Bundan böyle ‘POSTA’dayım

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News
Değerli okurlar, hepinize merhaba… Aranızda eski okurlarım varsa onlara, bir kez daha merhaba…
 
Gazeteler durak, gazeteciler de yolcu gibidir.
 
‘Cumhuriyet’ti, ‘Günaydın’dı, ‘Güneş’ti, ‘Bulvar’dı, ‘Tercüman’dı, ‘Meydan’dı, ‘Gözcü’ydü, Bizim Anadolu’ydu, turktime’dı derken, bizim otobüs, bu kez de en büyük durakta durdu: POSTA…
 
Bu ne demek?
Bundan böyle ‘POSTA’dayım demek.
 
Bu benim açımdan tarifsiz mutluluk.
 
Niçin?
40 yıllık gazeteciliğimin 17 yılını geçirdiğim, severek çalışıp, üzülerek ayrıldığım Doğan Medya Grubu’na uzun bir aradan sonra geri döndüğüm… Türkiye’nin en yüksek tirajlı gazetesinin siz değerli okurlarıyla birlikte olmaya başladığım için.
 
Evet, ekonomiden siyasete her alandaki önemli gelişmeleri bundan böyle POSTA okurları için yorumlayacak… İşçi, memur, emekli gibi her kesimden vatandaşın sesi olmaya çalışacağım.
 
Hadi başlayalım…

*

Vaziyet!

Sonunda gidip kapılarını çalacağım…
Kimlerin mi?
İktidar ve muhalefet mensubu politikacıların…
Niye mi?
Aralarındaki herkesçe malum kavgaya son verip, geçim sıkıntısıyla pençeleşen vatandaşların derdine derman olmaya çalışsınlar diye…
Galiba farkında değiller.
Neyin mi?
Kendi sorunlarıyla, milletin sorunlarının aynı olmadığının!
Özellikle de işçi, memur, emekli gibi dar ve sabit gelirli milyonlarca vatandaşla…

Mesela işçi emeklileri…

Nedir ortalama maaş miktarı?
Şudur:
1600 lira…
Nedir, açlık sınırı?
Şudur:
1997 lira…
Bu ne demektir?
Milyonlarca işçi emeklisi, aileleriyle birlikte ‘açlık sınırı’ altında yaşıyor, sağlıksız bir yaşam sürüyor demektir.
Başka ne demektir?
1500-1600 liralık maaşlarla insanlar, elektrik yerine mum yaksa… Su faturası ödememek için gidip derede yıkansa… Telefon parası vermemek için posta güvercini kullansa… Tramvay ücretinden kurtulmak için, tabanvaya talim etse yine de geçinemez, sağlıklı yaşam süremez demektir.
 
Neden mi?
‘Açlık sınırı’nı oluşturan rakam, asgari düzeydeki beslenmeye (zorunlu gıda) yetecek paranın miktarıdır da ondan.
 
Açlık sınırının 1997 lira (medyaya yansıyan rakamlara göre) olduğu günümüzde, 1600 liralık maaşın en azından 750 lirasını ev kirasına veren bir insanın, geriye kalan 850 lira ile bir ay boyunca kendisini ve ailesini sağlıklı şekilde doyurmasına imkan var mı bayanlar-baylar?
 
‘Var’ diyene tavsiye ederim.
 
Neyi mi?
Akıl hastalıkları hekimine başvurmasını!
 
Bazıları diyecektir ki;
Madem öyle nasıl geçiniyorlar, nasıl karın doyuruyorlar?
 
Ben de diyeceğim ki;
Çalışmamaları gereken yaşta çalışarak… Direksiyon sallayarak… Oto parklarda kahyalık yaparak… Cadde kenarlarında işporta tezgahı açarak… Bir sandık limonu sırtlayıp pazar yerlerini dolaşarak… Otobüs, metro-metrobüs duraklarında soğuk su-kağıt mendil-yara bandı satarak!
 
Sakın ola ki ‘abartı’ diye düşünülmesin, eli-ayağı tutan düşük maaşlı emekliler için vaziyet ne yazık ki böyledir.
 
Ve emekli geçmişten günümüze bu çileyi çekmektedir.
 
Avrupa’nın emeklileri yaşamlarının son baharını o ülke senin, bu ülke benim gezerek-eğlenerek geçirirken, bizim emeklilerimizin çoğu günlerini ayın sonunu nasıl getireceklerini düşünmekle geçiriyor be!
 
Şayet, bu konuda önemli bir adım atan AK Parti Hükümeti, geçtiğimiz süreçte, düşük maaşlı emeklere ‘intibak zammı’ yapmamış olsaydı, durum çok daha vahim olurdu.
 
Şimdi ne yapılmalı?
Kalıcı çözüm sağlanmalı, bir kaynak oluşturularak maaşlar mutlaka günün koşullarına uygun rakamlara yükseltilmelidir.
 
Bunun başkaca yolu yok!
 
‘Açlık sınırı’ altında maaş olur mu?
 
Olmaz, olmamalı…
Mantıken de vicdanen de!
 
Dedim ya politikacıların artık aralarındaki kavgaya son vererek, hep birlikte, ülke nüfusunun büyük önemli bir bölümünü oluşturan emekli kesiminin sorunlarına çözüm aramalıdır.
 
Peki ya emekçi kesimi?
Sonraki yazılarımızda, sıra onlara da gelecek.
 

Hep kahır, hep kahır...

İnsanlar gülüyordu de 
Trende, vapurda otobüste
Yalan da olsa hoşuma gidiyor söyle
Hep kahır, hep kahır, bıktım be!
(Cem Karaca)
 

 

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder