Stres seviyesinin eksilere düştüğü şehir, Berlin

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Buraya geldiğimden beri Almanya ve Türkiye'deki -tek bir konu üzerinde olmasa da- genel farklılıklara dair bir yazı yazacağımı biliyordum. Bu yazıyı hiç planlamadım. Benden bir şey olarak burada kaldığım 2 haftalık süre içinde şekillendi zaten. Hatta bunlara dair ufak bir video da hazırladım.

Fark ettiğim detaylar evde başladı. Ben burada 2 ay kalacağım için kendime bir oda tuttum. Almanya'nın en güzel semtlerinden Mitte'de aylık 400 Euro'ya kalıyorum. Ev sahibim valizimle birlikte eve ilk girdiğimde evi tanıtırken mutfaktaki çöpleri nasıl ayrıştırdıklarıyla başladı. Bizde yalnızca bazı semtlerin belli sokaklarında bulunan çöp ayrıştırma noktaları evlere kadar girmiş. Evdeki kağıt, plastik ve cam çöplerini tek tek gösterdi. Bu, bugün doğan bir Alman için ilk gününden beri ayak uydurduğu bir alışkanlık, bizde ise sonrada eğitiminin alındığı örnek bir vatandaş davranışı. Haliyle, bizim geri dönüşüm işinde kırk fırın ekmek daha yememiz lazım.

Evin her noktasında çiçek bulunabilmesi, bizde sadece YouTube'taki daire kanalında görebileceğimiz türden bir durum. İkinci bir ihtimal ise çiçeğe aşırı düşkün eski tip ev hanımlarının evleri. İki uç tip yani. Burada ise, banyoda da bitki var... Gördüğüm çoğu Alman evinde bitkiler evin starları. Çiçek olmayan bir oda görmedim sanırım.

Musluktan su içmek mi? Üstelik sağlıklı ve lezzetli su mu? Marketteki en ucuz suyla aynı tatta. Burada buzdolabınızın üstünde bir sucu magnetinin olması gerekmiyor. Su, parayla satılan bir şey değil. Çeşmeden su taşımıyorsunuz, damacanaya 20 lira vermiyorsunuz, su arıtma cihazı taksitine girmiyorsunuz. Yaşamsal ihtiyaçlarınızın liste başındaki su, bedava.

İstanbul'da dışarı çıkarken yanınıza ne kadar para alıyorsunuz? Rutin bir arkadaş buluşması, bir yerde bir akşam yemeği yenilecek, üstüne de birer kahveyle tatlı yenir. Cüzdanınızdaki nakit paranın ne kadarını harcadınız, ne kadarını karttan çektirdiniz? Yani sosyalleşmek için para harcamak zorundasınız. Bir kafeye oturmak, yemek yemek lazım. Yılın 4'te üçünde güneş açan memlekette, para harcamadan açık havada vakit geçiremiyorsunuz.

İstanbul'da şehrin göbeğinde bir örtü sererek oturabileceğiniz ne kadar yeşil alan var ki! Maçka Parkı'na en son gittiğimde sosyal mesafemi koruyamayacağım diye çok huzursuz olmuştum. Moda sahilde, Bostancı'da adım atacak yer yok. Diğer sahilleri mangalcılar işgal etmiş durumda.

Aydos ve Belgrad gibi ormanlara ulaşmak için ciddi yol gitmeniz gerekiyor. Burada evinize 5 dakika mesafede bir parkta sincaplarla ve göllerle karşılaşmanız çok da olağanüstü bir durum değil. Şimdi, Berlin'de yaşayan biriyle İstanbul'da yaşayanın stres düzeyi aynı olur mu?

Berlin'in bir ucu Bernau'dan, bir ucu Potsdam'a 58 dakikada sadece trenle ulaşabiliyorsunuz. Buradaki en uzun yolculuğum 32 dakika sürdü. Şehir içinde 25 dakikalık bir mesafe 'Vaov, çok uzun' diye karşılanan bir yol. Ulaşımın büyük çoğunluğu metro ile sağlanıyor. Raylı sistem ağı oldukça geniş. Benim kaldığım evin sağı ve solundaki iki caddede, 4 ayrı hat çalışıyor. 500'er mesafede de metro istasyonları. Tüm bunlara rağmen yok ben toplu taşıma kullanmam diyorsanız bisiklet en ucuz alternatiflerden biri. Aylık 20 euro gibi bir fiyata ortalama bir bisikletle her yere gidebilirsiniz. Tabii bisiklet kullanacaksınız sürekli yağan yağmura önlem olarak bir de yağmurluk edinseniz iyi olur. Berlin'de bir yere bir yere gitmek gündelik dertlerinizden biri değil. Geç saatte yol gözünüzde büyümüyor. Metrodan indikten sonra taksiye binmek zorunda değilsiniz. 

Marketlerdeki hazır yemek çeşitliliği de burada yaşayanların en büyük şanslarından. Yemek yapmaya vaktiniz yoksa tek şansınız online yemek siparişi siteleri, dondurulmuş ürünler değil.

Haftalık market alışverişi listenize ekleyebileceğiniz müthiş sağlıklı ve enfes seçenekleriniz var. Örneğin hazır salatalar. İçine tavuk ve peynirinden mısırına kadar eklenmiş salatanızı eve getirin, yıkayın, karıştırın kendi sosunuzu hazırlayıp tüketin. Kendi sosunuzu dedim çünkü sağlığınıza ve kilonuza dikkat ediyorsanız salataların kendi soslarından uzak durun.

Genelde fark etmeden kalorinin büyük çoğunluğunu aldığınız mayonezli, hardallı ve katkı maddeli sosları tüketmeyin. Salatadan sonraki bence bir başka seçenek de pişmiş balıklar. 

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder