Sadık Gültekin’le Doğru Tercih

04 Temmuz 2022, Pazartesi 07:00

TYT Türkçe testi sorunlu!

Ordu Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Murat Candaş, 2022-TYT Türkçe soruları ile ilgili ayrıntılı bir değerlendirme yapmış, değerlendirme sonucunu benimle paylaştı. Candaş Hoca’nın tespitleri şu şekilde:

ÖSYM gibi köklü bir kurum için 2022-TYT Türkçe soruları, çok iyi olmayan ve ölçme değerlendirme yönü bakımından zayıf bir test olarak karşımıza çıkıyor. Test, çalışan ve emek harcayan öğrenci açısından mantıklı bir soru dağılımı barındırmıyor. Paragraf soruları, soru kökleri açısından birbirinin devamı niteliğinde. Yeni nesil soru tarzı bu yılın Türkçe testinde yok. Soru dağılımı MEB’in müfredatına uygun değil. 7 dil bilgisi sorusu, oldukça yetersiz. Bu tarzdaki bir test için emek harcayan öğrencinin hayal kırıklığına uğraması kaçınılmaz.

Maalesef konuların yeterince taranmadığı bir Türkçe testiyle karşılaştık. Yarım saat fazla süre verildiği için benzer soru kökleriyle öğrencilerin netlerini düşürmeyi hedefleyen bir sınav. Bu sınavda Türkçe sorularını hazırlayan ekibin değiştiğini düşünüyorum. Sorular imla, anlatım bozukluğu açısından oldukça kötü. Hatalı soru yok ancak imla ve anlatım hataları oldukça fazla. ÖSYM, Türkçe testinde son üç-dört yıldır yaptığı gibi bu yıl güncel paragraflar seçmemiş, daha çok edebiyat ve sanat ağırlıklı metinlerle tarzını değiştirmiş.

HATALI SORULAR

4. Soru: (C) seçeneğinde “oluştursa da” kelime grubu yanlış kullanılmış. Cümlenin anlamına uygun değil.

8. Soru: “Trenin son vagonuna gelene kadar bir sonraki vagonda nelerle karşılaşılacağı ile ilgili merak ve beklentiler yaşamın sürükleyici güçlerindendir; tıpkı heyecanlı bir film izlemek gibi.” Bu soruda noktalı virgül yanlış kullanılmış. Virgül olmalıydı. Birçok soruda noktalama hataları var:

9. Soru: “değil” kelimesinden sonra hiç noktalama yok.

16. Soru: II. cümlede yüklemler arasında virgül kullanılmamış. Yine aynı cümlede “damla biçimi” diye bir tamlama olmaz, “damla biçimini” demeliydi. Belirtme hal ekini eksik kullanarak anlatım bozukluğu yapılmış.

29 Haziran 2022, Çarşamba 07:00

Bütün insanların zekası eşittir!

Fransız filozof Jacques Rancière, “Cahil Hoca” adlı eserinde alışılagelen ‘açıklayıcı öğretmen’ modeline karşı çıkıyor. Cahil Hoca, tesadüfen fark edilen bir yöntem sonrası eğitim konusuna farklı bir yaklaşım getiren felsefî bir kitap. Bu kitap, her öğretmenin mutlaka okuması gereken bir eser.

Açıklayıcı öğretmenin reddi, aslında açıklayıcının otoritesinin reddidir. Rancière, öğretmenin merkez-dışı edildiği bu pedagojik programın amacını, zihinsel özgürleşme olarak ifade ediyor. Rancière, ‘bir zekanın bir başka zekaya tabi kılındığı yerde aptallaşma vardır’ diyor. Zihinsel özgürleşme sadece öğrencinin değil, aynı zamanda öğretmenin de özgürleşmesini içeriyor. Açıklayıcı öğretmenin işlevi, öğrencinin zekasını bağımsız ve aktif kullanabilmesine dayanan bir öğrenme sürecinin önünü açmaktır.

