Öfkenin şu karanlık çekiciliği

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Öfke son derece çekici bir duygudur. 

Ortaya bir çıktı mı kendimizi koşar adım ona giderken buluruz. Ellerimizi, gözlerimizi üstünden alamayız. Girdap gibi kendine çeker. Ondan başka bir şey düşünemeyiz. Sanki büyülenmiş gibi, o ne derse yaparız. Adeta karar alma ve rasyonel davranma mekanizmalarımız, görünmez eller tarafından devre dışı bırakılmıştır. 

Öfke, tıpkı sel gibi, birden bastırır ve gider.

Gider… Ama arkasında hasar bırakır, öyle gider. Yaşadığımız, hissettiğimiz bir öfke patlaması deneyimi zihnimizde bedenimizde yer eder. 

Beden bazen öfkeden taş kesilir, adeta donar

Öfkeyi sadece zihnen yaşamayız, tüm bedenimiz de bizimle yaşar. Karaciğerimiz, karnımız, kalbimiz, bağırsaklarımız, ciğerlerimiz, böbreklerimiz, kaslarımız, tüm fasya dokumuz ve elbette sinir sistemimiz. Yaşadığımız her duygu, ama özellikle de öfke gibi çok güçlü duygular tüm bedenimize yerleşir.

Öfkeliyken ellerimizin titremesi, ses tonumuzun değişmesi, karnımızdaki hisler, kalbimizin atışı hep bedenimizin öfkeyi deneyimlemesi sonucu ortaya çıkan tepkilerdir.

Beden, bazen öfkeden taş kesilir, adeta donar ki bu da aslında bedenin öfke esnasında çok güçlü duygular yaşadığını gösterir. Beden o kadar güçlü ve zorlayıcı bir hal ile yüz yüzedir ki kişinin sinir sistemi bu hal ile başa çıkamayacağını düşünür ve onu geçici bir süre için adeta “dondurur”.  

Yaşadığımız bir öfke halini zihnimiz de arşivlerine yerleştirir. 

Okuma Önerisi: MINDFULNESS 101

Benzer haller daha da güçlenerek tekrar yaşanır

Tıpkı bir film sahnesinin kameraya kaydedilmesi gibi kelimesi kelimesine zihin kaydeder. O öfke sahnesini bilinçli zihnimiz bazen kayıtlarında tutar bazen de kayıtlarından çıkarır ve hatırlamaz. Bilinçli zihnin kayıtlarından çıkardığı o kayıtlar ise işsiz kalmaz ve bilinç dışı kayıtları tarafından işe alınır. 

Hem bilinç kayıtlarında hem de bilinç dışı kayıtlarında yerini alan öfke deneyimleri, durmadan benzer hallerin destekleyicisi, senaristi, provokatörü olur. Benzer haller daha da güçlenerek tekrar yaşanır. Tekrar, tekrar, tekrar… Nasıl mı? Şöyle...

Diyelim ki oğlunuz ya da kızınız bir türlü eve söylediğiniz saatte gelmiyor, üstelik dışarda olduğu sürede telefonunu da açmıyor. Bir, iki, üç hep aynı şey tekrarlanıyor ve siz her seferinde çok kızıyorsunuz. O gün de eve geç bir saatte geldi, siz de bütün öfkenizi kustunuz. Oğlunuz ya da kızınız da cevap verdi, siz daha fazla bağırdınız, en sonunda kavga çıktı, ne siz derdinizi anlatabildiniz, ne de o... Olay sonuca bağlanmadı. Odasına gitti, birkaç gün küs kaldıktan sonra ana baba kalbi vs. barıştınız. Bir hafta sonra telefonu açmama ve eve geç gelme vakası tekrarlandı. 

İşte burada arşivlerdeki kayıtlar devreye giriyor.

Önce bilinçli zihninizin tuttuğu kayıtlardan bahsedelim.

Oğlunuzu ya da kızınızı endişeyle beklerken diyorsunuz ki kendi kendinize “Bu nasıl bir çocuk… Benim ne kadar endişelendiğimi bilmiyor mu… Kaç kere anlattım… Suna Hanım’ın oğlu böyle mi, daha geçen gün aynı konuda kavga etmedik mi?”

Beden de payına düşeni alıyor

Bu son soruyla birlikte zihniniz kaseti tekrar oynatıyor. Geçmiş kavgayı saniyenin yarısı kadar bir sürede, hem ruhen hem bedenen tekrar yaşıyorsunuz. Oğlunuz eve geldiğinde zaten provanızı yapmış olduğunuz için sahneye çıkıyorsunuz ve rolünüzü baştan oynuyorsunuz. Aynı şekilde, belki arka koltuklar rahat görsün diye daha da abartarak.  

Bedeniniz de kendi payına düşeni alıyor. Karnı, kalbi, diyaframı, omuzları, çenesi, kasları, fasyası her şeyi olduğu gibi yaşıyor ve kaydediyor. Öfkeli olduğumuz sırada edinilen gerginlik eğer sistemden atılamazsa başka bir gerginlik olduğunda daha fazla deneyimlenmesine sebep oluyor. Beden, daha önce yaşadığı tecrübelerin tekrarlarını, benzerlerini yaşıyor.

Zihin unutur, beden unutmaz

Bir de bilinç dışımızın tuttuğu kayıtlar var, demiştik. 

İşte asıl önemli olan bu kayıtlar. Hayatımızın erken dönemlerinde yaşadığımız, maruz kaldığımız, tanıklık ettiğimiz ilişki kurma biçimleri, sonraki dönem davranış kalıplarımızı hazırlıyorlar. Hangi duyguya daha meyilliyiz? Öfkeye mi, endişeye mi? Aklımıza hemen kötü bir şey gelmiyor mu? Zorlayıcı durumlarda dengemizi, sakinliğimizi zorlanmadan muhafaza edebiliyor muyuz? Yoksa hemen teslim mi ediyoruz kendimizi ve o zorlayıcı halin peşinden sürükleniyor muyuz?

Biz belki de net hatırlamıyoruz o günleri ama işte kayıtlarımızda var. Biz unutuyoruz ama bedenimiz unutmuyor. Bilincimizin daha derin tabakalarında yer etmiş halde duruyorlar. Bu kayıtlar gündelik hayattaki herhangi bir durumda birden ortaya çıkıveriyorlar.

Öfkeli olmaktan nasıl kurtulurum?

Peki, bu işin bir çaresi yok mu? Söz konusu kayıtlar bizim kaderimiz mi?

Bu konuda haberlerimiz çok iyi, elbette değil.

Öfkeyle başladık, hadi ondan devam edelim. 

Aynı durumlarda sık sık karşılaşıyorsak ve aynı tepkiler göstererek o durumun değişmesini bekliyorsak hayatımız kör bir döngüye girmiş diyebiliriz. Aynı şekilde davrandığımız için olaylar aynı şekilde tekrar eder, o tekrar ettikçe biz de aynı şekilde davranmaya başlarız, böyle sürer gider her şey.

Ta ki bu gidişatı biz durdurana kadar.

Tabi asıl soru şu; alışkanlık enerjisi bu kadar güçlüyken bir bu döngüyü nasıl durdurabiliriz?

Öfkeli olmaktan nasıl kurtulurum?

En etkili yöntemlerden biri meditasyon

Meditasyon yapmak kırmak istediğimiz döngülerin gücünü zayıflatmakta müthiş bir aracıdır.

Aniden kapıldığımız öfkeli hallerimiz, durduramadığımız endişelerimiz, değiştiremediğimiz alışkanlıklarımız üzerinde çok etkilidir.

Hareketsiz ve sessiz bir biçimde meditasyona oturduğumuzda zihnimizle tepkilerimiz arasında bir boşluk oluşturmuş oluyoruz. 

Nasıl mı?

Meditasyon sırasında zihnimizden geçen duyguları, düşünceleri temsili gündelik hayatımız olarak ele alalım.

