres altında kalan insanların karar alma mekanizmalarının zayıflayabildiğini gösteriyor. Sürekli eleştirilen, değersiz hissettirilen, yok sayılan bir kadın zamanla kendi sezgisine güvenmemeye başlayabiliyor. Buna psikolojide ‘öğrenilmiş çaresizlik’ deniyor. İnsan bir süre sonra çıkış yolu olsa bile çıkamayacağını düşünmeye başlıyor. Çünkü zihni sürekli aynı cümleyi tekrar ediyor; ‘Belki düzelir… Belki ben abartıyorum… Belki de sorun bendedir.’
