Aşure mi, Anuşabur mu, Koliva mı?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Eski İstanbul’da her hanede az da olsa aşure pişirmek adettendi. Uğur ve bereket getirdiğine inanılırdı. Nuh Peygamber’in sünneti olarak değerlendirilirdi. Müslümanlar Muharrem ayının 10. günü aşure pişirirlerdi. Aynı gün, Adem Peygamber’in tövbesinin kabul edildiği, Nuh’un, tufandan kurtulup karaya çıktığı, İbrahim Peygamber’in ateşte yanmadığı, Musa Peygamber’in Firavun’un zulmünden kurtulup, Firavun’un boğularak öldüğü, Yakup Peygamber’in oğlu Yusuf’a kavuştuğu, Eyüp Peygamber’in hastalıklarının geçip iyileştiği gibi rivayetler vardır. Ayrıca o gün, Kerbela olayı gerçekleşmiş ve Hazreti Peygamber’in torunları katledilmiştir.

*

Ermeni ve Rum kültüründe de aşureye benzeyen yemek ve ritüeller vardır. Ermeniler 6 Ocak’ta Anuşabur (tatlı çorba) yaparlar. Rumlar da yılın ilk ayı ‘Koliva’ yaparlar. Kıbrıs Türkleri de ‘Goliva’ derler, ayrıca bir şeyi bedava gibi dağıtmak anlamında “Goliva zannetin galiba” derler. Eski İstanbul’da Kibar konaklarında aşure piştiğinde hane halkı kazanın etrafında toplanır, Yasin ve Mülk suresi okunur, oluşacak sevabı, ailenin ölmüşlerin ruhuna hediye edilirdi.

Kazanın üstündeki kapak kaldırıldığında hane halkı buhar suyunu gözlerine sürer ve bunun uğuruna inanırlardı. İlk tabak aşure dağıtılmaz, evde bulundurulur, bunun da uğuruna inanılırdı. İlk kaşığa bakla tanesi denk gelmesi durumunda, bu baklayı siler, para kesesine koyarlardı. Bu baklanın bereketinin, sonraki yılın Muharreminin 10. gününe kadar hüküm sürdüğüne inanılırdı.

*

“Eski İstanbul hayatında, Şehzadebaşı’nda ‘Tabhâne’ denilen vakıf binada oturan ve çoğunluğu Anadolu’dan gelmiş kör, topal ve sakatlardan meydana gelen topluluk, Muharrem ayının girmesiyle birlikte önlerine gözleri gören bir rehber alarak şehir sokaklarına dağılırlardı. Birbirlerinin birer adım arkasında ve öndekinin sol omuzuna veya değneğine tutunarak altışar kişilik gruplar halinde dolaşırlardı.

Bunlara ‘goygoycu’ derlerdi. Goygoycular, sokak sokak dolaşırken Hz. Peygamber’in torunları Hasan ve Hüseyin’in Kerbelâ’da şehid edilmeleri hadisesini konu alan mersiye, kaside ve ilâhiler okurlar ve okudukları eserlerin her mısrasının veya her kıtasının sonunda topluca “Hey kaygulu cânım” sözünü nakarat halinde tekrar ederlerdi. Zamanla “Yâ hoy goy goy cânım” şeklini alan ve hususi bir âhenkle terennüm edilen bu ifade sebebiyle, halkın bu kişilere ‘goygoycu’ adını verdiği söylenirdi.

AŞUREYİ PİŞİRELİM “Hû” DİYELİM

Bir gün önce buğday, nohut, fasulye ve baklayı ıslat ve yıka. İnsanlığın ve Kerbela’nın kanlı tarihini yıkayamazsın ama konu komşuya aşure dağıtman iyi bir başlangıçtır. Yıkadığın malzemeleri ayrı kaplarda bir taşım kaynat. Sabaha kadar suyun içinde kalsınlar.

Sabah buğdayı kendi suyunda, diğerlerinin suyunu değiştirerek ateşe koy. Yumuşayıncaya kadar kaynat. Kabuklarını soy. Üzümü ve üçe bölünmüş hurmaları da ayrı kaplarda haşla. Buğday yumuşayınca pirinci, üzümü ve hurmayı ilave et. Bir taşım kaynayınca bakla, nohut ve fasulyeyi ilave et. Sertleşmemesi için şekerini kaynamadan önce birer bardak, kaynayınca tekrar birer bardak olmak üzere dört defada koy. Dibini tutmaması için sürekli karıştırarak pişir. Helmeleşince suda erittiğin nişastayı ilave et.

Bir taşım kaynayınca gül suyunu da ilave et. Ateşten alıp kaselere dök. Üstüne dövülmüş ceviz ya da fındık, mevsimi ise nar taneleri serp. O zaman bir gülbank çekelim ki Allah kabul etsin. “Allah Allah, bir Allah, kadîm Allah, şühedâ-i Kerbelâ, İmam Hasan ve Hüseyin aşkına, cemî-i enbiyâ ve evliyâ keremine, cümle mertler demine, gelip geçmiş müminlerin ervâhına hû diyelim hû...”

MALZEMELER:

  • 3 su bardağı aşurelik buğday
  • ½ su bardağı nohut
  • ½ su bardağı fasulye
  • ½ su bardağı bakla
  • ½ su bardağı kuru üzüm
  • ½ su bardağı hurma
  • ½ su bardağı pirinç
  • 4 su bardağı toz şeker
  • 2 çorba kaşığı nişasta
  • 16 su bardağı su
  • 2 çorba kaşığı gül suyu
  • 2 su bardağı ceviz

(NEVİN HALICI TÜRK MUTFAĞI KİTABINDAN ALINMIŞTIR)

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder