Hırsızın uçurduğu 'Tek Kanatlı Bir Kuş'

08 Kasım 2013, Cuma 17:40
AA

Geçtiğimiz günlerde usta yazar Yaşar Kemal’in son romanı ‘Tek Kanatlı Bir Kuş’ Yapı Kredi Yayınları aracılığıyla okuyucuyla buluştu. Roman, en kısa tanımıyla korkunun romanı… Toplumda yeni üremiş ‘bulaşıcı bir hastalık gibi’ yayılan korkunun… Kitabın 76 sayfa olması okuyucuyu hem heyecanlandırıyor hem de üzüyor.  Neden ‘henüz bitmemiş’ hissi veren bir roman yazmış büyük usta diye düşünürken, Yaşar Kemal’in eşi Ayşe Semiha Baban nedenini şöyle anlatıyor bir söyleşide* :

“Evlenince ben Teşvikiye’deki evimi Yaşar da Basınköy’deki evini bıraktı. Birlikte Vaniköy’e taşındık. Yaşar’ın arşivi Basınköy’de kaldı. Eve hırsız girmiş ve her yerin altını üstüne getirmiş. Yaşar’ın yıllardır kutularda, bavullarda duran hiç açılmamış arşivini ortalara saçmış. Evi derleyip toparlayalım derken Yaşar’ın 1969’da yazdığı ve bir kenara kaldırdığı ‘Tek Kanatlı Bir Kuş’ romanı da elimize geçti. Yayınlamaya karar verdik. Hırsıza bu kitabın ortaya çıkmasını sağladığı için teşekkür ediyoruz!”

Kitabın bulunuş hikâyesini öğrenince define bulmuş gibi daha da mutlu oluyor okuyucu. Yaşar Kemal’in Yokuşlu Kasabası’nı çevresinde gelişen hikâyesi, roman boyunca süregelen korku güncelliğini de koruyor. Roman aynı zamanda fantastik öğeler de içeriyor, sizi kocaman bir hayal dünyası içine çekiyor. Hepimiz çocukluğumuzda yaşamışızdır; gece yarısı bir sese uyanır, yorganın altından başımızı çıkarmaya dahi korkarız. O korku bizi yer bitirir ya işte öyle heyecanlı bir korku sarıyor okuyucuyu…

Tek Kanatlı Bir Kuş, tayini Yokuşlu kasabasına düşen posta müdürü Remzi Tavdemir ile eşi Melek Hanım’ın tren yolculuğu ile başlıyor. Kasabaya varan çiftin, kasabanın adını söylemesiyle havada bir korku oluşuyor. Kasabanın neden terk edildiğini, neden kimsenin kasabaya yaklaşamadığını, en cesur minibüs şoförünün dahi neden Yokuşlu’ya gitmek istemediği bilinmiyor. Sonra sonra öğreniyoruz ki Yokuşlu Kasabası sakinlerinin üzerine kaya düştüğü iddia ediliyor fakat kasaba sapasağlam yerinde duruyor. Peki, öyleyse ne oluyor bu insanlara? Bu korkuyla mı göçüp gidiyorlar başka diyara… Kasabanın yakınındaki bir ceviz ağacının altında, anasını görmeye gelen Alamancı Zeliha ve kocası Hüsam ile bir Anadolu delikanlısı Yanıkoğlu Hüseyin’in hikâyesiyle devam ediyor roman.

Birbirlerine yol arkadaşı olan bu insanların sohbetleri, süregelen bilinmezlik, kasabaya ulaşma arzusu, her birinin hikâyesi bizi romanın içine daha da çekiyor.  Yaşar Kemal’in bu kısa ama etkisi derin romanını okurken, anlatılanları sadece okumakla kalmayacaksınız aynı zamanda bütün duyularınızla da hissedeceksiniz…

KİTAPTAN:

Şoför gülüyordu. Otobüstekiler de durmadan gülüyorlardı.

Remzi Bey:

“Burada kaldık... Yokuşlu...”

O Yokuşlu dedikçe öbürleri durmadan gülüyorlardı. Şoförün gülmekten burnunun kemerindeki yara izi kızardı.

Melek Hanım, bir elini beline koydu, öteki elindeki örgüsünü savurdu:

“Ne gülüyorsunuz, ne, açık bir şey görmüş gibi. Siz de hiç insanlık kalmadı mı, ne kadardır burada bekliyoruz, ilk geçen sizsiniz, siz de hep birden gülüyorsunuz.”

Şoför ciddileşti:

“Dur hanım, dur,” dedi. “Yokuşluya bir şey olmuş. Ben de bilmiyorum. Kimse de bilmiyor ya, oraya hiç kimse gitmiyor.”

Otobüsüne bindi gazladı.

Karı koca asfaltın kıyısında yan yana giden mavi otobüsün ardında bakakaldılar.

“Bir şey olmuş Yokuşluya, bir şey,” dedi Melek Hanım. “Bir şey. Haydi yükleri cevizlere taşıyalım.”

* https://www.posta.com.tr/turkiye/HaberDetay/-Gazeteciden-terorist-olmaz-.htm?ArticleID=197105

HAFTANIN ÖNERİLERİ

Beni Sorarsan

İçerdeki Kedi

Ve Dağlar Yankılandı

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.