Dördüncü jüri üyesi şart!

26 Temmuz 2011, Salı 05:00
AA

Konulu da olsa video filmleriyle kısa filmler arasında ciddi bir birikim farkı vardır. Terminolojiye hakim olmasam da ‘Çek Bakalım’ (atv) isimli yeni programda oynatılan görüntülerin kısa film diye tanıtılması bana tuhaf geldi... Mesela gişe rekorları kırmış, kendi endüstrisini yaratmış ve hatta klasikler arasına girmiş ‘Grease’, ‘Yüzüklerin Efendisi’ gibi yapıtlar üzerinden komedi filmi üretme çabası sektörün devi ABD’de bile çok alkış almaz... Önceki akşam programda kısa film diye gösterilen bu hafiflikler nedense jüriden alkış alınca şerhimi koymadan edemeyeceğim...

[[HAFTAYA]]

Hülya Avşar iyi bir oyuncu ama bir kuramcı değil. Okan Bayülgen iyi bir kuramcı ama sinemacı değil. Hıncal Uluç iyi bir eleştirmen ama sahayı tanımıyor... İyisi mi oraya hem kuramsal hem de fiziksel anlamda sinemayı bilen dördüncü bir jüri üyesinin değişmeli de olsa alınması... Aksi takdirde sinemayı hiç bilmeyen kuşaklar için kısa film diye tanıtılan bu resimler geçidi bir sanat türünü Youtube’de yayınlanan konulu videolar statüsüne indirecek. Bilmiyorum; yapımcıların vicdanı buna elverecek mi?

Eski ekibi topla Serhat!

Ahmet Çakar olmadan ‘Telegol’ (Kanaltürk) tam olarak neye benzeyecek emin değilim. Önceki akşam Mehmet Baransu gediği dolduruyordu. Bir iddiaya göre de Reha Muhtar Ahmet hocanın yerini alacak... Ben bunu büyük bir kayıp olarak nitelemek istemiyorum. Ama genel manzaraya bakarsanız ‘Telegol’ün tadının kaçacağı gün gibi ortada...

Serhat Ulueren bir dönem ‘Telegol’ü zirveye taşıyan efsane ekibi ne yapıp edip ayakta tutmak zorunda... Bunun içine ekip dışı bıraktığı kim varsa (mesela Adnan Aybaba) geri alarak... Ahmet hocanın yerini başka türlü doldurmaya çalışmak boşa kürek sallamanın ekrandaki modeli olacaktır. Dost acı söyler!

Altılı tutkunlarının isyanı!

Altılı ganyan tutkunlarından şikayet var. Tay TV’nin uydu parametrelerinin 15 günde bir değişiyor olması birçoğunu çileden çıkarmış... Nasıl olmasın. Sıradan bir servisi eve çağırıp ayarları yeniden yaptırmak en az 50 TL. Bu ayda iki kere filan yapılsa verilecek olan 100 TL değişikliklerin nedenini bile bilmeyen izleyicinin cebine ekstra bir maliyet yüklüyor... Yarışları yayınlayan kahvehanelerin dışında kim bu uğurda para harcar emin değilim. Olan kanalın izlenirliğine olur, o da yeni yeri bulup da izlenebilirse...

Nihat Doğan’ın kaşesi...

Nihat Doğan eğer katıldığı canlı yayınlardan para istiyorsa, bu bir dönem sonra onu Banu Alkan’ın geldiği noktaya getirecektir. İstese de çıkamaz herhangi bir yayına. Ya da kimin aklına gelirse, gelebilirse oraya koşarak çıkar... Kendi adıma Nihat’ın yayınlara katılmak için para istediğine inanmıyorum. En azından benden istemedi böyle bir parayı.

Sadece yoğun ve yeni albümüne odaklı olduğuna inanmak istiyorum. İnanıyorum da... Peki velev ki istedi. İddia edildiği gibi “50 bin liralık bir bedel alması” konuk olduğu programı reyting olarak zirveye taşımazsa çok ciddi bir kayba neden olacaktır... Çünkü ana akım kanallarda reklamlar reyting karşılığı rakamlara satılır. Reyting yoksa reklam geliri aynı oranda dip yapar... Yeni bir programın bu riske girmek için hakikaten çok para kazanıyor olması gerekir. Ya da sokağa atacak çok parası olması...

Dizinin ismine müdahale etmeli

‘İnsan Aldandı’ isimli STV dizisinde, şeytana uyarak yoldan sapan insanların trajedileri anlatılıyor. STV’nin genel dizi anlayışının çok da dışında değil... Çekimleri iyi, ışıklar ve ses yerinde. Ama kulaklıklı mikrofon takan bir şeytan figürü fazlasıyla fantastik. Üstelik sürekli kaybeden bir şeytan...

Bu arada şeytanın kıyafet seçimi metal müziğe hayranlık duyan kitlenin kıyafet eğilimlerini hatırlattıkça durduk yerde hedef açmanın saçma olduğunu birilerinin hatırlatması gerekiyor sanat yönetmenine... Hadi onu hatırlattık. Bir kez de insanın aldanmasını izlersek fena olmayacağını anlatmamız gerekiyor senaristlere. Çünkü her bölümde kaybeden şeytan olunca dizinin adı da ‘Şeytan Aldandı’ olarak değişmeli bence...

O saatte çocuk filmi olmaz!

‘Süper Köpek’ daha çok çocuk kitlenin dikkatini çekecek bir yabancı film. Yayın saati 23.00 olarak görülüyor. Filmin bitmesi en kısa hesapla en az 00.30’u buluyor... RTÜK’ün çocuklar için ‘Haydi Çocuklar Uykuya’ uyarısı 21.30 itibarıyla başlayıp bitiyor neredeyse. Yani çocukların uykuda olması gereken saatte çocuk filmi yayınlanıyor...

TV izleyicisi içinde çocuk kitlenin belirleyici yönü çok önemli. Kumanda onların elindeyken çekip almak zor. Ama bir yandan uykusuzluk öte yandan ebeveynlere bir çocuk filmi izlemenin dayatılması çıngar koparacak cinsten bir şey... Yayın saatlerinde bu hassasiyetlerin dikkate alınması gerekmiyor mu? Ha, kanal ismi neden vermedim diye soranlar olursa; sadece bir kanal değil ki neredeyse tüm kanallar aynı hatayı yapıyor...

Sıradaki haber yükleniyor...