Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof Dr. Uğur Sunlu: Biz müsilajla 20 yılı aşkın süredir mücadele ediyoruz

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Marmara Denizi’ni etkisi altına alan müsilaj, diğer adıyla deniz salyası, bir anda Türkiye’nin gündemine oturdu. Ne yazık ki bu tehdit sadece Marmara Denizi’yle sınırlı değil. Aşırı deniz kirliliğine bağlı olarak oluşan müsilajın ilk olarak 1955’te görüldüğü İzmir Körfezi’nin, ‘2020 yılı müsilaj haritası’ ortaya çıktı. Son 20 yıldır, arıtma sistemleriyle eski günlerine dönmesi için çabalanan körfezde hala müsilaj riski var. Bunun en büyük nedeni, Gediz nehri ve şehir içindeki derelerin hala arıtma yapılmadan körfeze akması.

İzmir Körfezi’nin 30 ayrı istasyonda, yılda 4 kez su numunesi alınarak izlendiğini ifade eden Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof Dr. Uğur Sunlu, “Ortaya; deniz kirliliği, dolayısıyla müsilajı takip edebildiğimiz bir harita çıkıyor. Bu haritada 4’ün altındaki değerler musilajın olmadığını, kirliliğin sağlıklı boyutlarda olduğunu gösteriyor.

4’ün üzerindeki değerler ise riskli bölgeleri ifade ediyor. 20 yıl öncesine baktığımızda bu harita tamamen kırmızıydı. Şimdi ise belirli aylarda artan, lokal bölgelerde bulunan bir müsilajdan bahsedebiliyoruz. Ancak risk hala devam ediyor” dedi.

DENİZ KİRLİLİĞİ ÜZERİNE ÇALIŞIYORUM

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Deniz kirliliği üzerine ne kadar süredir çalışıyorsunuz? 1966 İzmir doğumluyum. 1983’te Ege Üniversitesi (EÜ) Su Ürünleri Yüksekokulu’na girdim. 1987’de su ürünleri mühendisi olarak mezun oldum. 1987-1989 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü’nde yüksek lisansımı tamamladım. Daha sonra tekrar EÜ’ye döndüm.

Fen Bilimleri Enstitüsü’nde doktoramı yaptım. 1995’te EÜ Su Ürünleri Fakültesi’ne yardımcı doçent olarak atandım. 2016’da profesör oldum. Son 4 yıldır da EÜ Su Ürünleri Fakültesi Dekanı olarak görev yapmaktayım. Son 30 yıldır deniz kirliliği üzerine çalışmalarımı sürdürüyorum. Özellikle İzmir Körfezi’ndeki çalışmalarımız ara vermeden devam ediyor.

EGE DENİZİ’NDE 60 YILDIR GÖRÜLÜYOR

Marmara Denizi’ni etkisi altına almasıyla bir anda gündem olan müsilaj (deniz salyası), Türkiye’de ilk kez mi görülüyor?

Marmara Denizi’nde gözlediğimiz müsilaj ya da deniz salyası, aslında bizim “aşırı alg çoğalması” dediğimiz bir kavram. Özellikle evsel atıklardan kaynaklanan azotun, fosforun ve silisin sulara çok aşırı yüklenmesi sonucunda mikroorganizmalarda aşırı bir artış başlıyor. Ve bu, salya gibi bulutlar halinde denizin üzerinin kaplanmasına sebep oluyor. Çevre Bakanlığı’nın da belirttiği gibi müsilaj; organik bir yapı, tehlikeli atık özelliği taşımıyor. Buna dünya denizlerinde de ülkemiz denizlerinde de yıllardır rastlıyoruz.

Örneğin; Almanya ile İskandinav ülkeleri arasında kalan Kuzey Denizi. Yunanistan ile İtalya arasında kalan Adriyatik Denizi’nde de benzer durum söz konusu. Ülkemize gelince, İzmir Körfezi’nde 1955 yılında ilk defa müsilaj görülmüş. 60 yılı aşkın süredir İzmir Körfezi’nde müsilaj ile haşır neşiriz.

Marmara Denizi’nde kıyı bölgelerinde uzun yıllardır ufak ufak gözlemleniyordu. Yani tehlike geliyorum diyordu. Ancak pandemi döneminde evsel atıkların çoğalmasının ve daha pek çok faktörün de etkisiyle deniz suyu hızla kirlendi ve bu sonuç ortaya çıktı.

50 YILDA KİRLETTİĞİMİZ KÖRFEZİ 20 YILDA TEMİZLEYEMEDİK

Marmara Denizi’ndeki müsilajın, Ege Denizi’ne akması gibi bir ihtimal var mı?

Ülkemiz denizlerinin tamamı birbirine bağlı. 7/24 su akışı var. Dolayısıyla bir etkileşim halindeler. Ancak bizim denizlerimizin ekosistem yapısı birbirlerinden tamamen farklı. Bu yüzden müsilajın Marmara’dan başlayıp tüm denizleri tamamen sarması mümkün değil. Bulaşıcı hastalık gibi bir durumdan bahsetmiyoruz. Topyekûn tüm denizleri saramaz. Zaten Marmara’daki müsilajın önümüzdeki 1 buçuk ay içinde azaldığını, kış aylarında tamamen gündemimizden çıktığını göreceğiz.

Ancak 2022’nin bahar aylarına geldiğimizde, yeniden konuşulmaya başlanacak. Bu boyuttaki bir kirliliğin ne yazık ki bir anda düzelmesi mümkün değil. Siz denizi ne kadar kirletirseniz, deniz de size öyle tepki verir. 50 yılda kirlettiğimiz İzmir Körfezi’ni 20 yıldır tam anlamıyla temizleyemiyoruz. Belli oranlarda yavaş yavaş kontrol edebiliyoruz. Ne yazık ki geri dönüş çok kolay olmuyor.

BALIK YEMEK RİSKLİ DEĞİL AMA MİDYE YEMEMEKTE FAYDA VAR

Bu süreçte balık tüketmek insan sağlığı açısından bir sorun teşkil eder mi?

Balık sürüleri aktif olarak yer değiştirebilen canlılar. Su kalitesi bozulduğu zaman balıklar, o ortamı hızlı bir şekilde, sürüler halinde terkeder. Ortam şartları iyileşene kadar da geri gelmezler. Yani müsilajın olduğu bölgelerde balık nadir görülür. Zaten şu anda ticari balık avcılığının yasak olduğu bir periyottayız.

Bu nedenle balık tüketimiyle ilgili bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Yiyebiliriz. Burada asıl konu, dipte yaşayan ve suyu süzerek beslenen midye, istiridye gibi kabuklu deniz canlıları. Bunları tüketmeyi bir süre için durdurmakta fayda var. Marmara’dan çıkan midyeyi yemek biraz riskli. Ege Denizi için şu an herhangi bir risk söz konusu değil.

İZMİR BU KONUDA TECRÜBELİ

Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi olarak müsilaj konusunda çalışmalarınız var mı?

İzmir Körfezi’ni izleme çalışmalarına sürekli katılıyoruz. Şu anda İzmir Körfezi, 30 ayrı istasyonda, yılda 4 kez su numunesi alınarak izleniyor. Ortaya deniz kirliliği, dolayısıyla müsilajı takip edebildiğimiz bir harita çıkıyor. Bu haritada 4’ün altındaki değerler musilajın olmadığını, kirliliğin sağlıklı boyutlarda olduğunu gösteriyor. 4’ün üzerindeki değerler ise riskli bölgeleri ifade ediyor.

20 yıl öncesine baktığımızda, bu harita tamamen kırmızıydı. Şimdi ise belirli aylarda artan, lokal bölgelerde bulunan bir müsilajdan bahsedebiliyoruz. 1996 yılından bu yana takip yapıyoruz. Bu kadar uzun periyodlu ölçüm, Türkiye denizlerinde çok nadir bölgede var. İzmir’deki üniversiteler; musilaj konusunda çok tecrübeli. Marmara Denizi’nden yeni su yüzüne çıktı ama biz uzun yıllardır bu sorunla mücadele halindeyiz.

DETERJANLAR SALYAYI ARTIRIYOR

Bu sorunla nasıl mücadele edebiliriz?

Deniz kirliliği ile topyekun mücadele etmek şart. Birey olarak bizim de konuya sahip çıkmamız gerekiyor. Şu an tüm vatandaşlarımız; nasıl daha az atık atabileceklerini, nasıl daha az deterjan kullanabileceklerini düşünmeli. Çevreye daha duyarlı malzemeler kullanabilir miyiz? Bunlar üzerine kafa yormamız lazım.

Deterjanlar çok ciddi bir kirlilik yaratıyor. Pandemi süreci bu anlamda denize giden kirliliği çok artırdı. Denizler bu noktaya geldikten sonra, yüzde 100 geri kazanmamız mümkün değil. En iyi arıtma sistemi bile bunu yapamıyor. Bu noktaya gelmeden önce harekete geçmek gerekiyor.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder