Yeni yıla girerken hepimiz “Bu kez farklı olacak” diyoruz. Daha çok çalışmak, daha az harcamak, daha çok biriktirmek… Ama farkı yaratan sözler değil, finansal durumun ile yüzleşip alışkanlıkları değiştirmektir. Hayat pahalılığı döneminde yalnızca para kazanmak yetmiyor.
Önemli olan kazanılan parayı doğru yönetebilmek. Finansal davranışların önemi tam da bu noktada devreye giriyor. Gelir–harcama–birikim–borç dengesini kurabilen kişiler, belirsizliklere karşı daha sağlam durabiliyor ve uzun vadede finansal güvenliklerini koruyabiliyor.
KAÇAKLAR
Yeni yıla girerken yapılması gereken ilk iş, gerçekçi bir bütçe fotoğrafı çekmek. Son 2-3 ayın harcamalarına bakıp paranın nereye gittiğini görmek, fark edilmeyen kaçakları ortaya çıkarır. Rakamlarla yüzleşmeden yapılan planlar ne yazık ki çoğu zaman kağıtta kalır.
‘KÜÇÜK’ DEMEYİN
Bütçeyi en çok zorlayan ise ‘küçük’ sandığımız harcamalar. Günlük kahveler, atıştırmalıklar, unutulan üyelikler, küçük online alışverişler tek tek önemsiz görünür ama ay sonunda ciddi tutarlara ulaşır. Her harcamada kendimize şu soruyu sormak çok kıymetli: “Bu parayı başka ne için kullanabilirim?” İşte fırsat maliyetini yönetmek budur.
Aynı ev, aynı yol, aynı düşünce… Beyin bir süre sonra ‘burada yeni bir şey yok’ diyerek algıyı kapatıyor. Buna nörobilimde ‘rutin körlüğü’ deniyor. Göz görüyor ama fırsatı seçemiyor. Hayatta olduğu gibi para konusunda da bu yüzden hatalarımızın farkına varamıyoruz. Mesela hep aynı markete gidip aynı markalara uzanıyoruz, fiyat değişmiş mi bakmıyoruz. Küçük kaçaklar, gereksiz abonelikler, kredi kartı harcamaları gözümüzün önünde duruyor ama beyin onları artık önemli saymıyor. Konfor alanı sadece evde değil, bütçede de bizi uyuşturuyor.
FIRSATLAR KAÇIYOR
Bir de bunun kardeşi var: Fırsat körlüğü. Fırsat, imkan, avantaj tam karşımızdayken onu fark edememek. Ücretsiz eğitimler, devlet katkıları, burslar, indirimler, yatırım fırsatları el altından akıp gidiyor. Rutin düşünce kalıpları yüzünden ‘bakarım’ diyerek erteliyoruz ve fırsat gözümüzün önünde kayboluyor. Bilim diyor ki, beyinde RAS diye bir dikkat filtresi var. Uzun süre aynı rutinde kalınca bu filtre ‘tehdit veya yenilik yok’ diye dikkatimizi kapatıyor. Küçük bir değişiklik bile beynin algısını yeniden açmaya yetiyor. Buna da ‘yenilik etkisi’ deniyor.
KÜÇÜK BİR DEĞİŞİKLİK
Herkes her hafta şehir değiştiremez ama günlük hayatta minik yenilikler büyük fark yaratır. Farklı bir markete gitmek, ayda bir abonelikleri gözden geçirmek, internette 10 dakika fırsat araştırması yapmak, sosyal medyada hep aynı içerikler yerine farklı bakış açıları izlemek… Zihni tazeleyen her küçük değişiklik, para kararlarını da keskinleştiriyor. Konfor alanı bazen rahatlık değil, farkındalık kaybıdır. Küçük bir hareket, büyük bir uyanış başlatır. Cüzdanı koruyan çoğu zaman büyük adımlar değil, açılan gözlerdir.
AYNI KIYAFETİ GİYMEK ZORUNDA MIYIM?
SORU: Özlem Hanımcım mesela kıyafet konusunda elbisemiz var ya da ayakkabı, ama bir tane, öyle mi olmalı? Yani hep o 1 elbiseyi, ayakkabıyı mı giymeliyiz? Yoksa bir renk var diyelim, ikinci bir renkten de olamaz mı? “Bir zaman gelecek, isteğimiz de kalmayacak ki” dedikten sonra kontrolsüz harcamaya devam ediyorum. Neşe
CEVAP: Eğer sen finansal özgür olmayı başarmışsan istediğin ayakkabıyı, elbiseyi istersen 100 tane al. Hiçbir şey olmaz.
Yeni telefon, yeni iş, yeni ilişki… İlk gün her şey ışıl ışıl. Bir süre sonra parıltı sönüyor. Neden? Beyin alışıyor.
Psikolojide buna hedonik adaptasyon deniyor: ‘İyiye de kötüye de alışırız.’ İsterken huzursuz oluruz, sahip olunca sıradanlaşır. Sonra yeni bir heves ararız. Döngü hep böyle sürer… Peki ne yapalım?
Elindekinin değerini fark et.
Kendine makul hedef koy.
Küçük şeylerden keyif al.
Şükret. Mutluluk büyük değişimlerde değil, sahip olduklarını görebilme becerisinde gizli.
DUYGULARIN SANA NE SÖYLÜYOR?
KORKU: Değişim yaklaşıyor.
Doğum yaşımız var, kemik yaşımız var, hafıza yaşımız var, kulak yaşımız var... Her şeyin yaşı var da paranın yaşı yok mu? Merak etmeyin o da var... Hadi gelin para yaşınızı ölçelim.
Para yaşımız, nüfusta yazan yaşımızdan çok farklı olabiliyor çünkü para kararlarını sadece mantıkla değil, duygularla, alışkanlıklarla ve aileden getirdiğimiz kalıplarla veriyoruz. Davranış biliminde buna ‘finansal olgunluk’ deniyor. Yani bir kişi parayla ilgili kararlarını anlık duygularla mı, planla mı yoksa güven ihtiyacıyla mı veriyor? Hepimizin para yaşını şekillendiren bir geçmişi var. Evde para konuşulmayan bir ortamda büyüdüysen, doğal olarak daha çekingen bir para yaşın olur. ‘Aman yarın ne olur?’ kaygısıyla yetiştiysen, temkinli ve güven arayan bir para yaşına geçersin. Sosyal, hızlı tüketimin olduğu bir ailede büyüdüysen de daha hevesli bir para yaşın oluşur. Türkiye’de ise bu tabloya üç güçlü tetikleyici ekleniyor: Enflasyonun yarattığı kaygı, kredi kartının kolaylığı ve bir yandan da BES - altın - ev gibi uzun vadeli güven alışkanlıkları. Bunların hepsi bir araya gelince para yaşımız bazen 15 oluyor, bazen 50...
FARKINDALIK
Duygusal harcama yapan, stresliyken alışverişe yönelen bir kişi genelde genç bir para yaşına sahip. Her şeyi listeleyen, analiz eden, sepet oluşturan kişi daha çok 30’larında. Riskten kaçan, garantici davranan ise parayla olgun bir ilişki kurmaya çalışan 50 yaşında gibi. Para yaşını bilmek bu yüzden çok önemli; insan neden aynı hatayı yaptığını görünce ancak o zaman değiştirebiliyor. Mini bir alışkanlık bile büyük fark yaratabiliyor. Örneğin bir harcama yapmadan önce 10 saniye durup “Bu karar kaç yaşımın kararı?” diye sormak bile para yaşını bir adım büyütüyor. Çünkü farkındalık arttıkça davranış değişiyor.
NOT: Bireysel Emeklilik Sistemi’nde yıllık devlet katkısının (93.000 TL) tamamından yararlanabilmeniz için yıllık ödemenizi 312.000 TL’ye tamamlamanız gerekiyor. Elinize bir yerden ekstra para geçerse bu arayı kapatmaya çalışın
NE YAPMALIYIM?
SORU: Bir fabrikada fabrika müdürüyüm. İki kızımız var. Eşim ikinci çocuğumuzun bakımından dolayı şu an çalışmıyor. Ekim 2026 gibi işbaşı yapacak. Şu an bir ev, bir arabamız var. Şirket aracı kullandığım için kendi aracımız boşta ancak özel sektör iş garantisi olmadığı için de elden çıkarmak istemedik. Sizce aracı satıp üstüne bir miktar para koyup arsa almak ve zamana bağlı olarak tutmak mantıklı olur mu? Sonrasında araba alınabilir. Her iki çocuğum için de BES ödüyorum. Sizin düşüncelerinizi merak ettim, şimdiden teşekkürler. Saffet
CEVAP: Çocuklarınızı Allah bağışlasın. Her şey gayet iyi. Araba masraf demek. Ama seni güvende hissettiriyor diye tutabilirsin hem eşine lazım olur belki. Çocuklar küçük. Eşin çalışmaya başlayınca onun maaşı sadece yatırıma gitsin. O zaman konuşuruz yine. Evinizin huzuru bol olsun.
ZENGINLIK
Zamanla fark ettim ki hayallerimiz sadece hedeflerimizi değil, zenginlik anlayışımızı da belirliyor. Kimi ‘çok para kazanmak’ diye hayal kurar, kimi ‘güvende olmak’, kimi de ‘huzurlu bir hayat’ diye… Yani herkesin zenginlik tanımı kendine göredir. Kimi için zenginlik; büyük bir ev, dolu bir hesap, markalı eşyalar… Bir başkası için; sabah kahvesini sessizce içebilmek, çocuğunun gülüşünü duyabilmek, içi rahat uyuyabilmek... Zenginlik aslında paranın miktarı değil, huzurun derinliği sanki...
ŞÜKÜR
Bir gün fark ediyorsun ki ne kadar çok şeye sahip olursan ol, şükür duygun eksikse, hep ‘bir şeyim yok’ hissi kalıyor içinde. Gerçek zenginlik, sahip olduklarını fark ettiğin anda başlıyor. Ve en az istek ve ihtiyaç duymak olarak ne güzel.
