Silahsız vahşet!

AA
Değerli okurlar, bugün bu sütunda, işçi, memur ve emeklinin sorunları ile siyasetteki gelişmelere değil, trafik kazalarına ilişkin bir yazı okuyacaksınız. Çünkü, verilen kayıplar, dehşet verici boyutlarda...  

*
Türkiye’de yılın 9 ayında kaç trafik kazası meydana geldi dersiniz?
50 bin mi?
Hayır.
100 bin mi?
Hayır.
Peki ya kaç?
İşte rakam:
306 bin 813.
Gelelim işin en dehşetengiz yönüne…
Sayısı inanılır gibi olmayan bu kazalarda, kaç insan yaşamını yitirdi?
500 mü?
Hayır.
1000 mi?
Hayır.
Peki ya kaç?
İşte rakam:
2 bin 722.
Bunun adı, vahşettir!
Bu silahsız vahşetin sorumluları kim?
Büyük bölümü, yitirilmelerine neden oldukları canlarla birlikte kendileri de ölen insanlar.
Bu ne demek?
Uzmanların da deyimi ile trafik kazalarının yüzde 90’dan fazlası, sürücü hatasından kaynaklanıyor demek!
Ne gibi?
Aşırı hız, hatalı solama, şerit ihlali, uykusuz araç kullanma, kabak lastikle yola çıkma, ışıklara uymama gibi.
İngiltere ile Arjantin arasındaki tanklı-toplu, füzeli-roketli ‘Falkland Savaşı’nda ölü sayısı neydi biliyor musunuz?
İşte rakam:
1010.
Yani, bizdeki 8 aylık trafik kazalarda ölenlerin yarısından da az!
Uzun sözün kısası, nice ocakları söndüren… Nice ana-babaları evlatsız, nice çocukları ana-babasız bırakan bu vahşete ‘dur’ denilmelidir.
Nasıl?
Trafik kurallarına uyularak…
Yani, şehir içi caddelerin, şehirlerarası karayollarının domates tarlası, araçların içindekilerin de patates çuvalı olmadığının bilinciyle hareket edilerek.
Çünkü trafik kazaları sadece polisiye tedbirlerle önlenemez.
Niçin?
Her sürücünün yanına, bir trafik polisi oturtulamayacağı için!
Hani bu konudaki haberlerde çizim ürünü resmi de konulan ‘trafik canavarı’ndan söz edilip durulur ya…
O canavar, insan beyninin bir köşesindedir.
Bu nedenle, her sürücü aracının kontak anahtarını çevirmeden dikiz aynasına bakarak kendi kendine şunu söylemelidir.
“Ben canavar değil, insanım. Kendi canı ile birlikte diğer insanların canını da düşünen bir insanım.”
 
XXX
 
İŞSİZLER GÜNÜ
 
İşsiz Ahmet, kendisi gibi işsiz arkadaşı Mehmet’e şöyle demiş:
“Anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, gibi keşke işsizler günü de olsa!”
Ardından eklemiş:
“Hiç değilse senede bir gün hatırımızı soran, hediye alan olur!”
Mehmet merakla sormuş:
“Boş ver hediyeyi, işe alan olur mu?”
 

Sıradaki haber yükleniyor...