Murat Çelik

12 Ağustos 2022, Cuma 07:00

Anadolu'nun gündemi

İstanbul, İzmit, Dilovası (Kocaeli), Sapanca (Sakarya), İznik (Bursa), Ayvalık, Edremit, Akçay (Balıkesir), Küçükkuyu (Çanakkale), Çeşme, Alaçatı (İzmir), Fındıklı, Pazar, Çayeli (Rize), Merkez, Ardanuç, Şavşat, Borçka, Hopa, Arhavi (Artvin). Ankara dışında geçirdiğim son bir ayda gezdiğim yerler bunlar. Marmara, Ege ve Doğu Karadeniz… Bölgelere özgü öncelikler var elbette ama gündem her yerde aynı. Yerel başlıklarda farklılıklar olsa da vatandaşın gündeminde öncelikli olarak ekonomi ve siyaset var. COVID- 19 pandemisiyse neredeyse hiçbir yerde gündemde değil.

EKONOMİ

Batıda da, kuzeydoğuda da gündemin ilk sırasında ekonomi var. Herkes ilk söz olarak hayat pahalılığından bahsediyor. Kuzey Ege kıyı şeridinde en çok şu cümleyi duydum. “Bizim parası olan kesim Yunan adalarına gidiyor çünkü Euro bazında yeme içme orada bize göre çok ucuz. Diğer taraftan onlar da alışverişe buraya geliyorlar. Euro kazananlar için Türkiye çok ucuz çünkü artık.” Doğu Karadeniz’de ise benzer cümle şöyle kuruluyor: “Geçen seneye kadar biz Gürcistan’a alışverişe gidiyorduk, şimdi onlar buraya geliyor. O zaman bizim 100 Lira 150 Gürcü Larisi ediyordu. Aynı 100 Lira şimdi 15 Lari ediyor.” Bu arada, bölge ekonomisine dair önemli bir not:

Rusya’nın Ukrayna’ya girmesiyle başlayan savaş sebebiyle neredeyse 50 kilometrelik bir TIR kuyruğu var Doğu Karadeniz’de. Türkiye ile Gürcistan’ı bağlayan Sarp Sınır Kapısı’ndan başlayan kuyruk, Karadeniz Sahil Yolu üzerinde, Artvin’in Arhavi ilçesine ulaşıyor ve geri dönüyor.

HAYAT PAHALILIĞI

Bizim gibi büyük şehirden gidenlere, Anadolu’nun ilçelerindeki fiyatlar ucuz geliyor ama işin aslı başka. Şu anekdotla izah edeyim: Artvin’in Ardanuç ilçesinde bir Türk kahvesine, yanında 33’lük pet şişe su ile birlikte 13 TL ödedim. “Burada uygunmuş kahvenin fiyatı. Ankara ya da İstanbul’daki bir kafede 25-30 lira aynı kahve.

Üstelik yanındaki su da böyle tam bir şişe değil, küçük bir bardak” dedim. Kahvecinin cevabı şu oldu: “Abi haklısın ama geçen sene 5 liraydı bu kahve. Şimdi 13 lira. Büyük şehre göre ucuz tabii ama buranın insanına yine pahalı.” Benzer şikayetlerle hemen her yerde karşılaştım. Üretici maliyetlerden dertli. Akaryakıt, gübre, ilaç ve işçi maliyetinin artışından…

09 Ağustos 2022, Salı 07:00

Artvin

Bir haftadır Artvin ve ilçelerindeyiz. Türkiye’nin kuzeydoğu köşesinde, yaklaşık 170 bin nüfusuyla Türkiye’nin en küçük 6’ıncı şehri Artvin. Batısında Rize, doğusunda Ardahan, güneyinde Erzurum yer alıyor.

Kuzeyde Karadeniz’e kıyısı olan Artvin, Ardahan ile birlikte Türkiye-Gürcistan sınır hattını oluşturuyor. Yaylaları, gölleri, vadileri, kanyonları ve ormanlarıyla ünlü Artvin’de yollar hep virajlı. ‘S’ler, hatta ‘Z’ler çizerek, kıvrıla kıvrıla çıkıp aynı şekilde inmek zorundasınız. 9 ilçesi var 8 plaka numaralı ilin.

