Balkonlar...

18 Mayıs 2013, Cumartesi 05:00
AA

İzmir kızı doğmanın, İzmir kızı olmanın vazgeçilmez bir parçasıdır balkon yaşamı. Ajda’nın ‘Petrol’ ile Eurovizyon’a katıldığı cehennem sıcağı gecelerde, balkonda yaşardık tüm mahalle... Asfaltın gündüz alevini, gecenin karanlığı soğutamaz iken, sağdan-soldan duyulmaya başlayan masa kurma sesleri arasında, tek tek yanardı balkon ışıkları... Güneşi kesen brandalar dip dibe balkonların akşam mahremiyetini de sağlardı... Sokakta olmayan esintiyi balkona uzatılan vantilatörlerden umardık. Genzi yakan patlıcan-biber kızartması kokusuna “Haydi sağlığınıza” temennileri eşlik ederdi.

Annelerin kloş etek üstüne, yarım önlük bağladığı, kızların beş taş oynadığı yıllarda, balkonlar yaşamdı. Balkon demirine bağlı ipin ucundaki sepet bile gözümün önünde. Ekmek konulunca kirlenmesin diye, beyaz kağıt seriliydi içinde. Bu kadar ihtimama karşın, bakkal ekmeği hep gazetenin arasına sokardı. Düşünün ki, baskı mürekkebinin masmavi izinin kaldığı zamanlardı. Çiçek saksıları ile çocuklar arasında adı konmamış bir ‘yaşam alanı’ savaşı sürerdi balkonlarda. Ah o saksılar yok mu? Annelerin sessiz/sözsüz yarışması idi adeta. Kaç sakız sardunya, kaç küpe çiçeği... Gül de büyümüş mü, ne? Belki de bahçeye ekmeli artık. Özlüyorum. Ha, bir de saksıda çiçek yetiştiriyorum. İzmir balkonu misali...


Günü olmaz ama...


Yarın ‘Anneler Günü’.
- Kimseden isteyemediklerimizi istediğimiz,
- Yanında yaşımızı unuttuğumuz,
- Hastayken çorbasını düşlediğimiz,
- Duasını an be an aldığımız kadınların günü.

Uzakta olanlara sevgi, ebediyette olanlara dua, varılacak mesafede olanlarına kucak verelim... Sevgimiz ve minnetimiz ile, yan yana... can cana...

Çocuk gelinler

Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) Türkiye’de 2012 yılında evlenen kız çocuk sayısının 42.000 olduğunu açıkladı (yazı ile tam KIRK İKİ BİN)! Geçtiğimiz yıl tam kırk bin kız çocuğunun, minnacık içleri, küçücük rahimleri, büyümekte olan kemikleri, olgunlaşmamış bedenleri; yatağa, tarlaya, ev işine, gebeliğe mahkum edildi. Hem de ömür boyu. “Gönlün var mı kınalı kuzum?” diye sorulmasını zaten beklemiyorum ama en azından “Kendi rızan ile varır mısın?” diye sormak gerekir. TUİK verilerine göre, bölgesel dağılımlarda ortaya çıkan tablo, ülkenin batısında çocuk gelinlerin sayısının yok denecek kadar az olduğunu gösteriyor. Maalesef Doğu’da bu oran oldukça fazla. Devlet/millet eliyle; kız çocuklarımızın, okula değil, kocaya verilmesine bir çare bulmalıyız. Yoksa, çocuk gelin dramlarından çıkan 3. sayfa hikâyelerini okur, dururuz çaresizce.

Gezi Parkı > Topçu Kışlası

Gezi Parkı büyüktür Topçu Kışlası, diyerek başlayalım söze. Argümanı, sadece yok olacak 606 ağaç çerçevesine de oturtmayalım. Evet, ağaçların yok olması bizim için ciddi bir problem ama belli ki ısrar mercileri aynı fikirde değil. Zaten de yeni havaalanı ve 3. köprü projeleri ile ortaya çıkacak olan ağaç katliamının boyutu Gezi Parkı’na nazaran çok daha büyük! Üstüne üstlük, bir de Taksim’de yaşamıyorsak, bize ne Gezi Parkı’ndan, değil mi? Öyle değil işte!

Çünkü Taksim hepimizin! Gezi Parkı da, Taksim Meydanı da, İstiklâl Caddesi de bizim. “Biz buraları hep AVM yapacağız. Bundan sonra Taksim’e sadece taraftar çıkar, o da ancak spontane çıkar” demek, zayıf bir argümandır. “Gezi Parkı küçüktür, bakımsızdır, ağacı azdır, güvercini çoktur, bankı kırıktır, çimeni soluktur” derseniz; “Yine de kabulümüz” cevabını veririz. Ama İstanbul gibi bir şehre yakışan, koskocaman bir Gezi Parkı ve koskocaman bir çevre düzenlemesi yapmaktır! Kışlalar tarihe, parklar insanlara aittir! Yeni bir dünya, yeni bir Türkiye, yeni bir barış, yeni bir umut denilen süreçlerde; ihtiyacımız olan yeşildir, parktır, iki nefes alacak bir açık alandır. Adı da Gezi Parkı’dır

Sıradaki haber yükleniyor...