Bir gün değil her gün kadınız

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bir gün değil her gün kadınız

Koca bir yıl boyunca erkek şiddetine kurban giden, katledilen yüzlerce kadın ve her yıl A’dan Z’ye herkesin kadın hakları savunucusuna büründüğü bir 8 Mart daha. Bilinenin aksine bugün en pahalı mağazalarda yarı yarıya yapılan indirimlerden, birbirimizi ezerek alışveriş yaptığımız ve hemen her firmanın ‘kadınız güçlüyüz’, ‘kadınlarımızın yanındayız’ vb. türde naralar atarak ‘sözde değer’lerini gösterdikleri, sığ bir anlamdan çok daha fazlasını ifade ediyor 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. 

Şiddetin bin bir tonu

Adına değişim dediğimiz şey, önce var olanla yüzleşmekten geçiyor. Yaşadığımız toplumla, yıllarca biz kadınlara ‘değerlerimiz’ adı altında uygulanan ve sorgusuz sualsiz, nesilden nesile aktarılan kalıp yargılarla yüzleşmemiz gerekiyor. Kadınlıkla-kızlıkla, erkeksi ve kadınsıyla, kadını etek boyundan rujunun rengine, ayakkabısından saç rengine kadar bin bir farklı kategoriye ayıran zihniyetle yüzleşmemiz gerekiyor. Sonra da hesap sormamız. Kimlerden mi? Kullandıkları eril dil ve üsluplarıyla kadınları ikinci sınıf gören siyasilerden. Kadınlara uygulanan şiddeti ‘seven erkek, kıskanan erkek, sahiplenen erkek’ maskeleri ardında meşrulaştıran; kadın ve erkek arasındaki aşkı ve sevgiyi göstermeye tenezzül dahi etmezken, kadına uygulanan şiddetin her türlüsünü, reyting uğruna televizyon ekranlarında milyonlara izlettiren senaristlerden, yapım şirketlerinden ve yapımcılardan. Ders kitaplarından, romanlara, reklam metinlerine kadar kadını ev içine hapseden sözlü, fiziksel her türlü baskı ve zorbalığı kadınlara reva gören her türden uygulama ve içerikle savaşmamız gerekiyor.

Geleceğe borcumuz var

Bizler her gün ölüyoruz. Öldürülmeyecek kadar ‘şanslı ‘ olduğumuzda da kullandığımız toplu taşıma araçlarında ‘orantısız mesafelere’ maruz kalmak, etek boyumuzdan, rujumuzun rengine, çiğnediğimiz sakızdan, vücudumuzun oranlarına kadar varan kalıpların içine hapsediliyoruz. İdealize edilmiş bedenlerimizde sıkışıp kalıyoruz. Sokakta, işte, okulda kısacası birlikte ve ortak yaşadığımız her alanda sözlü ve fiziksel tacizin her türlüsüne maruz bırakılıyoruz. Tüm bu anlattıklarım, ne acıdır ki bir kadının ömründe karşılaştığı şiddetin, yalnızca küçük bir kesitini ifade ediyor. Bizler yaşamı korumak için savaşmak istiyorsak, kadın olarak her birimiz bu savaşı önce kendi içimizde, sonrasında da bizi ikincil olarak konumlandıran, gelenekler ve dini söylemler üzerinden kadını itaatkâr olarak tanımlayan, düşünce demeye bile dilimin varmadığı,  akıl yoksunu hurafelere karşı vermekle yükümlüyüz. Bu her kadının geleceğe borcudur. Sizlere kadınlarda erkekler kadar eşittir anlamına gelen “kadın ve erkek eşittir” sözüyle veda etmeyeceğim. Bana kalırsa bu ifadeyi aklımıza gelen her türlü mecradan çıkarmakla başlayalım. Zira kadının, erkeklerle eşit olduğunu zikretmek bile iki cinsiyeti eşitsiz hale getirmekten daha fazlasına yaramıyor.

Değişim ve dönüşüm kullandığımız dilde, bakış açımızda ve farkında olmakla başlıyor. Tüm bunlar son bulduğunda ‘Dünya Kadınlar Günü’ içi tamamen “tüketim” ile doldurulan, şiddetin, hak mücadelesinin ve haykırışın konuşulduğu bir gün değil, bir bayram günü olur biz kadınlara.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder