Sahi o yıllarda SSK'ya ne derdik?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

“Seksenler” dizisinde (TRT) yeni bir polemik yaratıldı bana göre. O yıllarda Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan SSK diye bahsedildiğini kabul etmiyor birileri. Daha çok “sigorta” olarak geçtiğini söylüyorlar kurumun adının. SSK kısaltması 90’lı yıllardan itibaren yaygın kullanıma geçmiş iddialarına göre.

Şimdi bildiğim kadarıyla Sosyal Güvenlik Kurumu yani SGK olarak anılıyor adı geçen kurum. Sahi var mıydı aranızda o yıllarda Sigorta hastanesine SSK hastanesi diyen birileri, hatırlasın da kurtulalım bu kısaltmalı polemikten.
[[HAFTAYA]]

O nasıl tokat sesidir?


Dizilerde müziğin etkisi neyse kullanılan efektlerin etkisi de odur yaklaşık olarak. Bu anlamda son dönemde birkaç istisna dışında tepeden tırnağa bir pespayelik yaşanıyor. Önceki akşam “Arka Sokaklar” dizisinin (Kanal D) tekrarını izlerken sorgu sahnesinde kullanılan tokat efektine bir hayli güldüm. Malkoçoğlu filmlerinden kalma tokat efektiyle dayak yiyen adam hakikaten ortaya komik bir görüntü çıkarıyordu. Haftada bir uzun metrajlı film gibi dizi çekmek kolay değil biliyorum. Ama ne olursa olsun bir ticari iş. Ve malınızı vitrine çıkarınca ne bileyim bir kazaksa mesela, üzerinde kocaman bir defoyla satabilir misiniz? Bunu düşünmesi lazım ilgilisinin...

KADIN KANALI GELİYOR!

TV’de kadın kuşakları neredeyse hüviyeti gibi oluyor yayınlandığı kanalın. O kuşağa ilgi ne denli yüksekse, sonraki saatlerde izleyici biriktirmek o denli kolay oluyor. Bir de tüketici anlamında önemli bu kuşaklar. Onlar ekran başındayken reklam veren daha bir iştahla sarılıyor kuşaklara. Neyse bu teknik girizgahtan sonra haberi de verelim. Yeni bir TV kanalı kuruluyor. Bu kez ihtisas alanı sadece kadın kuşakları ve eğlence olacak. Kanalın başına Beyaz TV’den ayrılan Tayyar Işıksaçan getirilmiş duyduğum kadarıyla. Ve kanal önümüzdeki eylülden itibaren hayatımıza giriyor. Hayırlısı olsun!

Kravatı dolayacak gibiydi!


Önceki akşam sarı lacivert kravatıyla yayına çıkan Enver Aysever’e, “Dört Bir Taraf”taki partnerleri zorlu anlar yaşattı. CNN Türk’teki program beklendiği gibi Nagehan Alçı’nın Enver’e ağır bir şekilde takılmasıyla başladı ve ardından hiç görmediğimiz bir Nazlı Ilıcak portresine tanık olmamızla devam etti. Ilıcak, resmen Galatasaray marşıyla Aysever’i ti’ye aldı. Gündelik meselelerin konuşulduğu programda geçtiğimiz hafta sonu oynanan şampiyonluk maçının konuşulacağını biliyordum ama hakikaten bu kadar gergin ama bir o kadar da renkli bir girizgah olacağını hesaplayamamıştım. Bu arada stüdyo çalışanlarının ağırlıklı rengi sarı kırmızı olunca Enver’in kravatını çıkarıp kalabalığın boynuna top yekûn dolayacağını düşündüm ama yapmadı. Vallahi direnç abidesi gibi bir adammış!

Nazar değmesin aman!

Korkuyorum sevgili okur. Nazar değecek diye elim ayağıma karışıyor. “Öyle Bir Geçer Zaman ki”de (Kanal D) aniden bastıran bahar havası, bir zamanlar arkadaşlar arasında ettiğimiz “Geldi bahar ayları, gevşer gönül yayları” sözündeki geçici durumu resmediyor gibi geliyor bana. İşlerin bu kadar yolunda (!) gitmesi özellikle bu sezonun tamamında gözyaşı çeşmesini andıran dizide biraz eğreti duruyor. Korkum da bu zaten; “Bu kadar mutluluk yeter” deyip aksı yine damara doğru kırmaları senaristlerin. Neyse. Bu arada yeni öğrendiğim bir ayrıntıyı not düşeyim. Dizinin gelecek sezonunda yine ağırlıklı olarak geçmiş zamanı izleyeceğiz. Anladığım kadarıyla senaristler hikayeyi an be an taşımak istiyorlar günümüze. İşleri ve işimiz zor anlayacağınız!

ÖDÜLLER VE TEŞEKKÜRLER!


Ödül sağanağına yakalandım bu hafta. Önce Magazinci.com isimli site CNN Türk’te yaptığım “Burada Laf Çok” programını yılın en iyisi seçti. 11 yıldır dağıtılan bir ödülden nasibini almak önemli, duygulandım. İzleyip de oylayanlara teşekkür ediyorum. Ardından ‘Yılın En İyi TV Eleştirmeni’ ödülü geldi İstanbul Aydın Üniversitesi’nden. Bugün gidip alacağım ödülümü. Bu daha da önemli benim için. Çünkü eleştiriye tahammül edilemeyen bir ortamda eleştirenlerin en iyisi seçilmek hakikaten hoş bir mesele. Ödüller yazdığınızın suya değil, tarihe yazıldığının kamu nezdinde bir sağlaması olduğu için veren ellere teşekkürü borç bilirim.

VAZO KAFADA KIRILIR!


Star’da yayınlanan “Benim Güzel Evim” kimi zaman çileden çıkarıyor beni. Allah aşkına kaçımız evimize hediye alıp gelen birinin hediyesine bakıp beğenmediğimizi söyleyebiliriz ki? Hediye üzerinden puanlamaya gidip “Senin hediyen etse etse 3 puan eder” gibi bir ruh halini hangi psikiyatr açıklayabilir sahi? Ben yarışmacı olsam hediyeme puan veren arkadaşın elinden kaptığım gibi kafaya indiririm o vazoyu. Fazla mı şiddetli bir tepki oldu sahi? Eh öyle puana böyle tabela diyelim o zaman!

Sıradaki haber yükleniyor...
holder