Karadeniz kıyısında Arhavi, Hopa ve Kemalpaşa. İçeride Murgul, Borçka, Ardanuç, Şavşat, Yusufeli ve Merkez. Her ilçenin demografik yapısı farklı. Artvinlilerin, hemşeri olduklarını duydukları anda birbirlerine sorduğu ilk soru da zaten “Neresinden” oluyor. İlçeyi öğrendikten sonraki soru ise “Hangi köyden?” Ve nihayet “Kimlerdensin?” Türk, Gürcü, Laz, Hemşinli ve Kafkas Romanları Poşalar (Lomlar) bölgenin etnik yapısının parçaları.

ARTVİNLİLER

Artvin’in büyük kısmı ormanlarla kaplı. Endemik bitki örtüsü dünyanın sayılılarından. Flora ve faunası da öyle. Tarıma el verişli toprak az olduğundan, yıllar boyunca çocuklarını çoğunlukla okutmuş Artvinliler.

Siyaset, bürokrasi, yargı, iş dünyası gibi birçok alanda çok sayıda Artvinlinin olması bundan sebep. Artvin dışında yaşayan Artvinlilerin sayısı, Artvin’in mevcut nüfusunun 10 katından fazla diye tahmin ediliyor. Artvinliler birbirlerine çok bağlı insanlar. Bunu çok yakından, aileden biliyorum. Eşim Özlem’in (Akarsu Çelik) annesi de babası da Ardanuç’un köylerinden.

Hemşeriliğin bu denli önemsendiği, bu kadar keskin olduğu başka memleket -en azından ben- görmedim. Tanıdığım günden beri, ‘Sizin memleket mikro milliyetçiliğin başkenti’ diye takılıyorum kayınpeder, kayınvalide ve Artvinli dostlara. Kadınların sosyal yaşamdaki yeri ve etkisi, kadın-erkek eşitliği çok dikkat çekici burada.

ARDANUÇ VE ÇOCUKLAR

02 Ağustos 2022, Salı 07:00

Uranyum ve Kazdağları

Kazdağları yine bir maden arama faaliyetiyle gündemde. Bu defa Çanakkale’nin Ayvacık İlçesi’ne bağlı Arıklı Köyü… Ve bu defa özel bir şirket değil, devletin ilgili kurumu.

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) bir ay kadar önce, 25 Haziran’da Arıklı yakınlarında uranyum ve toryum sondaj çalışmalarına başladı. Köylüler ve bölge halkı tepkili. Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Arıklı Dayanışması’nın “Uranyum İstemiyoruz” başlıklı duyurusu hem süreci özetliyor, hem de bölge insanının tepkisini:“Kazdağları eteklerinde, Ayvacık İlçesi Arıklı Köyü yakınlarında MTA tarafından Toryum-Uranyum sondajlarına başlandı.

Arama sondajının Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu yok. MTA’nın 201701688 nolu arama ruhsatı 3 bin 445 hektar olup Küçükkuyu Beldesi ve Arıklı, Nusratlı, Yeşilyurt, Ahmetçe, Demirciköy, Hüseyinfakı, Kayalar, Sazlı, Kozlu, Büyükhusun, Çaltı, Tartışık, Dibekli, Güzelköy ve Kırca köylerine yakındır.

Arıklı’da 1970’li ve 1980’li yıllarda uranyum sondajları yapıldığı ve bu sondajların Arıklı ve civarına olumsuz etki yaptığı bilinmekte olup bu konuda bilimsel raporlar mevcuttur. Biz köyümüzde, bölgemizde, Ege’nin incisi Küçükkuyu’da, Ayvacık’ta, Kazdağları’nda toryum da, uranyum da aranmasını ve çıkartılmasını istemiyoruz. Daha önce Arıklı köyümüzde 1970’li ve 1980’li yıllarda uranyum arandı.

Sonra kapatıldı. Uzmanlar ve yapılan ölçümlere ilişkin bilimsel raporlar bu sondaj alanında yüksek radyasyon değerlerinin olduğunu söylüyor. Manisa’nın Köprübaşı İlçesi’nde, Söke’nin Kisir Köyü’nde uranyum arama ve işletmesi yapılan yerlerde yüksek radyasyon değerlerinin ölçüldüğünü ve yöre halkının kansere yakalandığını duyuyoruz. Kanser olmak, ölmek istemiyoruz.

Çocuklarımıza temiz bir toprak, hava ve su bırakmak istiyoruz. Bu konuda hazırladığımız dilekçeleri ve suç duyurularını Ayvacık Kaymakamlığımıza ve Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdik. Hukuki süreçleri de başlatacağız.

ÇED kararı olmaksızın ve bölge halkına haber verilmeden Arıklı Köyü’nde başlatılan MTA sondajının acilen durdurulmasını ve bölgemizde uranyum aranması ve çıkartılması konusundaki tüm projelerin iptal edilmesini istiyoruz.”

NİJER VE ÖZBEKİSTAN

29 Temmuz 2022, Cuma 07:00

İznik

Bugüne kadar fırsatınız olup gitmediyseniz, muhakkak bir fırsat yaratın ve İznik’i görün. Bursa’nın kuzeydoğusundaki ilçesi İznik; Kocaeli, Sakarya ve Bilecik’in arasında yer alıyor. İstanbul’a yaklaşık 2, Ankara’ya ise 4 saat mesafede. İlçe, Marmara Bölgesi’nin en büyük, Türkiye’nin 5’inci büyük doğal gölünün çevresinde yaşıyor. Tektonik bir tatlı su gölü olan İznik gölünün kıyısı; plajları, yürüyüş ve bisiklet yollarıyla harika bir yaşam alanı. İznik bir ‘sakin şehir’ aynı zamanda. 2109’da, dünyadaki ‘cittaslow’ (yavaş şehir) ağına dahil oldu İznik. Kargaşa, aynılaşma ve tüketime dayalı kent yaşamına alternatif olarak doğan bu ağda 30 ülkeden 286 şehir bulunuyor.

KİRLETİYORUZ!

Ve temiz bir yer İznik. Ama temiz tutulduğu için değil, sürekli temizlendiği için temiz kalan bir yer. Türkiye’nin -maalesef- hemen her yerinde var olan gerçek İznik’te de gözüme çarptı: Kirlilik! Daha doğrusu insanımızın kirletme pervasızlığı. Yerli, yabancı turistlerin ziyaret ettiği İznik’te de ‘insanın yarattığı kirlilik’, yer yer karşınıza çıkıyor. Göl kenarında, sabah erken saatte çektim şu fotoğrafı.

Yerde, çimenlerin üzerinde yüzlerce sigara izmariti... Fonda doğanın güzelliği, önde insanın yarattığı çirkinliğin fotoğrafı bu işte. Belediyenin temizlik işçileri yoğun bir çalışma içindeydi İznik’te.

ÇİNİ

Erken Bizans döneminde kilise olarak inşa edilip Osmanlılar zamanında camiye çevrilen Ayasofya Müzesi, Birinci Murat Hamamı, Roma Tiyatrosu, Dikilitaş, Süleymanpaşa Medresesi, Yeşil Cami ve İznik Müzesi başta olmak üzere çok sayıda tarihi mirasa sahip İznik, 50 bine yaklaşan nüfusuyla tam bir açık hava müzesi.

Eski adı Nikea. Birinci ve yedinci konsüle ev sahipliği yapmış olması sebebiyle Hristiyan dünyasının Hac merkezlerinden biri aynı zamanda. Bitinya, Roma, Bizans, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı’ya başkentlik yapmış ve bu uygarlıklardan miras eserlerle bezeli İznik’in dünyaca meşhur sanat eseriyse ‘çini’. İlçede 100’e yakın çini atölyesi faal durumda.

26 Temmuz 2022, Salı 07:00

Yaz tatili dünyası

Ankara’dan çıkıp az zamanda çok yol yaptık. Önce İstanbul, ardından İzmit, oradan Sapanca, bilahare İznik, sonrasında Ayvalık. Ayvalık’tan; bir gün (günübirlik) Çanakkale’nin Küçükkuyu Beldesi, iki gün de İzmir/Çeşme ve Alaçatı. Notlarım var aktaracak.

Sondan başlayayım. Çeşme ve Alaçatı’dan…

SİHİRLİ SÖZCÜK ‘ÖZEN’

Alaçatı sadece Türkiye’nin değil, dünyanın sayılı tatil beldelerinden. Ultra lüks mekanlarda sürdürülen yaşamı bir yana bırakıyorum. Çoğu asırlık, eski taş evleriyle bambaşka bir havası var kasabanın. Butik otel, motel ve pansiyonların her biri ayrı güzel. Alaçatı’nın sırrı, insanlarının çoğunda gözlenen ‘özen’. İyi eğitimli, kaliteli, özenli insanların attığı imzayı; temizlik, düzen ve estetik olarak görebiliyorsunuz.

Bilinçli ve ihtiyaca uygun gelişim harika bir Alaçatı çıkarmış ortaya. Restoranlar, sanat galerileri, atölyeler, kafeler... Begonvillerle sarmaş dolaş tabelalar Türkçe değil İtalyanca, İspanyolca, Fransızca ya da Yunanca olsa kendinizi o ülkelerde hissedeceğiniz bir yer.

Alaçatı aynı zamanda rüzgar sörfünün dünyadaki sayılı adreslerinden. Sörf Plajı olarak anılan Liman Mevkii’nde onlarca sörf okulu bulunuyor. İşin ticari boyutu elbette var ama sörfçülerin hâlâ spor ve sosyal yaşam öncelikli yaşadıklarını görmek hoş.

Özellikle çocuklar ve gençler için harika bir ortam yaratmış sörfçüler. İşin özü şu: Kentleri, köyleri ve tabii hayatı güzelleştiren de ‘insan’; çirkinleştiren, yaşanmaz hâle getiren de. Alaçatı’nın bağlı olduğu Çeşme ilçesi de gözde tatil yörelerinin başında geliyor malum. Otelleri, plajları, sosyetik beachleriyle Çeşme de ayrı bir dünya.

15 Temmuz 2022, Cuma 07:00

Tekrarı olmamalı

Gazetelerin her sene ‘15 Temmuz Özel İlavesi’ yayınlaması çok yerinde bir uygulama. 15 Temmuz unutulmamalı, unutturulmamalı. Hafızalarda hep taze tutulmalı 15 ve 16 Temmuz 2016’da bu ülkede yaşananlar. O iki gün hep hatırlanmalı ki yıllar ya da on yıllar sonra yeni 15 Temmuzlar ile karşılaşmasın Türkiye ve bu ülkenin insanları.

15 TEMMUZ SONUÇTU

O meşum gecenin 6’ncı seneidevriyesindeyiz. 15-16 Temmuz’un izleri hâlâ taze benim zihnimde. O gece ve ertesi günü Ankara sokaklarında geçirmiş bir gazeteci olarak dramatik, hatta trajik olaylara şahit oldum.

Gördüklerimi, yaşadıklarımı yazdım, anlattım geçen yıllar içinde. Ve meselenin o iki gün olmadığını anlatmaya çalıştım hep. O iki gün ‘sonuç’tu. Sebep ise o güne gelinceye kadar yapılanlar ve yapılmayanlardı. Türkiye, 15 Temmuz 2016’ya gelinceye kadar on yıllarını heba etti.

MGK RAPORLARI

1990’ların ilk yarısıydı... Ankara’da, mesleğinin ilk yıllarında genç bir gazeteciydim. O dönemin Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantılarının gündeminde, rutin 2 ana başlık olurdu: ‘İç ve Dış Tehditler.’ ‘İç Tehditler’ başlığının altında da 2 madde yer alırdı: ‘Bölücü ve İrticai Faaliyetler.’ ‘Bölücü Faaliyetler’ maddesi terör örgütü PKK ile başlardı.