Hani diyoruz ya “Meditasyon yapamıyorum, çünkü aklıma bir sürü kötü duygu, düşünce geliyor”, işte aklımıza gelen bu duygu ve düşünceler bizim eğitmenlerimiz aslında. Diğer taraftan meditasyonda rahat bir şekilde oturmak için ön hazırlıklar yapmak bir hayli işe yarıyor. Kısa esneme hareketleri yapmak, bulunduğunuz odayı havalandırmak, Palo Santo gibi doğal tütsülerle odanızın havasını tazelemek, kısa bir nefes çalışması yapmak ve sonra meditasyona oturmak, daha sakin bir zihinle meditatif alanda kalmamızı destekliyor.

Sağlıklı bir iletişim için...

Meditasyonda otururken sıkılmamıza, yapmamız gereken işleri hatırlamamıza, yüzleşmeyi ertelediğimiz meselelerin aklımıza üşüşmelerine rağmen, meditasyona son vermemek, sabırla ve dirayetle devam etmek tüm sinir sistemimizi dengeleniyor. 

Aniden gelen bir tetiklenmeyle davranmamak, daha sonra “rasyonel” halinle düşündüğünde seni temsil etmeyen bir karşılık vermemek ve alışkanlık enerjisi ile davranmamak öfke, endişe, kıskançlık gibi gölgeli duyguların girdabına kapılmamızı engeller.

Bizi tetikleyen olay, davranış ve onlara gösterdiğimiz tepki arasına birkaç nefeslik bir ara verebilirsek, gösterdiğimiz tepki “reaksiyon” olmaktan çıkıp “sağlıklı bir cevap” haline dönebilir.

Alışkanlık enerjisiyle aynı şeylere öfkelenmek, aynı reaksiyonları göstermek ve tüm bu sarmaldan bir değişiklik beklemek istediğimiz değişime sırtını dönmekle eşdeğer.

Meditasyonda zihinden geçenleri gözlemlemeyi, onları fark etmeyi öğrenmek gündelik hayatımıza da taşıyacağımız bir nitelik olacaktır. 

Öfkeye hızla cevap vermek yerine öfkelendiğimizi, öfkelendiğimiz anda içimizden geçenleri, kafamızdaki sesin yapmamızı söylediklerini, bedensel reaksiyonlarımızı fark edebilsek gerçek bir dönüşümün kapısını aralayabiliriz.

Duyguları iyi ve kötü diye ayırmak yerine, onları birer elçi gibi kabul etsek, her duygunun iletmek istediği mesaj üstüne düşünsek duygumuzun derinliklerini daha rahat anlayabiliriz belki.

Eve geç gelen çocuğumuza “Benim söylediğim saatte nasıl gelmezsin?” diye bağırabiliriz, ama öfkemizin altında ebeveyn olarak otoriterimizin tanınmaması değil, belki de dışarda başına gelebileceklerden kaynaklanan derin bir endişe var...

Sağlıklı bir iletişim için duygularımızı da sağlıklı bir biçimde anlayabilmemiz gerekli.

Öfkeyi, endişeyi beden de hisseder ve kendi hafızasına alır demiştik. Yoga, dans, yüzme, yürüyüş gibi beden pratikleri bedenlerimizde hapsolmuş bu duyguların hazmedilmesini ve bedenden atılmasını sağlar. Kalça, göğüs açıcı yoga duruşları bedende derin bir rahatlama yaratır. 

Eklemleri, omurgayı her gün kısa süre için de olsa hareket ettirmek kronolojik yaşımızın geriye doğru gitmesini sağlar, bedeni yeniler, canlandırır.

Bedenimizi hareketsiz bırakmak, onu sadece oturan, yatan, birkaç adım atan bir halde kullanmak ona yapacağımız en büyük ihanet.

Duygularımızı anlamamak, sadece dış uyarıcılara ezberimizde olan şekliyle karşılık vermek de kendimize haksızlık…

Çağla Güngör, Mindfulness Koçu

YogaBiz.Pro 

Sıradaki haber yükleniyor...
holder