Eylül ve sonbahara giriş: Bu ay ne yapılır?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Ömrümüzde görmediğimiz türden bir yaz geçirdik. "Yaz" derken bile insan bi' duraksıyor. Bırakın denizi, güneşi; yeteri kadar patlıcan kızartması ve karpuz bile yememişiz gibi gelmiyor mu size de? Manavlarda hala yaz meyveleri var ama insanlarla olduğu gibi meyvelerle de küsmüşüz, aramıza yollar, yabancı kollar girmiş gibi. Bu düşüncelerimin bir ucu coronaya dayanıyorsa, diğer bir ucu da eylül depresyonu! Malum, bu biraz hassas ve ilgi isteyen bir ay. Twitter'da adına hashtag açılıp şiirler düzülür, Başak gibi temkin isteyen bir burca ev sahipliği yapar, dikkatle ele alınmazsa insanı kedere sürükleyebilecek kudrettedir. Genellikle yazdan kalma pişmanlıkları yüklendiğimiz, şöyle bir ayıldığımız, hayal kırıklıklarını, hüzünleri karşımıza alıp arındığımız, kişsel terapi zamanlarıdır. Artık yüzleşelim: EYLÜLDEYİZ. Yavaş yavaş gölgeler uzuyor, günler kısalıyor. Kısaldıkça da bizi kapana kıstırıp kendimizden kaçamayacak noktaya getirecek.  

Eski sonbaharlar

Eylülün ilk günlerinde aklıma, yukarıda gördüğünüz 'Seine'de Sonbahar' adlı resim geldi. Bu resmi yapabilmek için Monet, nehrin ortasına 'yüzer atölye' kurmuş. Bir tekne gibi düşünün yani... Arkadaşı Manet'in, kendisi ve eşi Camille'i bu teknede çizdiği bir resim daha var hatta. 

Bizim topraklarda da benzer sonbaharlar yaşandı. Ahmet Haşim, meşhur 'Sonbahar' şiirinde şöyle der:

Bir taraf bahçe, bir tarafta dere

Gel uzan sevgilim benimle yere

Suyu yakuta döndüren bu hazan

Bizi gark eyliyor düşüncelere.

Sonbaharı teknede resim yaparak veya sevgiliyle çimenlere uzanarak geçiren o insanlar bize bir Netflix karakteri gibi geliyor artık. Romantik, uçarı, pervasız... Böyle düşünmekte çok da haksız sayılmayız aslında. Neticede evde süveter giyip Atiye'nin yeni sezonunu bekleyerek geçireceğimiz bir eylül bekliyor hepimizi. Sonbahar artık bildiğimiz gibi değil. Her zamankinden daha yalnız, daha ölü. Akşam serinliğinde şöyle bir Karaköy sahiline inip denize bakmak değil mesela, Gülhane'de yaprak ezerek yürümek değil, Büyükada'daki Eskibağ'a sığınıp palamut siparişi beklemek değil, Yıldız'da Abdülhamid'i düşleyerek "Eskiden buralarda zürafa varmış" hikayeleriyle hayallere dalmak da değil. Basbayağı, dümdüz, sadece ev ve yalnızlık. 

Güncelleme: Sonbahar 2020

Ev ve yalnızlık kelimeleri birleşince de akla gelen şeyler malum: Uzun okuma seansları, binge-watch eğlenceleri, mutfakta geçirilen yarı-günler, egzersiz niyetine de bol bol bulaşık makinası doldurup boşaltmak... Neyse ki bazı yardımcılarımız var da sırtımız yere gelmiyor. Bunlardan biri, uzun okuma seanslarımıza yardımcı olmaya gelen Ayfer Tunç. Yeni romanı 'Osman', bir tür çöküş hikayesi anlatıyormuş. Zamana ve ruhumuza uygun yani!

Bununla beraber Nedim Gürsel yetişiyor imdada. Osmanlı döneminde yaşayan saf bir oğlanı anlatan romanı 'Aşk ve İsyan' bu ay çıkıyor. Eylülde herkes Murathan Mungan'ın 'Hamamname'sini konuşacak ama bu iki romanı da kaçırmayın bence.

Binge-watch adına da eylül pek bereketli geldi.

  • Behzat Ç.'nin antikahramanı Ercüment Çözer (Nejat İşler), kendi dizisiyle BluTV'ye dönüyor. Dizinin adı 'Saygı' olacak ve bu isme uygun olarak görgü ve şiddet gibi toplumsal olaylar ele alınacak.
  • Ozan Güven olayından sonra yerine dahil olan Onur Saylak ile de Babil, bu ay geri dönüş yapıyor.
  • Atiye'nin yayın tarihi 10 Eylül.
  • Ken Kesey'in 'Guguk Kuşu' romanındaki hemşire karakterinden esinlenerek yazılan Netflix'in yeni dizisi 'Ratched' radarımda. Tarih, 18 Eylül.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder