‘Hayat çorbaydı bize çatal verdiler’

09 Aralık 2017, Cumartesi 05:00
AA
Mutluluk, başarının en üst noktasıdır.



Sevgilisi tarafından terk edilirken “Peki, iyi günler” diyen adam benim idolümdür. Sonradan ağlamış olması düşüncemi değiştirmez.



‘Pencere kenarı’ yazarım ama koridor tarafında otururum.



Unutmak istediğin konunun ne olduğunu unutma huzursuzluğu.



Ağzı yapışık naylon poşeti açma hızım, kasiyerin tahsilatından yavaş olduğu zamanlar, süpermarketten tiksiniyorum.



“Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.” (Rus atasözü)



Ne zaman “Oğlum Renan çok akıllısın bea” dediysem, o sırada büyük bir enayilik yapıyorumdur. Gerçi genelde kendime ismimle hitap etmem.



İç sesim bazen Selçuk Yöntem tonuyla konuşmaya başlar. Onu dinleyeyim diye zaar.



İnsanlara iyi davranırım, bazen flört ediyorum ya da bir menfaat söz konusu sanırlar, ben de buna gülerim. Sonra onlara yine iyi davranırım.



‘Kendi halim’ diye bir yer var. Neredeysen ora, neysen o. Çok rahat.



“Ne kadar akıllı olursan ol, yine de bir deliye danış.”



“Bir arkadaşım, ‘Şöyle fırtınalı bir aşk istiyorum’ dedi. Sen aşkı yaşarken, karın da fırtına kısmını halleder artık.”



‘Şapkalı a’ kullanıldığı zamanlar ‘ama’ya ‘lakin’ denirdi.



Dörtten fazla ayağı olan hayvanları samimi bulmuyorum.



Yağlı kağıda sarılmış, küçük rulo üzümlü kekler pastanelerde üretilmediğinden beri artık hiçbir şey aynı değil.



Nasıl yaşlandıysak artık, bizim zamanımızın James Bond’u bile ölmüş.



İç sesimin, Memo diye bir metin yazarı var.



‘Şu anda diğer müşterilere yardımcı olan operatör’ hissi veren bir arkadaşım var.



İnsanları hayvanlardan ayıran bir şey de, aksesuar kullanmalarıdır.
Sıradaki haber yükleniyor...