‘İrticai Faaliyetler’ maddesinin ilk sırasındaysa ‘Gülen Cemaati’ yazardı. Altında da Fethullah Gülen’in kurduğu yapı, faaliyet alanları, ekonomik gücü, uluslararası bağlantıları anlatılırdı. Cemaatin (o zamanlar bu isimle anılırdı) asıl amacının Türkiye’de rejimi değiştirmek olduğu görüşüne yer verilen raporlarda, bu ‘nihai hedefe ulaşmak için cemaat mensuplarının devlet kadrolarına sızdığı’ndan bahsedilirdi. Uzatmayacağım. Bu bahsettiğim raporlar devletin arşivlerinde duruyordur muhakkak.

ARTIK ESAS OLAN...

15 Temmuz 2022, Cuma 07:00

15 Temmuz

Tam 6 yıl önce bugün akşam saatlerinde başlamıştı Ankara ve İstanbul’daki sıra dışı hareketlilik. Kentin cadde ve sokaklarında tanklar, zırhlı araçlar… Şehrin üzerinde helikopterler, savaş uçakları…Kurşunlar, bombalar; şehitler, gaziler… Kan ve gözyaşı… 15 Temmuz akşam saatlerinden itibaren korkunç bir 24 saat yaşadık Ankara’da. Kimin kim olduğunu anlayamadığımız bir ortamda, ölüm tehlikesi atlatarak işimizi yapmaya çalıştık o 2 gün boyunca.

O GECE ANKARA

Ankara’da her yerde üniformalı askerler, polisler vardı o akşam. Genelkurmay Karargahı’nın çevresi sarılmıştı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) kapıları tutulmuş, TRT’nin önü dolmuştu. İnsanlar para çekme makinelerinin önünde ve benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşturmuş, marketlerde alışveriş yarışına girmişti.

Herkes panik içindeydi. Kimse ne yapabileceğini bilmiyor, olan biteni anlamaya çalışıyordu. Yıllar boyunca, önce ‘Fetullah Gülen Cemaati’, ardından ‘Hizmet Hareketi’ olarak isimlendirilen yapı; 6 sene önce bugün ülke yönetimini ele geçirmek amacıyla darbe girişiminde bulundu. Kanlı 15 ve 16 Temmuz 2016 tarihleri itibarıyla da ‘FETÖ’ (Fetullahçı Terör Örgütü) adıyla anılmaya başlandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla sokaklara çıkan halk darbecilere direndi. Halkın desteğini de arkasına alan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) kahraman personeli, darbe girişiminde bulunan silah arkadaşlarıyla çatışarak onları ve dolayısıyla darbeyi engelledi. 15 Temmuz 2016’nın üzerinden tam 6 yıl geçti. İzleri, anıları ise zihinlerimizde hâlâ taze. Bence hep de taze kalmalı.

BİR DAHA YAŞANMASIN

90’lı yılların başından itibaren Milli Güvenlik Kurulu (MGK) raporlarında ‘İç Tehditler’ bölümünün 2 alt başlığı vardı. Biri ‘Bölücü Terör’, ikincisi de ‘İrticai Faaliyetler’. Bölücü terör, PKK’ydı. İrticai Faaliyetler başlığının altındaysa tarikat ve cemaatler bulunurdu. Bu listenin ilk sırasında hep ‘Gülen Cemaati’ yer alırdı.

Devletin istihbarat ve güvenlik birimlerinin raporlarında, bu cemaatin; bir yandan dünya genelinde eğitim faaliyetleri yürüttüğü, yurt içindeyse başta TSK ve Emniyet Teşkilatı olmak üzere sistematik olarak devlet kadrolarına sızdığı, nihai hedefinin de Cumhuriyet rejimini yıkmak ve Türkiye’yi dini esaslarla yönetilen bir ülkeye dönüştürmek olduğu yönündeki değerlendirmeler yer alırdı.