EVİM YOK, YETERSİZ HİSSEDİYORUM
SORU: Ben 30 yaşındayım ve 1 yıllık evliyim, çocuğum yok, yurtdışında yaşıyorum ve çalışıyorum. 1 milyon TL’nin üzerinde altın birikimim var. Oturduğumuz ev eşime ait, evlenmeden önce almış. Şu anki birikimimle herhangi bir taşınmaz alamadığım için kendimi yetersiz gibi hissediyorum, sizce bu normal mi? kSeval CEVAP: Aileden öyle görmüşsün o yüzden bir malın yoksa aslında güvende değilim duygusundasın. Benim sana tavsiyem küçük bir ev al Türkiye’de, memleketiniz neresi ise kendini iyi hissedersin. Orayı kiraya verirsin, küçük gelirin olur.
EŞİM EVİ SATIP ALTINA YATIRMAK İSTİYOR
SORU: Bizim 3 dairemiz var, 2’si kirada. 2 de çocuğumuz var. Onların geleceği için almıştık. Eşim bu aralar şu düşüncede: Evlerden birini satıp altına mı yatırsak? Eşimin yaşı 43, EYT emeklisi, ben ise ev hanımıyım. Daireler 7 yıllık, ‘eskiyorlar’ diye böyle düşünüyoruz, sizin düşünceniz nedir? Sibel
Çin’de 1990’larda üniversite öğrencileri, 11.11 tarihini ‘Bekarlar Günü’ ilan etti. Çünkü dört tane ‘1’, dört yalnız bireyi simgeliyordu. Yani ‘yalnız ama özgür!’ olmanın günüydü ve her şey böyle başladı…
HİKAYE
11.11 ‘Bekarlar Günü’ ilan edilince markaların bunu fark etmesi de uzun sürmedi: “Yalnızsan alışverişle kendini ödüllendir” dediler… Böylece 11.11 dünyanın en büyük alışveriş çılgınlığına dönüştü. Bugün artık ‘Bekarlar Günü’ değil, ‘İndirimler Günü’ olarak kutlanıyor.
FIRSAT
Beyin ‘fırsat’ kelimesine duyarlıdır. Hele yanında kırmızı etiket ve sayaç görünce… Duygularımız karar verir, akıl gerekçe üretir. Yani mesele para değil, psikoloji. Bir zamanlar birkaç arkadaşın eğlencesi olan 11.11 bugün milyarlarca dolarlık bir alışveriş festivali. Bir ülkenin kültürel günü, tüm dünyanın tüketim günü oldu. Kültür paylaşıldı ama anlam kaydı.
TUZAK!
‘Aman kaçırma! Son fırsat! Hemen al!’ gibi çağrıları gördüğünüzde bir durun. Bu bir tuzak olabilir mi? Neyi, niçin aldığınızın farkında mısınız? İndirimlerin sonu yok ama paranızın var, siz dikkatli olun.
ALTIN KURALLAR
Tasarruf, kısıtlamak değil; farkında olmak, yön vermek, önceliklerini seçmektir. Kıymet bilmektir. Çünkü para, ilgiyi ve niyeti sever. Ne kadar özen gösterirsen, o kadar bereketle döner
ELİMDE NE KALDI?
Sen mi paranı yönetiyorsun, yoksa o mu seni yönetiyor?
Bu yıl nasıl geçti, paran nereye gitti, elinde ne kaldı?
Yıl bitmeden önce “Elimde ne kaldı?” diye sormanın tam zamanı.
Ne kadar kazandım, nereye gitti, ne kaldı? Çünkü para sadece cebimizden geçen bir şey değil; ruh halimizi, güven duygumuzu, ilişkilerimizi de şekillendiriyor. Bugün bir nefes al, dur ve bak bakalım. Kontrol sende mi, yoksa para mı seni yönetiyor?
FARKINDA OLMAK
Tasarruf, kemer sıkmak değil, cimrilik hiç değil.
Bazen kendini gece saat 23.47’de bir alışveriş sitesinde, sepete ‘sadece bir tişört’ atarken buluyor musun? Sonra bir bakmışsın, kargo kutuları evin salonunda sıra olmuş… Hoş geldin, sen belki de bir Doom Spender’sın!
Peki nedir bu doom sprending? Doom’ İngilizce’de ‘kıyamet, felaket’ demek. ‘Spending’ ise hepimizin çok iyi bildiği ‘harcama’. Birleştirince ortaya şu çıkıyor: Felaket harcaması. Yani ‘zaten her şey kötü gidiyor, bari alışveriş yapayım’ hali. Savaş, ekonomik kriz, kur artışı, zam, kötü haberler, stres… Ve senin elinde kredi kartı. Tık! Bir tıkla moral yerine geçici dopamin dozu alıyoruz.
DOOM SPENDER MISIN?
Aşağıdaki 8 soruya ‘evet’ dediğin kadar, Doom Spender’lığa yaklaşıyorsun:
1 Moral bozucu bir haber duyunca kendini bir şey satın alırken mi buluyorsun?
2“ Zaten dünya batıyor, ben bari güzel yaşayayım” cümlesi tanıdık mı geliyor?