***

Cahil Hoca kitabında adı geçen Fransız öğretmen Joseph Jacotot, 1815’te Belçika’nın Leuven kentinde ders vermeye başlar. Ancak ortada ciddi bir sorun vardır: Jacotot ve öğrencilerin anlaşabileceği ortak bir dil yoktur! Şansına o tarihlerde bir sayfası Fransızca, öteki sayfası Flamanca olan bir Telemak (didaktik bir roman) çevirisi yayımlanmıştır. Öğrencilerine bu Telemak çevirisini dağıtan Jacotot, bu kitap sayesinde öğrencilerinden Fransızca öğrenmelerini ister.

Bu öğrenme sürecinde, Fransızca'ya ilişkin hiçbir şey anlatmamasına rağmen, bir süre sonra öğrencilerin Fransızca öğrendiğini ve en ufak bir hata yapmadan Telemak’ı kendi cümleleriyle özetlediklerini keşfeder. Bu durum, Jacotot’un bir şeyin öğretilmesi için öğretmene ihtiyaç duyulmadığını fark etmesini sağlar. İşi daha da deneysel hale getirmek isteyen Jacotot, daha önce hiç müzik eğitimi almamış kişilere müzik eğitimi vermeye başlar. İlginç olan, kendi bilmemesine rağmen, insanlara müzik aleti çalmayı öğretir. Bunun ardından Jacotot, panekastik adını verdiği ‘her şey her şeydedir’ düşüncesini geliştirir. Bu düşünceye göre bütün insanların zekası eşittir. Zekaların hiyerarşisi koca bir aldatmacadır. Rancière, bu eşitlik yöntemini her şeyden önce bir irade yöntemi olarak tanımlar, ona göre zekaların değil iradenin eşitsizliği söz konusudur.

***

Bir çocuk doğduğu andan itibaren, sadece kendi gözlem ve tekrarları üzerinden anadilini öğrenebilir. Ancak daha sonraki bilgiler için bir öğreticinin zorunluluğuna ve derslerine ihtiyaç duyduğu ileri sürülür. Oysa hepimiz, günlük hayatta, belli zorluklar nedeniyle bir takım şeyleri kendi başımıza öğrenmek durumunda kalıyoruz. Öğretmenin varlığı öğrenme sürecini böler.

Öğrenen ve öğrenilen arasındaki ilişkiye, üçüncü taraf dahil olur. Oysa öğrenme, tekrar ve bir vazgeçmeme sürecidir; bireysel bir süreçtir. Öğrenmede farkı yaratan öğretici değil, irade eşitsizliğidir. Öğretmen, bilmediği bir konuyu da öğretebilir, yeter ki öğrencinin iradesini kullanmasını sağlayabilsin. İradeden sapma durumunda, öğrenci öğrenme işlevini yerine getiremez. Eşitlik içindeki fark, bu noktada ortaya çıkar. Öğretmenin görevi, öğrenciyi irade göstermeye zorlamasıdır.

27 Haziran 2022, Pazartesi 07:00

Kıt kafalılar üzerine felsefi bir roman…

Christoph Martin Wieland’ın “Abderalılar” adlı kitabında, dünya mizah tarihinde eşi az bulunan bir hukuk parodisinin örneği vardır: Eşeğin Gölgesi Davası…

Abdera’da yaşayan Struthion adlı bir dişçi, ülkeyi baştan başa dolaşıp hastalara şifa dağıtır. Hem ilaçlarını hem de kendini taşıyacak bir eşeğe ihtiyacı vardır. Struthion, bir eşek kiralar ve yola koyulur. Anlaşma gereği, ilk konaklama yerine kadar eşeğin sahibi de Struthion ile birlikte gelecektir. Mevsim yaz, hava çok sıcak ve etrafta gölgelenecek tek bir ağaç yoktur. Sıcaktan bunalan Struthion, çareyi eşeğin gölgesine sığınmakta bulur. Eşeğin sahibi “Ben sadece eşeği kiraladım, gölgesini değil!” diyerek çıkışır. Struthion “Şaka ediyorsun herhalde, eşekle gölgesi beraber gider” diye çıkışır. Eşeğin sahibi “Gölgesini de kiralamak istiyorsan, onun için ayrıca para ödemelisin” der.

***

Struthion parayı vermeyince, eşeğin sahibi olayı yargıya taşır. Yargıç Plippides, tarafların savunmasını dinler. Struthion “Eşekle gölgesi beraber gider, eşeği kiralayan neden onun gölgesinden faydalanmasın ki” der. Yargıç, “Evet, gölge eşeğin parçası sayılır, gayet açık” deyip, sözü eşeğin sahibi Anthrax’a bırakır. Anthrax, “Ben eşeğimi sadece yükünü taşısın diye kiraladım. Eşek başka şey gölgesi başka” der. Yargıç “Evet, bu da doğru. Bu durumda yapacağınız en iyi şey aranızda anlaşmaktır” der. Yargıcın çabaları ile taraflar yumuşamaya başlar. Ancak dava vekillerinin devreye girmesiyle işler sarpa sarar.

Sorun, Struthion ve Anthrax’ın sorunu olmaktan çıkıp, tüm Abdera’nın sorunu olur. Eşeğin gölgesi, artık bütün kentin üzerine düşmüştür! Abdera halkının yarısı dişçiyi, diğer yarısı Anthrax’ı destekler. Dişçiyi destekleyenler “Eşek Partisi”, Anthrax’ı destekleyenler ise “Gölge Partisi” olmak üzere iki gruba ayrılır.

***

Mahkemede sekize karşı on iki oyla, dişçinin eşeğin gölgesini kullanma hakkı olduğuna karar verilir. Mahkemenin aldığı kararı beğenmeyen davacı vekili, konuyu Abdera meclisine götüreceğini açıklar ve dava meclise taşınır. Partiler arasındaki çekişme daha da büyür, dava artık bir devlet meselesi halini alır.

Karar günü, eşeğin mahkemeye getirilmesinin uygun olacağı düşünülür, hayvan tımar edilir, kafasına çiçekler koyulur ve kurdelelerle süslenir. Eşeği görenlerden biri, “Hey eşeğin kendisi geliyor” diye bağırır. Bir başkası “Yargıçlara yardım edecekmiş!” der “Haydi şunun hesabını görelim” diye bağırınca bir diğeri, kalabalık bir anda eşeğe saldırır ve zavallı eşeği iki dakikada parçalarlar.

22 Haziran 2022, Çarşamba 07:00

170 yıl süren sefer

Takvimler 1845’i gösterdiğinde dünya üzerinde keşfedilmemiş tek bir yer kalmıştı: Kuzey Kutbu! Diğer keşif alanlarına bakıldığında önemsiz gibi görünen bu yer, aslında İngiliz ekonomisi için büyük önem taşıyordu. İngilizler, Çin’e ulaşmanın kestirme bir yolunu arıyordu. Erebus ve Terror adlı donanmaya ait iki savaş gemisi, kutupların sert koşullarına dayanabilecek şekilde modifiye edildi. İki gemiye 135 kişilik mürettebat için 3 yıl yetecek gıda stoklandı. Bu önemli seferin başına Sir John Franklin getirildi.

İki gemi 19 Mayıs 1845 günü yola çıktı. Önce Grönland’a vardılar. Son derece disiplinli olan kaptan John Franklin, yasaklarına uymayan 5 kişiyi Grönland’da gemilerden indirip İngiltere’ye geri gönderdi. Gemiden indirilen bu denizciler, ne kadar şanslı olduklarını ancak yıllar sonra anlayabileceklerdi! Gemiler en son temmuz 1845’te Baffin Körfezi'nde görüldü, bu tarihten sonra da haritadan ve tarihten silindi.

***

Seferin ilk iki ayı sıkıntısız geçti. Ancak kutup dairesine girer girmez mürettebatın bir kısmı tüberküloza yakalandı. 3 genç denizci hayatını kaybetti. Faciaya yol açan esas unsur, John Franklin’in takip ettiği rotaydı. Kaptan Franklin, “Peel Sound” adı verilen kanaldan ilerledi. Bu son derece riskli bir karardı.

Kanal buz tuttu, gemiler buza saplandı. İlk etapta manzara çok korkutucu değildi; tüm kamaralar ısıtma sistemiyle donatılmıştı, gemide 3 yıl yetecek gıda stoğu vardı. Ancak süre ilerledikçe, keşif seferi trajediye dönüşmeye başladı. Denizcilerde şiddetli baş ağrıları ve bir takım fonksiyonel bozukluklar görülmeye başlandı. İnsanlar ruh ve akıl sağlığını kaybederek ölmeye başladı. Denizcilerin dişleri dökülüyor, etleri çürüyordu.

Tüm bunların sebebi, denizcilerin yedikleri konservelerdi. 1980’lerde bulunan cesetlerden alınan saç ve doku örneklerinde, normal bir insan bünyesinin kaldırabileceğinin neredeyse 10 katı kurşun saptandı. İhaleyi alan firma, işi ucuza getirmek için konserve kapaklarının mühürlenmesi işlemini baştan savma yapmış. Mühürlenme işleminde kullanılan kurşun, zaman içinde konservenin içindeki yemeklere karışarak mürettebatı zehirlemiş.

***

Buzlar 1846 ilkbaharında da erimedi, gemiler sıkıştıkları kapandan bir türlü kurtulamadı. İki gemi 18 ay buz esaretinde kaldı. Tüm stoklar tükendi. Kaptan John Franklin, 1847’de hayatını kaybetti. 22 Nisan 1848’de sağ kalan denizciler gemileri terk etti.

20 Haziran 2022, Pazartesi 07:00

AYT de kolaydı

Önceki yıllara göre daha kolay bir sınav olduğunu belirtelim. Matematik kolaydı, fen de adayları fazla zorlamadı. Matematik ve fen testinde birkaç soru adayları zorladı. Sınavın geneline baktığımızda, yeterli alan bilgisi olan ve bu bilgileri yorumlayabilen öğrencilerin yapabileceği bir sınav olduğunu söyleyebiliriz.

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI: Öğrencilerin alan bilgisi hakimiyeti yorum gücüne bağlı olarak ölçülmüş. Türk edebiyatının temel taşlarını oluşturan sanatçılar, eserler ve dönem bilgilerinin sorgulandığı sınav, edebiyat kazanımlarını özümsemiş öğrencilerin başarılı olacağı bir yapıdaydı. Sınavın önceki yıllara göre çeldiricilerinin daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Adaylar bu testi yanıtlarken fazla zorlanmadı.

TARİH: Tarih sorularının adayları fazla zorlamadığını söyleyebiliriz. Sınav, çalışan öğrencinin yapabileceği nitelikte sorulardan oluşuyordu. Sorular doğrudan tarih bilgisini sorgulamanın yanı sıra, bilgileri kullanarak yorum yapabilme gücünü de ölçüyordu. TYT’de olduğu gibi kronolojik bilgi burada da sınanmış.

COĞRAFYA: Bilgi ağırlıklı sorularla karşılaştık. TYT’de olduğu gibi bu sınavda da öğrencinin harita okuryazarlığına sahip olması sorgulandı.

FELSEFE: Felsefe sorularından 3’ü metin okuma, metinden akıl yürütme ile sonuç çıkarabilme yeteneğini sorgulayan sorulardan oluşuyordu. Kavram bilgisi eksik olan öğrenciler için soruların zorlayıcı olduğu söylenebilir.

PSİKOLOJİ: Sorular, geçen yıllarda olduğu gibi metinden sonuç çıkarma biçiminde değil, metin verilmeden sorulmuş. Seçeneklerde örnek cümleler verilerek öğrencinin doğru yanıta ulaşması istenmiş. Konuları bilmeyen öğrencilerin zorlanacağı bir sınav olarak tanımlanabilir.

SOSYOLOJİ: Sorularda paragraf ve kavram bilgisi sorgulanmış. Soruların öğrencileri fazla zorlamayacak düzeyde olduğu söylenebilir.

MANTIK:

19 Haziran 2022, Pazar 07:00

TYT kolaydı, darısı AYT’nin başına…

TYT, bu yıl adayları fazla zorlamadı. 2021 yılına göre daha kolay bir sınavla karşılaştık. Üst düzey düşünme becerilerini ölçen soru yapılarının bu yıl da kullanıldığını görüyoruz. Öğrencilerin genel olarak Türkçe testinde biraz zorlandıkları gözlemlendi.

