Okudukça sakinleştiren öyküler

21 Mart 2014, Cuma 10:33
AA

“Düşünsene, dedi. Orada şimdi. Yaşadığını umursamadan, varlığına herhangi bir anlam yüklemeden öylece suyun içersinde hareket edip duruyor. Bizse gereksiz yaşıyoruz, her şeyi fazla ciddiye alarak.”

Bazı zamanlar zordur; insan kendine -en klasiğinden- tutunacak bir dal arar. Bazılarımız sevdiklerimize, bazılarımız hobilere, bazılarımız işe, bazılarımız da kitaplara sarılır. Bugünlerde ise çoğumuzun elinden o dallar dahi kayıyor. Ancak yine de sıkı sıkı sarılmalı. Böyle zorlu günlerde okumak daha doğrusu hakkıyla okumak, okuduğunu anlamak zor oluyor.  Ben böyle zamanlarda iyi öykücülerin kelimelerinde arıyorum huzuru. 

“İçeri Girmez miydiniz?” adlı kitabıyla 2013 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü alan Neslihan Önderoğlu’nun yeni öykü kitabı Mevsim Normalleri bir süredir okunmayı bekliyordu. 21 kısa ama derin hikaye var bu kitapta. Önderoğlu kendine özgü bir tarz yaratmış, kelimelerle oynamıyor. Anlatımı öyle duru ki buna gerek de kalmıyor kanımca. Ferah bir anlatım diye tanımlayabilirim sanırım. Ferah bir anlatımı var Önderoğlu’nun ve öyküler okundukça hafifletiyor okuyucuyu. Hikâyelerin pek çoğu kısa olmasına rağmen bir süre etkisinden çıkamıyorsunuz. Yaşam akarken tam ortasından bir anı yakalamış Önderoğlu ve durup defterine not etmiş gibi. Çoğumuza tanıdık gelecek durumlar yazarın kalemiyle bir hikâyeye dönüşüyor.

“Bir ay önceydi ilk geldiğinde. Hatırlıyordu, helisel kanallı punta matkap ucu almış, parasını ödedikten sonra, ‘Şunlardan alabilir miyim birkaç tane,’ diye sormuştu. Jumpo poşetlerden. Öyle diyorlardı en büyük boy poşetlere. Seksene yüz yirmi santim. Yöneticileri “idareli kullanın,” demişti, ‘çabuk bitiyor bunlar.’”

Önderoğlu’nun öykülerini okurken gündelik yaşamda çoğu zaman üzerinde durmadığımız anlar gelip karşımıza dikiliyor. Veyahut görüp de pek önemsemediğimiz o ince ayrıntılar kelimelerin gücüyle yeniden canlanıyor. Önderoğlu çoğu zaman görmezden gelinen ‘gerçek’i de okuyucunun gözüne sokmadan başarılı bir şekilde öykülerinin meselesi yapmış. O pek önemsenmeyen gerçekler kelimelerin gücüyle de ortaklaşınca ortaya çıkan öyküler insanın içine işliyor.
Öyküde duru anlatım ne kadar önemliyse samimi diyaloglar da o denli önemlidir. Yazar kurduğu diyaloglarda bu samimiyeti okuyucuya da geçiriyor. Bazı diyaloglar öyle iyi kurgulanmış ki bir süre geçemiyorsunuz yeni bir cümleye. Bir örnek vermek gerekirse Ayakkabılar öyküsünden küçük bir alıntı yapayım:

(Çok eski arkadaşını kaybeden anlatıcı aktarır)

“Haluk’u düşündüm. Hayata karşı vurdumduymazlığına rağmen özenle sakınıp sakladığı onca nesneyi. Mutfak masasının üzerinde geçen yaz tatilinden beri duran iki kurumuş satsumayı göstermiştim.

‘Neden saklıyorsun bunları? Çöp bunlar. Sen atmazsan senden sonra birisi atacak.’

Gülmüştü.

‘Benden sonra?’

‘Evet senden sonra. En nihayet ölmeyecek miyiz?’

‘Ölümden değil, bütün bu nesnelerin başkası için hiçbir şey ifade etmeyecek olmasından korkuyorum,’ demişti.”

Bazı öyküleri bir kere okusanız bile her cümle ayrı ayrı yer eder hafızanızda. Sırf bu yer etmişlik hissi bile dönüp dönüp okumak için yeterlidir. Bazılarını ise defalarca kez okusanız da hiçbir şey hissetmezsiniz. Önderoğlu’nun öyküleri hafızada yer eden tarzdan… Sakin, duru ve etkileyici tarzıyla okuyucuyu yarattığı edebiyat çemberinin içine çekiyor…

Neslihan Önderoğlu, Mevsim Normalleri, Alagarka Yayınları, 2013

HAFTANIN ÖNERİLERİ

1- Philip Roth, Hayalet Yazar, Çev: Burç İdem Dinçel, YKY, 2014

2- Ferzan Özpetek, İstanbul Kırmızısı, Can Yayınları, 2014

3- Necati Tosuner, Korkağın Trüküsü, İş Bankası Yayınları, 2014

 

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.