TÜRKÇE: Bu yıl da seçici sorular vardı. Paragraflar hem öğretici metinlerden hem de edebî metinlerden seçilmiş, metinlerde öğrencilerin okuma-anlama yeterlilikleri ölçülmüş. Çeldiricilerinin güçlü olduğu gözlemlendi.

Türkçe testinde yer alan 40 sorudan 17’sinin olumsuz tabanlı soru kökünden oluştuğu görülüyor. Paragraf sorularının ortalama uzunluğu 118-135 kelimeden oluşuyor. Sorulardaki kelime sayısı geçen yıla göre biraz azalmış. Dil bilgisi soruları adayları fazla zorlamadı.

TARİH: Soruların genel olarak tarihi kavramlar, dönem bilgisi ve temel bilgilerin yorumlanması üzerine kurgulandığı görülüyor. Temel bilgi ve kronoloji bilgisi sınanmış. Tarihin gerektirdiği temel bilgilere ve olaylar arası kronolojik dizine hakim olan öğrencilerin yapabileceği türde sorular var. Bu bağlamda eksiği olan öğrencilerin zorlanacağı bir sınav olduğu söylenebilir.

COĞRAFYA: 9. ve 10. sınıf müfredatına uygun olarak hazırlanmış. Sorular kavram düzeyinde çok zor olmayan, net ve anlaşılır nitelikteydi. Sorular genel olarak iyi hazırlanmış, orta düzeyde bir sınavdı.

FELSEFE: Her üniteden bir soru çıkacak biçimde dengeli bir dağılımla sorulmuş. Soruların tamamı felsefe metni olarak verilmiş. Öğrencilerden metni okuma, anlama, akıl yürütme ile yargıya ulaşması istenmiş. İki sorunun çeldiricileri kuvvetli tutulmuş. Felsefe sorularının adayları biraz zorladığı söylenebilir.

DİN KÜLTÜRÜ: Genel olarak verilen paragrafların yorumlanmasına dayalı bir sınavdı. Sadece bir soruda öğrencinin doğrudan bilgisi sınanmış.

MATEMATİK:

15 Haziran 2022, Çarşamba 07:00

Hafızayı güçlendiren BDNF proteini nasıl artırılır?

BDNF, yeni bir şeyler öğrenmemizi sağlayan bir protein. BDNF, beyinde yer alan ve sayısı kişiden kişiye değişen bir salgı proteini. İnsanların öğrenme sürecini kolaylaştırma, alzheimer ve parkinson gibi hastalıkların oluşumunu engelleme, hasar gören nöronları tamir etme gibi yararları var. BDNF, bir anlamda beyin ve beyin hücrelerinin ‘büyüme hormonu’dur ve yaşla birlikte azalıyor.

BDNF molekülü beyin tarafından üretilen; yeni sinir hücreleri oluşumunu ve sinir sistemini kaplayan kan damarı ağının beslenmesini sağlayan bir molekül. BDNF, özellikle hafıza fonksiyonunda önemli bir rol oynuyor. Farelerle yapılan deneyler, BDNF molekülü eksikliği ile doğan farelerin doğumdan kısa bir süre sonra nörolojik hastalıklara bağlı olarak öldüğünü gösteriyor.

BDNF molekülü eksikliği ile doğan insanlarda da depresyon, demans, şizofreni, obsesif kompülsif bozukluk gibi hastalıkların görülebileceği düşünülüyor. Yapılan araştırmalar, BDNF molekülünün spor yaptıktan sonra daha aktif olduğunu; böylece hem kalbe hem de beyinde hafıza ile ilgili kısma iyi geldiğini ortaya çıkartıyor. Bilim insanları, kötü beslenme ve hareketsiz yaşam tarzının BDNF dolaşımını azalttığını belirtiyor.

***

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Usta, BDNF miktarının, çocuğun başarısını etkilediğine dikkat çekiyor. Bu proteini doğru beslenme, sevgi ve sporun artırdığını vurguluyor. Usta, beyin gelişiminin anne karnında başladığını, beynin en fazla geliştiği çağın 5-6 yaşları olduğunu ve bu dönemden sonra beynin gelişimini tamamladığını belirtiyor.

Usta, çocuğun 6 yaşına kadar beyin gelişimini iyi yönde sağlamak için beslenmesine dikkat edilmesi ve sevgi gösterilmesi gerektiğini vurguluyor. Usta, “Salgılanan bir protein türü olan BDNF, çocuğun okul başarısını doğrudan etkiliyor. Bilimsel çalışmalarda üzüm, nar, ceviz, zerdeçal ve brokoli gibi besinlerin BDNF miktarını artırdığı ortaya çıktı.

Çocuklarımızı mümkün olduğunca bu tip besinlerle beslememiz gerekiyor. Çocuğumuzun başarılı olması için B12, D, B ve C vitaminlerini hiç eksik etmememiz lazım. Sağlıksız ürünlerle beslediğiniz çocuğunuzun başarılı olma şansı yok” diyor. Polonya Wroclaw Üniversitesi’nden bilim insanlarının yaptığı bir araştırmaya göre 3 ay boyunca düzenli olarak bisiklete binen erkeklerin BDNF seviyelerinde gözle görülür bir şekilde artış yaşanmış.

Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar, yükselen BDNF seviyesinin yaşlılık emarelerini en aza indirgediğini gösteriyor. Omega-3 tüketen kişilerin beynindeki düşük BDNF, tekrar normal seviyelere çıkabiliyor. Günlük tükettiğiniz yiyeceklerin arasına ceviz, somon balığı, soya fasulyesi ve uskumru gibi yiyecekleri dahil etmekte fayda var.

13 Haziran 2022, Pazartesi 07:00

Atatürk unutmaz!

Mehmet Cemil, 1900’de Manastır’da doğdu. Geçim sıkıntısı çeken ailesi, bir an önce meslek sahibi olması için onu Askeri Sanayi Mektebi’ne yazdırdı. Ancak iki yıl üst üste sınıfta kaldığı için okuldan atıldı. Ardından babasının girişimleriyle itfaiyede göreve başladı. O yıllarda savaş nedeniyle İstanbul’daki çoğu polis orduya katılmıştı. Bu nedenle yeni gençler geçici polis kadrosuyla işe alınıyordu. Mehmet Cemil, komiser olan babasının hatrına, geçici kadroyla polisliğe başladı. Daha sonra asli kadroya alındı.

***

Mondros Mütarekesi nedeniyle İstanbul’un kontrolü tamamen Uzlaşma Devletleri’ne geçmişti. Birçok vatansever, İstanbul’u terk ederek Anadolu’ya kaçmaya başladı. İstanbul’da bulunan Türk polisleri ise Damat Ferit Paşa Hükümeti tarafından Uzlaşma Devletleri’nin emrine verildi.

1919 ağustosunda genç polis memuru Mehmet Cemil, Gülhane Parkı’nda devriye geziyordu. Bu esnada bir kadının çığlıklarını duydu. Çığlıkların geldiği tarafa doğru koştu. Fransız üniformalı üç Senegalli asker, bir kadını sıkıştırmış, kadının elbiselerini yırtarak sarkıntılık ediyorlardı. Mehmet Cemil derhal olaya müdahale eder. Fransız askerleri tüfeklerine davranır ancak geç kalırlar. Mehmet Cemil daha erken davranıp, üçünü de vurur. Fransız askerlerden biri ölür, ikisi yaralanır.

***

Mehmet Cemil, haklı olduğunu bildiği için kaçmaz. Karakol komutanı, Mehmet Cemil’i Fransızlara teslim eder. Fransızlar onu hemen Kumkapı’daki Fransız Hapishanesi’ne koyar. 1920’de gerçekleşen üçüncü duruşmasında Mehmet Cemil, ‘kendini savunmak için silah kullandığı’ kabul edildiği halde 10 yıl kürek cezasına çarptırıldı ve cezasını çekmek üzere Fransa’ya gönderildi.

Mehmet Cemil önce Marsilya’ya, oradan da Fransız Guyanası’ndaki Şeytan Adası’na gönderildi. Polis Mehmet Cemil, Şeytan Adası’nda çok zor şartlar altında tam 10 yıl geçirdi. Şeytan Adası, bir siyasi hapishane idi. Bu hapishanenin cehennemden farkı yoktu. Burada mahkumlar birer amele gibi çalıştırılır, insanlık dışı yerlerde yaşarlardı.

***